MENÜ
Ankara
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Deneyimli Gazeteci Ahmet Abakay Son Kitabını Anlattı
Röportaj
22 Şubat 2019 Cuma 07:24

Deneyimli Gazeteci Ahmet Abakay Son Kitabını Anlattı

Gazeteci Ahmet Abakay, “Biz gazeteciler, tanık olduğumuz dönemi aktarmak durumundayız” diyerek yazmaya başladığı “Hey sen! Gazeteci” kitabı ile okuyucuyla buluştu. Biz de Abakay ile bir araya gelerek hem gazetecilik mesleğini konuştuk hem de son kitabı üzerine sohbet ettik.

SEDA TOLMAÇ
 

Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulundan 1975 yılında mezun olan, okul döneminde ve meslek yaşamında Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, Bahri Savcı, Ahmet Taner Kışlalı, Mahmut Tali Öngören, Varlık Özmenek, İlhami Sosyal, Aziz Nesin, Uğur Mumcu gibi birçok isimle çalışan gazeteci Ahmet Abakay, yayımladığı kitaplarla toplumsal sorunlara ve sosyal içerikli konulara değindi.
Gazetecilik mesleğinde çok sayıda olaya tanık olan, bir döneme damga vuran ve isimleri hala hafızalardaki yerini koruyan önemli gazetecilerle yol arkadaşlığı yapan, yaklaşık 20 yıl Çağdaş Gazeteciler Derneğinin Başkanlığını yürüten Abakay’ın, gazetecilik mesleğinde tanık olduklarını, geleceğe bırakmak için yazdığı son kitabı “Hey sen! Gazeteci” okuyucuyla buluştu. 
Biz de Ticari Hayat Gazetesi olarak bir araya geldiğimiz gazeteci Ahmet Abakay ile mesleğe başlama hikâyesini ve son kitabı olan “Hey sen! Gazeteci”yi konuştuk. 
Genç gazetecilere adeta bir ders niteliğinde olan kitap ile ilgili Andre Gide’nin “Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” sözüne değinen Abakay, “Biz gazeteciler, bir dönemin tanığıyız ve bizden sonrakilere o dönemi aktarmak zorundayız” diyor ve başlıyor sorularımızı yanıtlamaya...

Öncelikle sizi gazetecilik mesleğini seçmeye götüren süreçten bahsederek, mesleğe ilk başladığınız yer olan İSTA (İstanbul Haber Ajansı) ile birlikte gazetecilik mesleğine başlama hikâyenizi anlatır mısınız?
Ben Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü mezunuyum, ama daha basın yayın okuluna girmeden de Erzincan Lisesinde öğrenciyken, edebiyata ve yazmaya merakım vardı. Okulumuzun da ayda bir yayımlanan ‘Duvar’ gazetesi vardı. Gazetede; mizah, edebiyat, şiir gibi yazılar yer alırdı ve mizah köşesi bana aitti. Yani lisede mizah üzerine yazılar yazmaya başlamıştım. 
Yine o yıllarımda, bir gazetede muhabir arandığına dair bir ilan görmüştüm. Ben de oraya başvurdum. Bir süre sonra okulda olup bitenleri, orada yazmaya başladım. Bu benim için antrenman gibi bir şey oldu. Tabii, gazeteciliği bilmiyorum, sadece yazılar yazıyorum. 
Sonra basın-yayın okulunu kazandım, ama öncesinde basın-yayın diye bir okul olduğunu da bilmiyordum. Önce Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine, ardından Hukuk Fakültesine ön kayıt yaptırdım. Ön kayıt sırasında bu iki fakültenin yanında Basın-Yayın Yüksekokulu olduğunu gördüm, puanım da tutunca basın-yayına kayıt yaptırdım ve böylelikle basınla tanışmış oldum.

Kitabınızda Basın-Yayın Yüksekokulundaki hocalarınızdan da söz ediyorsunuz? Sizleri mesleğe hazırlayan hocalarınız kimlerdi?
Ben 1971 yılında okula başladım. O dönem çok değerli hocalarımız vardır. Bunlar arasında; Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, Bahri Savcı, Ahmet Taner Kışlalı gibi hocalarımız vardı. Ben de gazeteciliğe hem hocalarımı hem de mesleği çok severek başladım. 1975 yılında da okuldan mezun oldum. 

Okuldan mezun olduktan sonra da mesleğe ilk adım attığınız yer olan İSTA’ya başlamanız da hocanız Mahmut Tali Öngören ve gazeteci Varlık Özmenek’in vesilesiyle oluyor. Kitabınızda da anlattığınız o süreci bize anlatabilir misiniz?
Okuldaki hocalarımdan Mahmut Tali Öngören bir gün okulun koridorunda beni görünce bana “Sen bir yerde çalışıyor musun?” diye sordu. Ben de ona “Yok hocam, nerede bizde o şans. Benim basında da bir tanıdığım yok ki” dedim. 
Öngören de, bana “Sana bir telefon vereceğim. Bu kişiyi ara ve benim gönderdiğimi söyle. Hemen para vermezler, ama bir çevren ve deneyimin olur” dedi. Verdiği isim, Varlık Özmenek’ti. Varlık Özmenek ile o zaman tanıştım ve hayatım boyunca hep karşıma çıktı ve hep elimden tuttu. 
İlk olarak mesleğe başladığım İSTA’da hep bilindik gazeteciler vardı. Bu isimler; Aydın Köymen, Hikmet Bila idi. İSTA döneminde sendika haberlerini takip etmeye başladım. İSTA’nın kurucuları arasında da Aydın Engin, Osman Saffet Arolat, Oya Baydar yer alıyordu. Haberciliği ve kendime olan güvenimi de orada öğrendim.

İSTA’dan sonra muhabir olarak çalıştığınız Vatan gazetesinde de önemli isimlerle bir arada oluyorsunuz. Ajans muhabirliğinden gazete muhabirliğine geçme süreciniz de kitapta yer alıyor.  Bu süreçten de bahsedebilir misiniz? 
Mesleğe başladıktan bir yıl sonra İSTA batınca, ben de Vatan gazetesine başladım. Gazetenin Ankara temsilcisi İlhami Soysal’dı. İSTA ekonomik krize girince muhabirler, kendilerine iş bulup ajanstan ayrılmaya başladı. Herkes ajanstan ayrılınca, Varlık Ağabey (Özmenek) ile ben baş başa kaldık. O günlerde birkaç yıllık muhabir olan Vatan gazetesi muhabiri Zafer Mutlu, gazeteye basın kartlı bir muhabir alınacağını söyledi ve iş için İlhami Soysal ile konuşmamı istedi. Zafer beni İlhami Ağabey ile tanıştırdı. İlhami Ağabey de, lafı hiç uzatmadan “Gel başla” dedi. 
Kendime iş bulmuştum, ama bunu Varlık Özmenek’e nasıl anlatacaktım? Onu tek başına bırakıp gitmeyi ihanet gibi görüyorum. Çünkü Varlık Ağabey, beni işe aldı, gazeteci yaptı. Neyse Vatan’dan çıktım, İSTA’ya geldim. Varlık Ağabey, tek başına oturuyor. Ben de dedim ki, “Ağabey, Vatan gazetesi muhabir arıyor, ben de başvurmayı düşünüyorum, ama seni de yalnız bırakmak istemiyorum”
Varlık Ağabey, bu söz üzerine “Yav Ahmet, sen bana bugün en güzel haberi verdin. Bak herkes gitti. Ben de seni düşünüyordum, sana nasıl iş bulacağım diye yollar arıyordum. Hemen git konuş, istersen İlhami Bey’i ben arayayım” dedi. Ben de “Yok ağabey, ben gider konuşurum” dedim. Gerçi zaten İlhami Soysal ile konuşmuştum. Bir saat falan tur attıktan sonra, Varlık Ağabey’in yanına giderek, “Tamam, kabul ettiler” dedim ve ertesi gün Vatan gazetesi muhabiri olarak işe başladım. 
Vatan gazetesi dönemimde seçimler vardı. Ben de seçimleri takip ederek ve bir gazeteci gözünden yorumlayarak, gazete muhabirliğinin ajans gazeteciliğinden farklı bir alan olduğunu öğrenmiş oldum. 

Peki, en son yazdığınız kitap olan “Hey sen! Gazeteci” kitabınızın diğer kitaplardan farkı nedir?
Bu kitap benim altıncı kitabım. Kitabı yazmamdaki amaç, aslında kitabın önsözünde de alıntıladığım “Anı yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” düşüncesinden yola çıktı. 
Gazeteci, dönemin tanığıdır. Evet, tanığız, ama o tanıklığı birilerinin de bilmesi lazım. Gazetecilerin tanık olduğu şeyleri, aktarması lazım.
Daha önce yazdığım kitaplar; bir tarafıyla toplumsal, sosyal içerikli kitaplardı. Mesela; ‘Politik Göçmenler’ ilk kitabımdı. 12 Eylül’den sonra bazı siyasiler yurt dışına çıktı. Ben de yıllar sonra bir yurt dışı seyahatinde dönemin isimleri ile yurt dışında yaşadıkları süreçleri konuştum ve bu görüşmeleri de ilk kitabımda yazdım.
Yine bir dönem bakan danışmanlığı yapmıştım. Bakanlarla birlikte Güneydoğu’ya seyahatlerimiz oluyordu. Oralarda yaşanan insanlık dramını da ‘Bakan Danışmanı’nın Not Defteri’ olarak kitaplaştırdım. Annem Hoşana’nın 82 yıllık sırrını yazarak, yine toplumsal ve sosyal içerikli bir kitap oluşturdum. 
En son kitabım olan “Hey sen! Gazeteci” ise, bir gazetecinin tanık olduklarını geleceğe aktarması aslında.

O zaman son kitabınız “Hey sen! Gazeteci” genç gazetecilere bir ders niteliğinde olabilir mi?
Doğru. Bildiklerimizi anlatmamız lazım. İyi-kötü yaşanan birçok şey var ve bunların bizden sonra da kalıcı olması için bunları aktarmamız lazım. Ben şunu öğrendim; öncelikle ben gazetecilik okudum. Ve isimlerini de az önce söylediğim önemli hocalar tarafından yetiştirildim. Sonrasında gazetecilerden ustalarım olan Varlık Özmenek, İlhami Sosyal, Mustafa Ekmekçi, Aziz Nesin, Uğur Mumcu gibi isimlerden ise şunu öğrendim; Bir gazeteci siyasal iktidarlara karşı bağımsız olacak. Siyasal iktidarların güdümünde olmayacak. 
İşin sadece gazetecilik yapmak olacak. Bir de uluslararası gazetecilik örgütlerinin gazetecilik ilkelerinde benimsediği tarafsızlığı ve bağımsızlığı benimseyeceksin. Gazeteciliği bu şekilde öğrendim ve böyle yoğruldum ve gazetecilik dersi verirken de aslında kitapta anlattıklarımı anlatmaya çalıştım. 

Peki, gazetecilik mesleğinde bir dönüşüm, değişim oldu. Sizin mesleğe başladığınız dönemden günümüze kadar gazetecilik mesleğinde ne gibi farklıların olduğunu gözlemlediniz?
Biz, gazetecilikten gelen kişilerin yöneticilik yaptığı dönemlerde yetiştik. Dolayısıyla, siyasal iktidarlar tarafından bir baskı olsa dahi, yöneticilerimiz meslektaşları olan bizleri savunurdu. Ama o zamanki yöneticiler ile şimdiki yöneticiler çok farklı. Bugünkü yöneticilerin çoğu, maalesef meslektaşlarının yanında olmak yerine siyasal iktidarın yanında olmayı tercih ediyor.  

Kitabınızda “Alevi ve Sünni evlenebilir mi? Ben Fetva Verdim Oldu” başlıklı bir bölüm var. Bu bölümde iki gencin evlenmesine vesile olmanızı esprili bir dille anlatıyorsunuz. Benim merak ettiğim, o dönemde yaşanan Alevi-Sünni tartışmaları ile şu an yaşanan benzeri tartışmalar, toplumu nasıl etkiliyor. Bir gazeteci gözünden baktığınızda neler söylersiniz?
Bu tür tartışmalar, toplumu ayrıştırmaktan ve düşmanlaştırmaktan öteye götürmemiştir. Kimi zaman devlet kurumları ya da siyasiler tarafından yapılan bazı açıklamalar, toplumu ayrıştırır nitelik taşıdığından; her dönem insanları birbirine düşmanlaştırmıştır. 

Ankara gazeteciliği de sizin üzerinde durduğunuz bir konu. Ankara gazeteciliği sizin için ne ifade ediyor?
Ankara gazeteciliği önemli. Bakın! İstanbul’daki genel yayın yönetmenlerinin çoğu Ankara’dan gitmedir. Çünkü Ankara, gazeteciliği ve siyaseti yorumlama gücüne sahiptir. Bunun yanında gazetecilerin bakanlarla yakın olmaları da çalıştığı kuruma kimi avantajlar sağlamaktadır.  İşin mutfağı Ankara’dır. Her sabah İstanbul ve Ankara’da haber toplantısı olur. İstanbul’daki temsilci Ankara’daki temsilciyi arayarak “Bugün manşete ne çekiyoruz” der. Çünkü hükümet, siyaset Ankara’da. İstanbul için ise magazin diyebiliriz. Siyaset dediğimizde de Ankara akla gelir zaten. 

Son olarak, mesleğe yeni başlayan gazetecilere ne tavsiye edersiniz ve gazeteciliğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Son yıllarda gazetecilik, gerçekten zor bir süreçten geçiyor ve ağır bir sınav veriyor. Çünkü, gazetelerin büyük bir çoğunluğu iktidarın denetimine girmiş durumda. Nereden baksanız, her gazete aynı başlığı atıyor. Maalesef, yandaş gazetecilik bugün en çok konuşulan konular arasında. Ancak gazeteciliğin bu kadar ağır sınav vermesinde sadece mevcut iktidarı eleştirmek doğru olmaz. Gazetecileri de eleştiriyorum. Gazeteci, gazeteciliğini yapmalı. Gücü elinde bulundurana kadar da yanaşma olmaması gerekir. Bu açıdan gazeteciler de kötü sınav verdi. Gazeteciysen, gazeteci kalacaksın. Gazetecilik kültürünün ve uluslararası gazetecilik ilkelerinin benimsenmesi ve sürdürülmesi gerekiyor.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat