MENÜ
Ankara -3°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
'Ücretli öğretmenlik uygulaması terk edilmeli'
Özel Haber
27 Kasım 2021 Cumartesi 07:26

'Ücretli öğretmenlik uygulaması terk edilmeli'

Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, “Eğitimin kalitesini ve verimliliğini düşüren ücretli öğretmenlik en kısa sürede terk edilmeli ve öğretmenlik mesleği içinde bir istihdam türü hâline gelmesinin önüne geçilmelidir.” dedi.

BÜŞRA ÇİNKAYA

Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, ‘20. Milli Eğitim Şürası Görüş ve Öneriler’ raporunu Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. 

Yalçın, Türkiye’nin 2000 yılından sonra eğitim sisteminde; okullaşma oranları, öğretmen sayıları, sınıf mevcutları, okulların fiziki ve teknolojik kapasitesi gibi nicel göstergelerde kayda değer iyileşmeler yaşadığını ifade ederek, “Son 10 yılda öğretmen sayısı yaklaşık yüzde 60 artış gösterirken, tüm kademelerde toplam öğrenci sayısı yalnızca yüzde 13 artış göstermiştir. Yine son 10 yıl içinde tüm okul kademelerinde okullaşma oranı sürekli olarak artış göstermiş, devlet okullarının öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayılarında OECD ülkelerinin ortalamalarına çok yaklaşılmıştır. Yine de millî eğitim sistemimizin hâlâ çözülmeyi bekleyen pek çok sorunu, niteliğinin artırılmasına ihtiyaç olan pek çok alanı bulunmaktadır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında gayri safi yurt içi hasıla içinde eğitime yönelik özel harcama oranı en yüksek ülkelerden biridir. Ancak Türkiye’nin gayri safi yurt içi hasıla içinde eğitime yönelik kamu harcama oranı % 2,7 ile OECD ortalamasının altındadır.” diye konuştu.

Eğitimde fırsat eşitliği 

Eğitimde fırsat eşitliğinin büyük oranda bölgeler ve okullar arası başarı farklılığının azaltılmasına, bunun ise okulların ortalama başarı seviyesinin yükseltilmesine bağlı olduğunu söyleyen Yalçın, “Okulların başarısını etkileyen çok sayıda değişken olup bunlardan bazılarını hatırlatmakta fayda vardır: Öncelikle mesleki tecrübe, öğrenci başına yapılan harcamaların miktarı, okullardaki hesap verebilirlik mekanizmaları, sınıflardaki öğrenci sayısı, öğrenme ortamı, haftalık ders saati ve okullardaki yönetim becerisi.” ifadelerini kullandı.

Yalçın, Türkiye’de öğrenci başarısındaki farklılaşmanın yüzde 19’unun doğrudan öğrenciler arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel statü farklarıyla açıklandığını aktararak bu durumun, Macaristan ve Belçika’dan sonra OECD ülkeleri arasındaki en yüksek değer olduğunu kaydetti.

 “Bugün ülkemizde, okul öncesi eğitimin niteliğine dair temel sorunlardan biri ‘erken çocukluk döneminde din ve ahlak eğitimi’ne yönelik boşluktur.” diyen Yalçın, şöyle devam etti:

“Ülkemizde, ilk ve orta öğretimde din eğitimi ve öğretimi alanında önemli mesafeler alınmasına rağmen, erken çocukluk din ve ahlak eğitimi için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Çünkü okul öncesi eğitim programlarında dinî ve ahlaki gelişime yönelik bir içerik bulunmamaktadır. Bu boşluğun insan hayatının en kritik döneminde olması, sadece bu eğitimden mahrum kalan çocukların değil, toplumsal hayatın geleceğini etkileyecek boyutta geniş bir etki sahasına sahip olacağı hatırda tutulmalıdır. Okul öncesinde din ve ahlak eğitimine yönelik bir talebin varlığı, gerek öğrenciler gerekse veliler yönüyle bariz bir şekilde ortada durmaktadır.”

“Adil kaynak dağılımı yapılmalı”

Yalçın, öğrencilerin öğrenmeleri ve potansiyelini gerçekleştirebilmeleri için fırsatları eşitleyecek şekilde okullara kaynak aktarılmasının önemli olduğunu vurgulayarak “Dezavantajlı öğrencilerin devam ettiği okullarda öğrenme eksikliklerini giderecek ek yatırımların yanı sıra, öğrencilerin başarılı olabilmek için ihtiyaç duydukları insan ve materyal kaynağı gibi her türlü kaynağa sahip olmaları sağlanmalıdır. Bu nedenle, okullara kaynak dağılımının adil yapılması önem taşımaktadır.” dedi. 

Dezavantajlı öğrencileri ve ailelerini destekleyen daha fazla politika ve programlar geliştirilmesi gerektiğini anlatan Yalçın, “Dezavantajlı öğrencilerin eğitimsel kazanımlarının ilerleme düzeyleri izlenmeli ve telafi eğitimleri ile bu öğrenciler desteklenmelidir. İkili eğitim ve birleştirilmiş sınıflarda eğitim-öğretim yapılmamalı; ikili eğitimin tamamen sonlandırılmalı ayrıca tüm öğrencilere öğle yemeği hizmeti verilmelidir. Temel eğitimden orta öğretime kademeler arası geçişte uygulanan sınavların sistem üzerinde oluşturduğu baskı sona erdirilmelidir. Okullar arası başarı farklılığı en az seviyeye indirilerek ortaöğretim, yükseköğretime geçişte bir ara kademe olarak görülmemeli, gençlerin bireysel gelişimine ve beklentilerine cevap verecek şekilde düzenlenmelidir.” diye konuştu.

“Mesleki ve teknik eğitim okullarının kapasiteleri güçlendirilmeli”

Ali Yalçın, mesleki ve teknik eğitimin iyileştirilmesine atfedilen öneme rağmen, Türkiye’de mesleki ve teknik eğitim sistemi, kronikleşmiş köklü yapısal sorunları barındırdığını vurgulayarak, öne çıkan temel sorun alanlarının; müfredatının güncellenmesi, sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi, mezunların kendi alanlarında istihdam edilmesinin sağlanması, mesleki ve teknik eğitim kurumlarının cazibesinin artırılması ve öğrenciler için mesleki rehberlik, tanıtım ve yönlendirme çalışmalarının etkin bir şekilde yapılması ve öğretmenlerin iş başı ve mesleki gelişim eğitimlerinin sağlanması olduğunu aktardı.

Son yıllarda gerek üretimde gerekse hizmet sektöründe yapay zekâ ve otomasyon teknolojilerinin yaygınlaşmasının, istihdam gerekliliklerinin mesleki eğitimden talep ettiği becerilerde büyük oranda değişime yol açtığını söyleyen Yalçın, “Ancak geleneksel mesleki eğitim yeni duruma cevap vermede yetersiz kalmıştır. Bu çıkmazdan kurtulmak için artık mesleklere özgü spesifik bir mesleki eğitim yerine anahtar yetkinliklere daha fazla ağırlık vererek yeni şartlara adaptasyonu kolaylaştıran, meslekler arasında geçişkenliği de mümkün kılan mesleki eğitime, yeni bir bakış açısına ihtiyaç vardır.” ifadelerini kullandı. 

Yalçın, yaygın eğitim kurumları tarafından verilen meslek edindirme kurslarının niteliğinin artırılması ve bu kurslardaki görevlilerin nitelikleri ile bunların çalışma hukukundan kaynaklanan hak ve sorumluluklarına ilişkin düzenleme yapılması gerektiğini söyledi. Yalçın, “Mesleki ve teknik eğitim okullarının kapasiteleri güçlendirilmeli, sanayi ve hizmet sektörü başta olmak üzere, istihdam yeterlilikleri ile bu okullardan mezun olanların kazandıkları beceriler arasında net bir bağ kurulmalı, sektör-okul iş birliği ve entegrasyonu sağlanmalıdır.” dedi.

“Öğretmenlik Meslek Kanunu bir an önce çıkarılmalı”

Öğretmenlerin mesleki gelişiminin sağlanmadığı eğitim sistemlerinin en modern eğitim mekânlara, son model teknolojik araçlara ve en iyi müfredata sahip olunsa bile hep eksik kalacağını ifade eden Yalçın, şöyle konuştu:

“Eğitim sistemlerinin performansları ancak öğretmenlerinin mesleki yetkinlikleri kadar yüksek olabilir. Millî Eğitim Bakanlığı 950.090 öğretmeninin mesleki gelişimini hizmet içi eğitim faaliyetleriyle yürütmektedir. TALIS verilerine göre Türkiye’de öğretmenlerin en etkili bulduğu hizmet içi eğitimler; mesleki bir konuda bireysel veya grupla yapılan uygulamaya dayalı etkinlikler, meslektaşlara rehberlik etme, onları gözlemleme ve yetiştirme olduğu belirtilmektedir. Ancak eğitim fakülteleri ve öğretmenliğe kaynaklık eden diğer programlara yönelik yeterlilik esaslı, öğretmenlerin mesleki gelişim ihtiyacını karşılayacak ve öğretmen yetiştirme sisteminde istikrarı sağlayacak bir yapı henüz tam anlamıyla kurulabilmiş değildir.” 

Yalçın, öğretmenlerin mesleki statü, sosyal itibar, meslek etik kuralları ve mesleki dayanışma gibi konularda gelişme kaydetmesi için Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkarılması gerektiğine vurgu yaparak, “Öğretmenlere yüksek statülü bir meslek iklimi sunulmalıdır. Öğretmenlerin mesleki gelişim ihtiyacının nitelikli eğitimlerle karşılanması için hizmet içi eğitim faaliyetlerine daha fazla kaynak ayrılmalı ve hizmet içi eğitimlerde alternatif modeller benimsenmelidir. Öğretmen niteliğini artırmak için yapılan girişimler sadece hizmet öncesi ile sınırlı kalmamalı; hizmet içindeki öğretmenlerin niteliklerini artırmaya yönelik çalışmalar da sürdürülmeli ve desteklenmelidir.” şeklinde konuştu.

“Ücretli öğretmenliğin bir istihdam türü hâline gelmesinin önüne geçilmelidir”

Ücretli öğretmenlik uygulamasına bir an önce son verilmesi gerektiğini söyleyen Ali Yalçın, “Millî Eğitim Bakanlığı, sayıları bazı dönemlerde 80 binleri aşan ücretli öğretmenlerle eğitim faaliyetlerinin yürütülmesinin normal olmadığını, olağanüstü şartlardan kaynaklanan bu durumun geçici olduğunu kabul etmelidir. Eğitimin kalitesini ve verimliliğini düşüren ücretli öğretmenlik en kısa sürede terk edilmeli ve öğretmenlik mesleği içinde bir istihdam türü hâline gelmesinin önüne geçilmelidir.” ifadelerini kullandı. 

“Hata ve sorunları ortadan kaldırmak, modelin eskimiş, bozulmuş olan yanlarını düzeltmek ve daha verimli bir kamu hizmeti sunmak için gerekli değişim çabaları hiçbir şekilde askıya alınmamalı” diyen Yalçın, “Eğitimin kalitesi, eşitlik, hakkaniyet, eğitimin finansmanı, öğretmen niteliğinin artırılması, okuldaki öğrenme süreçleri ve okulların liyakat ilkesine göre daha etkili nasıl yönetilebileceği konularında sistemli yaklaşımlarla; eğitimde kararlılık, tutarlılık, bütünlük, süreklilik sağlayan ve kamu yararını hedefleyen eğitim politikalarının üretilmesine gayret edilmelidir.”dedi.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Ticari Hayat