MENÜ
Ankara -3°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Devasa bir arşivin sahibi; Talat Öncü
Röportaj
13 Şubat 2019 Çarşamba 07:16

Devasa bir arşivin sahibi; Talat Öncü

Geçmişin izlerini taşıyan 163 bin kitabı büyük bir titizlikle toplamış olan Talat Öncü, devasa bir arşivin sahibi... Çok sayıda kitap, dergi, harita, gravür, fotoğraf ve film arşivine sahip olan Öncü, arşivindeki eserlerin bir bölümünü gazetemiz okurları ile paylaştı.

SEDA TOLMAÇ
 

Günde 14 saatini antika, nadir ve ilginç kitaplar toplamaya ayıran Talat Öncü, 163 bin kitap, 75 bin dergi, çok sayıda fotoğraf ve film arşivinin sahibi... 
Kitap, yazma, harita, gravür gibi birçok materyalin sahibi olan Öncü, kendisini bir ‘biriktirici’ olarak tanımlıyor. 
Okumayı, okumaktan öte de bulduğu her şeyi karıştırmayı seven Öncü, oldukça uzun yıllar, büyük bir titizlikle çalışarak biriktirdiği eserlerle, Ankara’da bir araştırma kütüphanesi kurmak istiyor.
Biz de, Ticari Hayat Gazetesi olarak bir araya geldiğimiz Talat Öncü’den biriktirdiği eserleri hakkında bilgi aldık ve Öncü ile kurmak istediği kütüphane üzerine sohbet ettik.
Öncü, sohbetimiz sırasında gençlere de tavsiyelerde bulunarak, “Ne bulursanız okuyun! Bulduğunuz kitapları, dergileri karıştırın. Ve bir şeyler biriktirin! Göreceksiniz ki, karıştırdığınız, biriktirdiğiniz her bilgi günün birinde işinize yarayacak” dedi. İşte! Talat Öncü ile gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbet…

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben 1955 Konya doğumluyum. Ankara Fen Lisesi mezunuyum. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Elektrik ve Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar Yüksek Mühendisliği mezunuyum. Yani Bilgisayar Yüksek mühendisiyim. 
Son 15 senedir profesyonel olarak kitap toplayıcılığı yapıyorum. Günde 14 saatimi kitaba harcarım. Benim 163 bin kitabımın 120 bin tanesinin künyesi internette var. Sadece kitap da değil 75 bin nüsha dergi topladım. Bununla birlikte bir tesadüf sonucu fotoğraf da toplamaya başladım. Sosyal içerikli 80 bine yakın fotoğrafım var. Ayrıca, 8-10 bin tane kadar film afişim var. Haritalar, gravürler var. Yani ben bir biriktiriciyim. 

163 bin kitabın ve çeşitli yazmaların sahibisiniz. Hangi kitapları ve yazmaları topluyorsunuz? Elinizde bulunan eserlerden birkaç tanesinden bahsedebilir misiniz?
İlginç antikaları ve nadir eserlerden oluşan kitapları topluyorum. Nadir dediğimiz; az bulunur. Antika dediğimiz ise; eski kitaplardır. Tabii, ben bir biriktiriciyim ve elimde çok sayıda antika, nadir ve ilginç eser var. Mesela, 1600’lerden kalma kitaplar var. Hatta yazma olarak 1500’lü yıllara giden kitaplar var. Bununla birlikte ilginç kitaplar adı altında topladığım kitaplar var. Bu kitaplardan biri; Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan’ın Atatürk’e imzaladığı bir kitap. Bunun dışında 1694 yılının Londra gazetesi var. Bu gazetede Varadin Kuşatmasının kaldırıldığından bahsediliyor. Bizim kendi kaynaklarımızda dahi, bu gazetedeki gibi bir bilgiye ulaşılmıyor. 
Ayrıca, Sirilanka Budistlerinin el yazması var. Bu el yazmasının ilginç yönü; Hindistan cevizi ağacının yapraklarına yazılmış olmasıdır. Bu yazmalar, 10 cm genişliğinde 50 cm uzunluğunda özel bir kalemle yazılıyor. 
Biriktirdiğim eserler arasında ipek ciltler, yağlı kağıda sahip kitap kapağı var. Aslında bu çok önemli bir detay. Hemen hemen her türlü kapak görmüşsünüzdür. Ama yağlı kâğıttan kapak görmek her zaman mümkün değil. 
Yazma, cönk, ruzname takvim gibi eserler de mevcut. Burada ruzname takviminden bahsetmem gerekirse bu takvim, günlerin özelliklerinden, ayın güneş karşısındaki durumuna kadar her şeyi içeren bir takvim. İnanılmaz ince bir yazıyla yazılmış. 
1936 yılındaki ilk alfabenin mukavva üzerine el ile hazırlanmış nüshası da var. Ve sayfanın arkasında Kültür Müsteşarlığının ‘basılabilir’ mührü var. 

Kendinize ‘biriktiriciyim’ diyorsunuz. Neden ‘koleksiyoner’ kelimesi yerine ‘biriktirici’ kelimesini kullanıyorsunuz?
Koleksiyonerlik, belli bir disiplin gerektirir. Belli bir tema gerektirir. Belli bir amaç ve araştırma gerektirir. Örneğin, sadece bir alfabe üzerine bir şeyler biriktirmeye başlarsanız, sadece alfabe üzerine araştırmalar yaparsanız, elinize geçenler ve hâkim olduğunuz alanlar sadece ‘alfabe’ olur. O zaman koleksiyoner olursunuz. Ama benim birikimimde alfabeler, ancak bir köşeyi işgal ediyor. Benim gibi insanlar, alır ve koyarlar. Asla ne aldıklarını bilmezler. 

O zaman elinizde kitaplar ve yazmalar dışında birçok eser var?
Evet. Mesela elimde haritalar var. Ben harika koleksiyoneri değilim. Ama benim elimde olan haritaların başka yerde bulunması imkânsız. Mesela bu haritalardan biri Heinrich Kiepert’in 1856 haritasıdır. Bu haritanın başka bir yerde bulunması zordur. Dolayısıyla koleksiyoner, belli bir amaç için toplar. Biz ise, gider 50 tane kitap alır ve 50’sini birden bir kenara koyarız. Ya da gider birkaç tane harita bulur, onları toplar, biriktiririz.

Peki, bir konuda bilgi sahibi olmak için önemli olan nedir sizce?
Bilgi ve fikir sahibi olmak için, karıştırmak çok önemli. Kitap okumanız elbette önemli. Ama onun öncesinde karıştırmanız lazım. Benim elimde 163 bin kitap var ve bu kitapların büyük bir bölümü hakkında bilgim var. Hepsini okuduğum için değil, ama karıştırdığım için bilgim var. 
Süheyl Ünver üstadın bir lafı var. Kendisine sunulan bir kitabın önüne yazıyor: “Kitabınızı aldım, karıştırdım. Yanlış anlamayın, okumadım, karıştırdım. Çünkü kitap okunmaz, karıştırılır.” Tabii, bu bizim gibi insanlar içindir. Biz karıştırırız. Ama siz okuyun!

O zaman gençler, sadece kitabı karıştırmasın, kitap okusun mu diyorsunuz?
Kesinlikle…Onlar mutlaka okumalı. Ne bulurlarsa okusunlar. Eskiden trenlerde gidilirken tren istasyonda durduğu zaman küçücük çocuklar, “gazete, gazete” diyerek koştururlardı. İki tür çocuk vardı: İlk çocuk türü gazeteyi alır annesinin evde o gazeteyle ocak tutuşturmasını isterdi. İkinci çocuk türü, “Bir gazete parçası bulsam da okusam” isterdi. Onun için gençler, ne okurlarsa okusun. Ama mutlaka okusun. Bir paragraf, bir cümle dahi okusalar, oradan mutlaka bir şey alacaklardır. 

Sizi biriktiriciliğe yönlendiren ne oldu?
Benim genlerimde var. Mesela elimde bulunan bir yazma, benim 7.göbek dedem, Ebû Said Muhammed el Hadimi’nin berikası. Hadimi, Padişah’ın davetlisi olarak İstanbul’a gidiyor. Sonra Ayasofya Camii’nde besmele tesviri yapıyor. O zamanın bütün âlimleri oraya geliyor. Ve o âlimlere icazetname veriliyor. Sonra Padişah, Hadimi’ye “Lütfen İstanbul’da kalın” diyor. Hadimi ise, gideceğini söylüyor. Padişah, nereye gideceğini soruyor, o da Hadim’e gideceğini söylüyor. Hadim, o zamanlar Konya’nın güneyinde bir kasaba. O kasaba medrese kurup, öğrenci okutmak istiyor. Padişah da bunun üzerine “Peki o zaman sana ne vereyim?” diyor. Hadimi bunun üzerine, “Kitap verin Sultanım” diyor. İşte! Bendeki kitap biriktirme sevdası da buradan geliyor belki.

Şu an özellikle gençlerde kitap okuma veya bir şeyler okuma alışkanlığı ne yazık ki düştü. Bunun nedeni nedir sizce?
Bakınız! Çocuklara, gençlere kitap okuma ödevi veriliyor. Gençlerden o kitabı okuyup özetini çıkarmaları isteniyor. Ve bugün bakıyoruz ki, internet ortamında her kitabın özeti var. Gençler, kitap özetini internetten alıp yapıştırıyor. “Özetini çıkardım” diyerek, öğretmenine götürüyor. 
Bunun dışında vahim bir durum daha yaşanıyor: Kitapçılarda oturduğumuzda, gençlerden biri geliyor, “Amca şöyle kısa bir kitap var mı?” diyor. Ne kitap istiyorsun diye sorduğumuzda ismini söylediği kitap kalın ve uzun bir kitap oluyor. O zaman da diyor ki, “Yok onu almayayım o zaman, bize kısa bir kitap verin”
Gençler, böyle düşündükleri takdirde asla okumazlar. Niye okusunlar!  Twitter’da 240 karakter yazıyorsunuz. Whatsapp’da yazılan 100 karakterden fazla değil zaten. Yazmıyorsun, emoji kullanıyorsun. Gençlerde fikir beyan etmek gibi bir şey yok. Başkasından aldığını kopyalayıp yapıştırıyor. 

Peki, gençlerin ne yapması gerekiyor?
Kitapçılara gidip bir kitabı ellerine alsınlar. O kitabın zevkini yaşasınlar. Kitabı elde tutmanın insana verdiği bir keyif vardır. Sonra o kitabı karıştırsınlar. Ve sonrasında bir şeyler biriktirmeye başlasınlar.
Bir süre önce ortaokul çocuklarına koleksiyonerliği anlattım. Bir şeyler biriktirin dedim. Onlar da “Ama paramız yok” dedi. Fakat, biriktirmek için illa paranın olması gerekmiyor. Yolda giderken gördüğünüz değişik yaprakları biriktirin mesela. Her yaprağı bir sayfaya yapıştırın. Altına o yaprak hakkında edindiğiniz bilgileri yazın. O sayfa dolduğunda sizdeki bilgi birikimini düşünebiliyor musunuz?
İnsanlar, her şeyin kendilerine bir bilgi katacağını, bu bilginin de bir gün işlerine yarayacağını düşünmüyorlar. 

Bildiğim kadarıyla sizin bir kitaplık projeniz var. Biraz da bu projeden söz edebilir misiniz?
Her şeyi topluyoruz biz. Benim şu an 163 bin kitabım, 75 bin dergim, 100 bin fotoğrafım ve daha birçok şeyim var. Bunları toplamadaki amaçlarımdan biri, Ankara’ya bir kütüphane kurmak. 200 bin kitaplık bir kütüphane kurmak istiyorum. Bir sponsor, bir binanın işlemesini üstlenir ise, biriktirdiğimiz her şeyi karşılıksız vereceğiz. Ve Ankara’ya, 200 bin kitaplık bir araştırma kütüphanesi kurulacak. 
6 depom biriktirdiğim; kitaplarla, yazmalarla, haritalarla ve gravürlerle dolu. Dolayısıyla kütüphane kurulması noktasında bir destek alabilirsem, biriktirdiğim her şeyi bağışlayacağım. 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat