MENÜ
Ankara
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Ebeveynler kaygıyı artıracak davranışlardan kaçınmalı
Özel Haber
10 Eylül 2021 Cuma 07:10

Ebeveynler kaygıyı artıracak davranışlardan kaçınmalı

Yüz yüze eğitimin başlanmasının ardından çocukların, okula uyum sürecinde bazı kaygı sorunları ile karşılaşabileceğini belirten Nöro Davranış Bilimci, Profesyonel Koç İlhan Koç, bu süreçte ebeveynlerin kaygıyı artıracak davranışlardan kaçınması gerektiğini söyledi.

HATİCE KARATAŞ

Okullarda yüz yüze eğitimin başlamasının ardından çocuklarda bazı kaygı sorunları ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Nöro Davranış Bilimci, Profesyonel Koç İlhan Koç, bu konuda ebeveynlerin çocuklarla empati kurması ve kaygıyı doğru yönetmesi gerektiğini belirtti.

Çocuklarda ebeveyn davranışlarının etkisinin çok yüksek olduğunu vurgulayan Koç, eğitim süreçlerinde de anne ve babanın kaygıları büyük önem arz ettiğini ifade etti.

Koç, günümüzde sosyal kaygı bozuklukları ile sıklıkla karşılaşıldığını belirterek “Burada kişilerde nasıl sosyal kaygı bozukluğu meydana geldiğine bakmamız gerekir ki, buradan çocuklara etkisine bakabilelim. Mesela bir yere gittiğinde her zaman oturduğu masaya oturamama, yemek yediği yerden servis alamama, biriyle temasa geçtiğinde göz bağı kuramama gibi tepkiler sosyal kaygı bozuklularını doğuruyor. Sosyal kaygı pandemi sürecinde daha fazla tetiklendi.” dedi.

Sosyal kaybı bozukluğunda bazı noktaların ön plana çıktığını ifade eden Koç, şöyle konuştu:

“Bunlardan birisi kontrol kaybı. Anne ve babanın durumu nasıl kontrol edeceğini sorgulaması çocuğa yansıyor. Bu da çocuğun okulda arkadaşlık ilişkilerini etkiliyor. Annedeki kontrol kaygısı fark etmeden çocuğa geçmiş oluyor. Bir diğer nokta da benlik sorgulama. Ölümler ve kayıplar  arttığında benlik sorgusu ortaya çıkıyor. Bir de ölüm korkusu ve sosyal izolasyon. Bu dört ana tema bizim bu süreçte karşılaştığımız kaygı düzeylerindeki temel duygular.”

İlköğretim düzeyindeki çocuklarda uyum sorunu ile daha fazla karşılaşıldığını söyleyen Koç, çocuklarda en çok dikkat edilmesi gereken konurdan birisinin oyun alanları olduğunu vurguladı.

Koç, oyun alanlarının çocukların sosyalleşmesinde önemli olduğuna dikkat çekerek “Okula bağlanmayı uyumlanlanmayı sağlayan dersler değil ders dışındaki aktiviteler sağlar. Kantin, sosyal spor alanları gibi yerler çocuğu okula bağlar.” diye konuştu.

Aileler çocuğun duygularını fark etmeli

İzole sistemlerin öğrencinin motivasyonunu düşürebileceğini ifade eden Koç, şunları kaydetti:

“Örneğin, çocuk maske ile okula gitmek istemeyecek. Bundan dolayı anne-babanın tepki vermemesi, çocuğu anlaması gerekir. Onun duygularını fark etmeliler. Benzer duyguların kendilerinde olduğunu bilmeli bu duyguyu tanımlayabilmeliler. Eğer bir çocuk kantine gittiğinde virüs bulaşır diye dikkat ediyorsa bu normal bir davranıştır. Ancak kaygıdan kantine gitmek istemiyorsa burada kaygı sorunu başlamıştır. Buna bakılmalı. Veli burada paniklememeli. Anne-baba kesinlikle virüs kaygısıyla dışarı çıkma, masanı kimseyle paylaşma gibi temassız bir iletişimi söylememeli. Bunlar okul iklimini canlandıran durumlar. Arkadaşlık ilişkileri, sosyal iletişim kurarak dikkat etmenin üzerinde durmalılar. Bunlar sağlandığında çocukta kaygı varsa azalır, kontrol edebilir hale gelir.”

Koç, ilkokul düzeyindeki çocuklarda aileden ayrılma ve uyumlanma sorunları ile çok fazla karşılaşıldığını anlatarak bu sürecin öğretmenlerle iş birliği halinde yürütülmesi gerektiğini söyledi.  Ailelerin çocuğun kaygısını büyütecek davranışlardan kaçınması gerektiğinin altını çizen Koç, şöyle konuştu:

“Ailenin çocuğa öfke göstermesi çocuğun kaygısını daha da büyütecektir. Disiplin adı altında kesin kurallar koymak da yanlış. Özellikle pandemi döneminde kesin kurallar değil onun duygularını anlayarak, empati kurarak, farkında olarak davranış sergilemek gerekir. Beyin o zaman gelişir. Çocukların duygusal zekâsı çok yüksek. Özellikle sağ beyinleri çok aktiftir. Burada anne-baba çocukların sağ beyinlerine yüklensinler. Güvenli bir ortamda eğitim aldığında bunlar neler kazandıracak, onların hangi değerlerine katkı sağlayacak gibi sorular ve bu konularda çocuklarla çalışma faaliyetleri çocuğun okula motivasyonunu sağlar. Sorunla karşılaştığında temas olduğunda panik yapmamalılar. Ya da okulda bir vaka çıktığında aile çok panik olmamalı. Bu panik çocuğa aynen yansıyor. Kontrol edebilir düzeyde götürmemiz gerekiyor.”

Yüksek izolasyona dikkat

Koç, ailedeki kaygının çocuğun üzerindeki etkisinin daha fazla olduğunu vurgulayarak “ Çocuklar sağ beyniyle bir birimlik bir kaygıyı on birime çıkartabilir. Bu çok yüksek bir rakam. Bu nedenle öğrenme hayatını, okulunu, sınıf iklimini arkadaşlarından, her şeyden izole hale getirebilir. Yüksek izolasyonla karşılaşmamak için kontrollü birliktelik sağlamamamız gerekiyor. Aksi takdirde yüksek izolasyonla karşılaşırız ki, psikolojide karşılaştığımız en büyük sorunlardan bir tanesidir. İzoleye alışmış insanlar toplumla bir araya gelmiyor ve gerçeklikten kopuyor. Sanal alemin tehlikesi bugün gerçeklikten kopuştur.  Ailesiyle konuşmayan, izole çocukların gerçekliği yaşayamadığını düşünüyoruz. Pandemi sürecinde de okulların açılmasının bir fırsat olduğunu bilinmesi gerekiyor.”dedi.

Korku ve yüksek kaygı ayırt edilmeli

Korku ve yüksek kaygının ayırt edilmesi gerektiğini söyleyen Koç, “Bazı çocuklarda virüsten çok korkuyor. Korku sağlıklı bir şey ama bunun kaygı durumu var. Örneğin, bir çocuk kendisine virüsün bulaşacağını düşünerek dikkatli davranması sağlıklı bir durum ancak virüs bana bulaşır diye herhangi bir ortama gitmemesi yüksek kaygıyı oluşturuyor. Endişede sorun yok ancak davranışı engelliyorsa yüksek kaygı var demektir. Veli böyle bir durumla karşılaşırsa çocuğun duygularını anlamaları gerekiyor. Bunu fark ettirmeleri lazım.” diye konuştu.

Kaygılı bir çocuğun duygularının göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Koç, şunları söyledi:

“Önce çocuğun duygusunu dinlemek gerekiyor. Anlatmak kaygıyı azaltır. Duygu beynin orta bölümündedir, anlatmaya başladığınızda duygusal alandan çıkar zihinsel alana geçer ve kaygı azalır. Bir çocuğun hissettiği kaygı düzeyi on ise birine anlatmaya başladığında kaygının azaldığı görülür. Çünkü kendini anlatırken de kendini değerlendirme sürecine girer. Bu hislere saygı duymak gerekir. Kaygının nedenini bulmak gerekir. Duygularını fark ettirdiğimiz zaman iyileşme başlayabilir. Sağlıklı insanlarda kaygı duyabilir. Bir uzman desteğiyle kaygı azaltılabilir.”

Kaygıyı doğru yönetmek gerekir

Koç, çocukların arkadaşlık ortamlarında kendini ifade etmesinin, sosyal alanlara girmesinin kaygıyı azaltacağını belirterek kaygılı bir insanın izole edildiğinde kaygısının artacağını ifade etti. Çocuklarda kaygı düzeyini azaltmak için kişiliğine ve zihin yapısına uygun programlar geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Koç, şunları kaydetti:

“En güzel kaygı değişimi çocuklarda sağlanır. Paniklemezseniz, doğru yaklaşırsanız kesinlikle kaygıyı düzeltebilirsiniz. Kaygıyı doğru yönetmek gerekir. Çocuğun kaygısını arttıracak alanlarda sorular sorulmaması gerekiyor. Kaygı varsa çocuğun pozitif alanlarından ilerlemek gerekiyor. Kaygı düzeyinden dolayı derse ilgisizlik, dikkat dağınıklığı, yorulma, hazımsızlık, gerginlik, titreme gibi durumlarla karşılaşılırsa aileliler ve öğretmenler panik olmasınlar. Bu süreçte çocuklarda alıştıkları ders çalışma periyodunu beklemesinler. Öğretmenlerde bu konuda duyarlı olmalı. Sınıfa geldiğinde izole olan bir çocuğa saygı duymalı. Etkinliklere katılmak istemeyen çocukları bu konuda zorlamamalılar. Katılmadığında çocuğa suçluluk duygusunu tetikleyecek söylemlerden de uzak durulması gerekiyor.”

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Ticari Hayat