MENÜ
Ankara 11°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
'Yeni çağın petrolü artık veri”
Özel Haber
3 Haziran 2021 Perşembe 07:07

'Yeni çağın petrolü artık veri”

TBD İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali İnceefe, dijital ekonominin temelinde “büyük veri” kavramının olduğunu belirterek, “Yeni çağın petrolü artık veri” dedi.

İRFAN BAŞÇUHADAR

Türkiye Bilişim Derneği, nisan ayında “İnsan ve Teknoloji” temalı bir etkinlik dizisi hayata geçirdi. Hayata geçirilen etkinlik serisinin ilki 11 Nisan’da düzenlenen “Dijitalleşen Dünya’da İnsan Odağında Sosyo-Kültürel Dönüşüm” çalıştayı, ikincisi ise 27 Nisan’da düzenlenen “Dijitalleşen Dünya’da İnsan Odağında Çevre Ve Doğal Kaynaklarımız” çalıştayı oldu. 

Etkinliğin üçüncüsü olan “Dijitalleşen Dünyada İnsan Odağında Yeni Ekonomik Düzen: İnsan Ve Teknoloji Etkileşimi” çalıştayı ise, 30 Mayıs’ta çevrim içi olarak gerçekleştirildi. Düzenlenen üçüncü etkinlikte ilk iki çalıştayda ele alınan konular özetlenerek, yeni ekonomik yaklaşımlar, finansman yöntemleri finansal araçlar, iç ve dış ticaret modelleri, finansmana erişim olanakları, ekonomik perspektifte üretim, rekabet, istihdam ve inovasyon konuları tartışıldı. 

“Bilişim ve finansın iç içe girdiği bir dönemden geçiyoruz”

Üçüncü çalıştayın konuşmacıları arasında yer alan TBD İcra Kurulu Üyesi Nazmi Karyağdı, dijitalleşen dünyada elektronik ödeme sistemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Karyağdı, gelişen dünyada ödeme sistemlerinin de değiştiğini hatırlatarak, ülkelerin ödeme sistemlerine dair gelişime, hıza ayak uydurmaları gerektiğini söyledi. 

Ödemenin paraya dayalı bir konu olduğundan söz eden Karyağdı, “Tarihin en erken dönemlerine baktığımızda M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu coğrafyasında Lidyalılar tarafından ilk paranın bulunmasıyla başlayan bir süreçle ödeme, günümüze kadar geldi. Önce takas, sonra para, paranın bulunması, ticaretin gelişmesi, ekonominin ve finansın gelişmesi, paranın fonksiyonlarını da geliştirdi. Geçmişte bir hesap birimi olan para birimi, daha sonra bir değişim aracı ve aynı zamanda değer saklama aracı olarak kullanılan bir değer oldu. Artan nüfusun gelişimi, artan ticaret ve ilerleyen ekonomi sebebiyle aslında ‘yakınsama’ adını verdiğimiz teknolojik araçların, bilişim ve finansın iç içe girdiği bir dönemden geçiyoruz. Bu durum, dünyanın kabuk değişikliği ve bu kabuk değişikliği içerisinde finans ve bilişim de Fintech ve diğer alanlarda yer almaya başladı çünkü paranın taşıma ve fiziki olarak ödeme zorluğu, zaman içerisinde elektronik ödemeyi geliştirdi” dedi. 

“Günümüzde Merkez Bankası’nın önemli görevlerinden biri, ödeme sistemlerini kurmak ve bu kuruluşların yönetimlerinden sorumlu olmak”

Karyağdı, elektronik ödemelerin zaman içerisinde para taşımanın zorluğu, güvenlik, uluslararası ticaretin gelişmesi gibi nedenlerle kredi ve banka kartının kullanımına doğru giden bir süreçle geliştiğinden söz ederek, “Elektronik alandaki gelişmeler, zaman içerisinde hizmet sağlayıcılarının da gelişmesine yol açtı. Önceleri sadece bankalar ve kredi kartı şirketleri bu işin içerisinde yer alırken, şimdi mobil iletişim şirketleri gibi pek çok şirket bu alana girmeye başladı. Günümüzde para dijitalleşti, para sayısal bir veri haline geldi. Dolayısıyla geçmişte Merkez Bankalarının sadece fiyat istikrarını koruma gibi bir görevi öncelikli olurken, günümüzde Türkiye’ye baktığımızda Merkez Bankası’nın önemli görevlerinden birisi, ödeme sistemlerini kurmak ve bu kuruluşların yönetimlerinden sorumlu olmak haline de geldi” ifadelerini kullandı. 

“Türkiye, finansal teknoloji alanında gelişmiş bir yapıya sahip”

Türkiye’nin teknolojik gelişmelerde sağlam ve ciddi alt yapıyla ilerlediğine de dikkati çeken Karyağdı, “Türkiye’de teknolojik gelişmeye bakıldığında EFT adını verdiğimiz bankalar arası kişiler ve kişilerle bankalar arasındaki ödeme sistemlerinin gelişmesindeki ilk proje, 1990 yılında başlayıp 1992’de uygulamaya girdi. Bu alanda da Türkiye’nin aslında oldukça sağlam ve ciddi alt yapısı olduğunu görüyoruz. Türkiye, gerek kamu gerekse özel sektör anlamında finansal teknoloji alanında oldukça gelişmiş ve önemli bir yapıya sahip” dedi. 

“Günümüzde kripto varlıklar 1,7 trilyon dolarlık bir hacme sahip”

Karyağdı, zaman içerisinde finansal teknolojilerde yaşanan değişimin “hızlı olma” ihtiyacını ortaya çıkardığına da değinerek, “Her ne kadar bankalar teknolojiye yatkın olsalar da daha hızlı, üretken, verimli yapılara ihtiyaç ortaya çıktı. Bu bağlamda da yeni ödeme araçları adını verdiğimiz mobil ödeme araçları, dijital para gündeme gelmeye başladı. Bu nedenle zaman içerisinde Merkez Bankası’nın üretmiş olduğu paranın yanı sıra bir kripto para kavramı yavaş yavaş ortaya çıktı. Kripto para kavramı aslında hepimizin hayatına girdi. Önceleri para olarak adlandırılan kripto para kavramı zaman geçtikçe aslında bir değişim ve dönüşüm aracı olmaktan ziyade bir yatırım aracı olma yönünde ilerledi. Dünyada birçok ülke kripto paranın tanımını yapmaya çalışırken farklı tanımlamalar ortaya çıktı. Türkiye’de de Merkez Bankası tarafından yayımlanan yönetmeliğe kadar bir tanımı söz konusu değildi” diye konuştu.

Günümüzde kripto varlıkların 1,7 trilyon dolarlık bir hacme sahip olduğundan söz eden Karyağdı, “10 bin civarında da üretilmiş bir kripto varlık söz konusu. Bu kripto varlıklar, merkezi bir yapıya sahip değil, yani arkasında devlete ait bir organ bulunmuyor, karşılığı yok ve ödeme aracından ziyade yatırım aracı olarak kullanılıyor” dedi. 

“Kripto varlıklara dair toplu bir tanım ve düzenleme gerekiyor”

G20 ülkelerinin kripto varlıkları, “gayri maddi bir varlık” olarak tanımladığından söz eden Karyağdı, şöyle konuştu: “Türkiye’de Merkez Bankası 16 Nisan 2021 tarihinde ‘Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik’ yayımladı. Bu getirilen yönetmelik, ödeme aracı olarak Türkiye’de kripto varlıkların kullanılamayacağını ifade etti. Kripto varlıkların borsada alınıp satılması söz konusu ama herhangi bir maddi hak satın almaya kalktığınızda ya da ödemede bulunmak istediğinizde Türkiye sınırları içerisinde bu varlıkları kullanamıyorsunuz. Merkez Bankası’nın yanı sıra MASAK da kripto paralarla ilgili bir düzenleme yaptı. ‘Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcıları’ adı altında bir kurum oluşturuldu. Aslında bu alanda Türkiye’deki düzenlemeler parça parça. Her kurum kendi penceresinden bir düzenleme yapıyor. Halbuki bu varlıklara dair toplu bir tanım ve düzenlemeye ihtiyaç var.” 

“Gerek kripto paralar gerekse diğer konularda çok daha hızlı hareket edilmesi lazım” diyen Karyağdı, “Çünkü Türkiye, kripto varlıklarda hacim olarak Avrupa’da birinci, dünyada da dördüncü sırada. Bu kadar büyük bir hacme ulaşan konuda ilerlemek lazım. Tüketiciyi korumak için bu varlıklardan uzak durmayı söylemek yeterli değil, bu konulardaki düzenlemeyi öne almak lazım çünkü Türkiye gelişmekte olan ülkeler gibi bu alanda değişime ve yeniliğe istekli olduğunu gösteriyor” dedi. 

“Duygularını ifade edebilen toplumlarda finansmana erişim daha rahat gelişiyor”

GİSED Başkanı Kamil Kılıç,  dijitalleşen dünyada bilişimde finansmana erişim konusunda değerlendirmelerde bulunarak, kendini rahatça ifade eden toplumların finansmana erişimde daha rahat bir gelişim gösterdiğini söyledi. 

“İşletme sermayesinde ve finansmana erişimde sürdürülebilir bir ekosistemi ortaya çıkarmak önemli” diyen Kılıç, “Dünyada etkin ve yetkin girişim ekosistemlerine baktığımızda nakit para, günü yansıtan ve geleceği inşa eden güncel eğitim ve öğretim programı öne çıkan unsurlardan. Bununla birlikte, deneyim, yatırım, iç görü, yol gösteren bir yapı ve iletişim, finansmana erişimde sürdürülebilir ekosistem için önemli. Girişkenlik konusunda geride kalan ve taleplerini rahat ifade edemeyen, çekingen toplumlarda yatırım ve finansman ortamı gelişemiyor. İnsanların duygularını rahatça ifade edebildiği toplumlarda finansmana erişim çok daha rahat gelişiyor” dedi. 

“Akıl ve kas gücü tazeliğini koruyan şirketler öne çıkacak”

Kılıç, geleceğin dünyasında akıl ve kas gücünün tazeliğini koruyan bir iş modeli geliştiren şirketlerin öne çıkacağından söz etti. 

Hızlı büyüme için tasarımlanmış ve buna müsait, teknolojiyi sunan ve kullanan, geniş kitlelere hitap eden ve sunduğu hizmeti kullanıcıya ulaştıran, ihtiyaç gideren sürekliliğe sahip ve gelişmeye, geliştirmeye müsait girişim fikirleri olarak tanımlanan Startup’lar hakkında yapılan araştırmaya dair bilgi veren Kılıç, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre, dünya geneline bakıldığında İsrail’de bir milyon kişiye düşen 214 Startup var. Singapur’da 176, Amerika’da 160, İngiltere’de 122, Almanya’da 34, Romanya’da 24, Polonya’da 19, Türkiye’de 16, Güney Afrika’da 10, Brezilya’da 8, Nijerya’da 2 Startup mevcut.” 

“Yeni çağın petrolü artık veri”

TBD İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Ali İnceefe ise yaptığı konuşmada dijitalleşen dünyada yeni ekonomik düzene dair değerlendirmelerde bulundu. 

İnceefe, dijital ekonominin temelinde büyük veri, dijital dönüşüm, yapay zeka, makine öğrenmesi, akıllı telefon ve şehirler gibi akıllı teknolojilerin yer aldığını belirterek, “Yani yeni çağın petrolü artık ‘veri’ olmaya başladı. Bugün gelinen noktada bunu büyük veri olarak değerlendirmek lazım. Büyük verinin tanımı da uzmanlar tarafından yüksek hız, hacim ve çeşitlilik olarak ortaya konuluyor. Bu tanıma bakınca ve işin içine veri girince bir işleme söz konusu. Yani bir veriden bir sonuca kadar ekonomik değer yaratan bir zincirden bahsediyoruz. Bu zincir sonunda bir güç oluşturuyor. Bu gücü de bu zincire yatırım yapanlar elinde tutuyorlar” dedi. 

“Üretici olmak için değişim gerekiyor”

Oluşan güç zincirinde üretici mi tüketici mi olmaya karar verilmesi gerektiğini söyleyen İnceefe, şöyle konuştu: “Kendi ülkemizde üretici mi yoksa tüketici mi olacağız? Cevap olarak üretici olmayı tercih ediyoruz ancak üretici olup bu gücü elinde tutmak sadece istekle olmuyor. Bu konudaki verilere göre, inovasyon şartı gerekiyor. Türkiye, inovasyon alanında 51. sırada yer alıyor. Bunun yanından Türkiye, lisansüstü ve doktora sahibi uzman sayısında yüzde 3 gibi bir oranla 36. sırada yer alıyor. AR-GE yatırımları da üretici olma konusunda önemli. Amerika, 600 milyar dolarlık bir AR-GE yatırımına sahip, Türkiye 25 milyar dolarlık bir yatırım yapmış durumda. Dolayısıyla biz bu zincire katkıda bulunup gücün bir kısmını elimize geçirmek istiyorsak, her şeyden önce bir değişim gerekiyor.” 

“Yapay zeka imalat sektörü kapsamında değerlendirilmiyor”

Dijital dünyada yapay zeka kavramının öne çıktığını hatırlatan İnceefe, “Bazı işlemlerin bilgisayara yaptırılması ve karar süreçlerinde bilgisayarların kullanılması olarak tanımlanan yapay zeka konusuna bakıldığında, yapılan bir araştırmaya göre insanların genellikle rasyonel karar vermeme eğilimi var. Yani bir hata yapılıyor ve yapılanan hata olduğu bilinmesine rağmen bu hata sürekli tekrarlanıyor. Halbuki yapay zeka bu hatayı ya yapmıyor, ya da tekrarlamıyor. Bu nedenle yapay zekanın birçok alanda ciddi katkı sağlayacağını düşünülüyor. Bunun yanında yapay zekanın insanların işlerini elinden alma ve işsizliği artırma riskleri de bir tartışma konusu. Burada Türkiye’ye baktığımızda yapay zeka alanında ilk 10’un içerisine girmemiz gerektiği söylendi ama 2018 Yılı OECD verilerine göre, Türkiye yapay zekada 18. sırada yer alıyor. Yapay zekanın gelişimi için ortaya konulan teşvik ve fonlarla ilgili sorunlar var. Diğer bir sıkıntı da yapay zekanın imalat sektörü kapsamında değerlendirilmiyor olmasından kaynaklanıyor” dedi. 

“Dijital dönüşüm ciddi tekelleşme risklerini de gündeme getiriyor”

İnceefe, üretim konusunda insan ve teknoloji ilişkisinin her zaman var olduğundan söz ederek, “Sanayi Devrimi, otomasyon ve iş bölümü kavramlarını gündeme getirmiştir. Üretimi artırmıştır. Diğer taraftan teknoloji ve otomasyon üretimde yabancılaşma ve iş gücünün niteliksizleşmesi gibi durumlarını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde yapay zeka gibi teknolojik gelişmeler insanı üretimden dışlayabilme riskini de ortaya koymaktadır. Bu nedenle yaratılan işler ile yapay zekayla birlikte yok olacak işlerin nitelikleri çok önemli. Bir dijital dönüşüm ciddi tekelleşme risklerini de gündeme getiriyor. Böyle bir durumda dünyada yüzde 1’lik kesimin geliri artarken, yoksulların durumunun daha da kötüleşmesi gündeme gelmiştir. Üstelik salgının buna etkisi ciddi bir şekilde artmıştır. Yoksullukta eşitlenme riski de yükselmeye başlıyor. Bu nedenle kamunun bu tarz süreçlerde ciddi bir düzenleme yapması gerekiyor. Şirketlerce belirlenen hedeflerle bunlara ulaşmaya çalışan tüketici çabası arasındaki denge, yeni ekonominin temel kurgusu niteliğindedir. Bu nedenle gelir adaletsizliğinin azaltılması gerekiyor” diye konuştu. 

“Kendi pazarlarında gelir elde etmeden dünya pazarlarında gelir elde etme ihtimali mümkün değil”

“Türkiye özeline bakıldığında orta gelir tuzağına takılmış görünüyoruz” diyen İnceefe, şöyle konuştu: “Öte taraftan nüfusumuz gençleşiyor. Toplumun refaha ulaşmadan yaşlanma riski de artıyor. Ortanca gelir ile asgari ücret arasındaki makasın daralması da diğer bir risktir. Bu nedenle doğru ve uzun soluklu politikalar gerekir. Yani katma değerli performans ile iyi gelir sağlayacak alanlara yönelmek gerekiyor. Bu nedenle Savunma Sanayi ve Finans Teknolojileri alanındaki başarıların diğer alanlara da kaydırılması gerekiyor. Özellikle kamu, şirket ve eğitim alanlarında vasat yönetimlerin yarattığı sıkıntıyı aşmak önemli. Eğitimde bilimsel ve uzun soluklu bir yaklaşım gerekiyor. Kendi pazarlarında başarılı olup gelir elde etmeden dünya pazarlarında başarılı olma ihtimali mümkün olmadığı için bu konuda hassas davranmak gerekiyor.” 

“İnovasyon alanında düzenleme yapılması gerekiyor”

Dijitalleşen yeni dünyada rekabetin de önemli bir konu olduğundan söz eden İnceefe, “Dünyada verilerin ilk kez bu kadar hızlı, kolay ve ucuz toplanıp işlenilebildiğine tanık oluyoruz. Bunun yarattığı dijital pazarlarda da rekabet ciddi bir sorun haline geliyor. Özellikle ölçek etkisi, bu pazarları bir-iki firmanın rekabetiyle sınırlandırıyor. Bu da tekelleşme riskini yükseltiyor. Tekelleşme riskinin yükselmesi ise, rakiplerin engellenmesi ve dışlanması, hakim konunun diğer alanlara kaydırılması, tüketicinin sömürülmesi, centilmenlik anlaşmaları gibi yöntemlerle çalışanların koşullarının değiştirilmesi riskini gündeme getiriyor. Tekelleşme ve satın almaların inovasyonu engellemesi söz konusu. Bu nedenle bir düzenleme yapılması gerekiyor. Bu düzenlemenin de inovasyon güdülerini engellememesi, inovasyon süreçlerinin sürdürülmesini sağlaması gerekiyor” dedi. 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Ticari Hayat