MENÜ
Ankara
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Kıbrıs sorunu yeni bir evreye girdi
Özel Haber
2 Ekim 2019 Çarşamba 07:52

Kıbrıs sorunu yeni bir evreye girdi

Siyaset Bilimci ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı İsmail Cingöz, Yozgatlılar Birlik ve Dayanışma Vakfının aylık toplantısında Kıbrıs sorunu hakkında konferans düzenledi.

HALİL YATAR


Siyaset Bilimci ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı İsmail Cingöz Yozgatlılar Birlik ve Dayanışma Vakfının aylık toplantısında Kıbrıs sorunu hakkında konferans düzenledi. Yazarımız Ankara’da yaşayan Yozgatlı vatandaşlarımıza son günlerde gündemden düşmeyen Kıbrıs sorunun geçmişini ve bugününü anlattı. Programı yoğun ve pür dikkat dinleyen Yozgatlı vatandaşlarımız konferans sonrası yazarımızla fotoğraf çekindi ve sohbet etme imkanı buldu.

Kıbrıs sorunu yeni bir evreye girdi
Siyaset Bilimci ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı İsmail Cingöz, “Tarihin her evresinde güçlü devletlerin idaresinde kalmış olmasına rağmen hiçbir zaman bir Yunan adası olmayan Kıbrıs, konumu itibariyle Doğu Akdeniz’in en stratejik yerinde bulunmaktadır. 1571’de Osmanlı Devleti tarafından fethedilen Kıbrıs, 307 yıl Türk hakimiyetinde kalmasının ardından 1878 yılında “geçici olarak” yönetimi İngilizlere bırakmıştır. Bir daha Türk hakimiyetine geçmeyen Kıbrıs, 1914 yılında İngiltere tarafından ilhak edilmesiyle resmen Türk toprağı olmaktan çıkmıştır. Lozan Antlaşması ile İngiliz toprağı olduğu tanınmış ve bu statüsü 1960’a kadar devam etmiştir. Bağımsızlık fikirlerinin yeşerdiğinin görülmesi üzerine İngiltere, Türkiye, Yunanistan ile  Türk ve Rum liderlerinin de imzaladığı 1960 Garanti Anlaşması’yla Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur.
Kıbrıs’ın bağımsızlığından bir süre sonra Enosis fikrinin yeniden alevlenmesiyle Rumlar tarafından Türk halkına karşı başlatılan saldırılar ve sürekli tırmanan olayların hat safhaya ulaşması üzerine Türkiye, 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Harekat’ın ardından fiilen ikiye bölünen Ada’da uluslararası bir barış antlaşması imzalanamadığı için günümüze kadar çözülemeyen bir “Kıbrıs Sorunu” ortaya çıkmış, Türk ve Rum tarafının defalarca bir araya gelmesine rağmen bir türlü çözüm elde edilememiştir. BM Genel Sekreterleri Perezde Cuellar, Butros Gali ve Kofi Annan tarafından hazırlanan planlarla da çözülemeyen Kıbrıs Sorunu, son günlerde Doğu Akdeniz üzerinde yaşanan; doğalgaz ve petrol arama çalışmaları nedeniyle münhasır alan mücadeleleriyle yeni bir evreye girmiştir.” dedi.

Yunan milliyetçiliğiyle birlikte Kıbrıs sorunu da başlamıştır
Siyaset Bilimci ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı İsmail Cingöz Kıbrıs sorunu ile ilgili verdiği konferansta şöyle konuştu; 
“Doğu Akdeniz sahasında çok önemli bir konuma sahip Kıbrıs Adası, zengin bakır yataklarına sahip olmasının yanında, deniz sahasında doğalgaz ve petrol yataklarının da tespit edilmesi ile birlikte başlayan münhasır alan tartışmaları nedeniyle gözlerin yeniden buraya çevrilmesine sebep olmuştur. Üç kıtanın kesişim bölgesinde yer alması nedeniyle dünya ticaret yolları kavşağında yer alan Kıbrıs; 9251 km2’lik yüzölçümü ile Sicilya ve Sardunya adalarından sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır. Kıbrıs; Türkiye’ye 64 km, Suriye’ye 96 km, Mısır’a 444 km, Yunanistan ana karasına 770 km mesafededir ve tarih boyunca en güçlü devletlerin kontrolüne geçmiş ve yönetilmiştir.  Stratejik öneme sahip coğrafi konumu nedeniyle istilalarla dolu tarihi geçmişi olan Kıbrıs’ta; Akatlar, Dorlar, Finikeliler, Hititler, Mısırlılar, Asurlular, Persler, Araplar, Romalılar, Lüziyanlar, Cenevizliler, Venedikliler, Memlûkler, Osmanlılar ve son olarak İngilizler hüküm sürmüşlerdir. Fakat Yunanistan’ın iddialarının tersine hiçbir zaman Yunan toprağı veya bağlısı olmamıştır. 1570 yılına gelindiğinde Venediklilerin kontrolünde olan Kıbrıs’ı üs olarak kullanan korsanların tehdit oluşturmaya başlaması üzerine Doğu Akdeniz ticaretinin olumsuz etkilenmemesi için Osmanlı Devleti dikkatini bölgeye yoğunlaştırmıştır. Bu arada dini özgürlükleri kısıtlanarak baskı altına alınan Ada’ya Rumlarının yardım istemeleri üzerine Osmanlı Devleti 1 Temmuz 1570’te çıkartma harekâtı başlatmıştır. Bir yıl süren çetin savaşlar sonucunda 50 bin-70 bin arası şehit verilerek 1 Ağustos 1571 günü Kıbrıs fethedilmiştir 
Fetih ile Anadolu’nun güney sahilleri ile Akdeniz üzerindeki hak ve menfaatlerini güvence altına alan Osmanlı Devleti, ilk etapta 20 bin asker, 10 bin sanatkâr ile birlikte Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden 5721 haneyi Kıbrıs Adası’na iskân etmiştir. İskanlarda öncelikle asayiş olaylarına karışanlar başta olmak üzere, ekecek arazisi olmayanlar ile arazi satın almak isteyenlerin olduğu görülmektedir. Anadolu’dan zorunlu göçlerle iskân edilenler vasıtasıyla Ada’da nüfus oranını Türkler lehine değiştirmeyi hedefleyen Osmanlı Devleti’nin bu politikası 1878’e kadar devam etmiştir.
Osmanlı hakimiyetine girmesinin ardından Türk halkı ile birlikte yönetimde söz sahibi olma hakkı tanınan Kıbrıs Rumları, Ada’nın Türk idaresindeki dönem süresince varlıklarını korumuşlardır. Ekonomik, kültürel ve siyasi olarak gelişme imkânı bulan Rumlarda 1789 Fransız İhtilalinin ardından milliyetçilik fikirlerinin başlamasıyla birlikte Yunan ulusçuluğu da ortaya çıkmış ve eş zamanlı olarak Kıbrıs Sorunu da başlamıştır.
1821 yılında Osmanlı Devleti’ne isyan eden Yunanlılar, provokatörler vasıtasıyla Kıbrıs’ta da ayaklanma başlamasını sağladılar. İsyan hareketinden sonra yaşanan bir dizi olaylar sonucunda zamanın büyük devletlerinin de araya girmeleri sonucu 1830’da bağımsızlığını elde eden Yunanistan, kilisenin de etkileriyle ilk günden itibaren Kıbrıs’ı kendine bağlama hedefi olan Enosis’i hedef olarak ortaya koymuştur. Kelime anlamı ile ‘ilhak’ olan Enosis, emperyalist devletlerin de çıkarlarına uygun olacağından dolayı Kıbrıs Sorunu bugüne kadar devam etmiştir.”

Ada’da İngiliz Yönetimi Dönemi
Kıbrıs’ın İngiliz yönetiminde bulunduğu süreci anlatan Cingöz şu ifadeleri kullandı; 
“Sultan II Abdülhamid döneminde yaşanan ve tarihe 93 Harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı Osmanlı Devleti’nin kaybetmesi ile Kars, Ardahan ve Batum Ruslara geçmiş; Sırbistan, Karadağ, Romanya bağımsızlığını kazanmış, Bulgaristan Prensliği kurulmuş, Bosna-Hersek Avusturya’ya bırakılmıştır. Yaşanan bu gelişmeler ve ortaya çıkan Rus tehlikesi üzerine 4 Haziran 1878’de İngiltere ile savunma anlaşması imzalayan Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ın yönetimini “geçici olarak” İngiltere’ye bırakmıştır. Anlaşmaya göre Kars, Ardahan ve Batum’u Rusların terk etmesi halinde Kıbrıs tekrar iade edilecekti. Fakat Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında yer alınmasını bahane eden İngiltere 29 Ekim 1914’te Kıbrıs’ı ilhak ettiğini açıklamıştır. Osmanlı Devleti tarafından bu ilhakın kabul edilmediği açıklanmış olsa da 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi ile savaştan yenik olarak ayrıldı. Millî Mücadele sonrası 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile Türkiye Kıbrıs’ın İngiltere’ye ait olduğunu kabul etti.
Lozan Antlaşması’yla Ada halkı ile birlikte Türkler de İngiliz uyruğuna girmiş sayıldı. Türk uyruğunda kalmak isteyenlerin 12 ay içerisinde ayrılmaları şartı getirilmiştir. İngiltere’nin Kıbrıs’ı ilhakı ile birlikte Türklerin Ada’dan göçünün teşviki, Rumların Türklere baskıları sonucu demografik yapının Rumlar lehine değişmesine sebep olmuştur. İngiliz hakimiyetinden başlangıçta çok memnun olan Rumlar, ilerleyen zamanda Osmanlı döneminde elde ettikleri bazı haklarını kaybetmeye başlamaları ve Yunanistan ile Enosis’in gerçekleşemeyeceğini görmeleri üzerine ilki 1930, ikincisi 1950’de ayaklanma teşebbüsüne karşılık Türk halkı İngilizlerin yanında yer almıştır.
1878’den itibaren Enosisamacını gerçekleştirmek için çalışmalarını yoğunlaştıran Rumlar, ilk kez EOKA için 2 Temmuz 1952’de Makarios başkanlığında gizlice toplanmışlar, 1954 yılının ilk aylarından itibaren de Yunanistan hükümetinin bilgisi dahilide Kıbrıs’a silah sevkiyatına da başlamışlardı. Yunanlı General Yeoryos Grivas da 9 Kasım 1954’te gizlice Ada’ya gelmiştir. Ardından Yunan Dışişleri Bakanı Stefanoplus’un direktifi ile EOKA tarafından ilk bombalı eylemler de başlamış oldu.
Rumlar, 1 Nisan 1955’te “Kıbrıslı Savaşçılar Organizasyonu” (EOKA) ismi ile kurdukları terör örgütü ile Türk ve Rum halkının yıllarca beraber yaşadıkları Ada’da, türlü eylemlerle Türkleri sindirmeye ve Ada’yı terk ettirmeye koyuldular. Rum saldırıları karşısında örgütlenen Türkler de 27 Temmuz 1957’de ‘Türk Mukavemet Teşkilatı’ (TMT)’nı kurarak kendilerini savunmaya ve korumaya çalıştılar.
Kıbrıs’ta yaşanan olayları İngiltere’nin bir iç sorunu olarak gören Türkiye tarafsız kalmaya çalışmıştır. Hatta 1 Nisan 1954’te dönemin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’nün; Türkiye’nin Kıbrıs diye bir meselesi yoktur şeklinde yaptığı görülmektedir. Ancak Ada’nın Yunanistan’a bağlanması halinde hak ve çıkarları ile üslerini kaybetmek istemeyen İngiliz yönetiminin Türkiye’yi de yanına alarak çözüm önerileri geliştirmeye çalışmasıyla konuya dahil olan Türkiye, olayların şiddetlenerek artması karşısında iki kesim arasında taksiminden yana bir politikayı savunmak durumunda kalmıştır.
Rumların Enosis fikrine karşı mücadele yürüten Türklerin aynı zamanda self determinasyon hakkını da savunmaya başlaması üzerine ‘Bağımsızlık’ seçeneğini de gündeme getirmiştir. Soğuk Savaş nedeniyle dengeleri gözetmek isteyen Amerika Birleşik Devletleri tarafından da ‘Bağımsızlık’ fikrinin desteklenmesi ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında 11 Şubat 1958 Zürih, 19 Şubat 1959 Londra Antlaşmaları imzalandı. Devam eden süreç neticesinde Türkiye, Yunanistan, İngiltere ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumları temsilcileri 16 Ağustos 1960’ta Garanti Antlaşması’nı imzalamalarıyla bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması Rumların Enosis, Türklerin taksim yollarını kapatmıştır.” 

Kıbrıs Cumhuriyeti Dönemi
Kıbrıs’ın Cumhuriyet dönemini ve o yıllarda yaşanan sorunları aktaran Cingöz, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Rum toplumu lideri Baş Piskopos Makarios Cumhurbaşkanı, Türk toplumu lideri Dr. Fazıl Küçük Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçildi. İlk iki yıl içerisinde kurumlarını oluşturmaya çalışan Kıbrıs’ta sorun yaşanmamıştır. Fakat Türklerle eşitliği içine sindirememiş olan Makarios ve diğer Rum liderlerin Enosis fikirlerini yeniden zikretmeye başlamalarıyla birlikte Cumhuriyetin üçüncü yılında iki toplum arasında tekrar sorunlar yaşanmaya, Türklere şiddet olayları tırmanmaya başlamıştır. 
Akritas Planı dahilinde Rum liderlerin kışkırtmalarıyla Aralık 1963’te başlayan olaylar, Kanlı Noel eylemleri ve devam eden saldırılar 1974’e kadar artarak devam etmiş, yüzlerce Kıbrıs Türkü hayatını kaybetmiştir. 5 Temmuz 1974’te “Enosis’e karşı çıktığı gerekçesiyle” Makarios’u darbe ile deviren EOKA, liderleri Nikos Sampson’u Cumhurbaşkanı ilan etmesi üzerine Türk Toplumunun güvenliğinden endişe eden Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması kapsamında 20-22 Temmuz 1974 ve 14-16 Ağustos 1974 tarihleri arasında iki aşamalı olarak gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı ile Ada’nın %36,5’i Türk kontrolüne geçmiştir. Barış Harekatı’nın ardından Kıbrıs sorunu başka bir boyut kazanmıştır. Dünya kamuoyu tarafından; Kıbrıs’ta yaşanan olayların ardından EOKA darbesi ile yönetimi ele geçiren Sampson’a ve Enosis faaliyetlerine karşı yapıldığı kabul edilen Birinci Harekât, haklı ve meşru kabul görmüştür. Fakat ilk harekatın ardından ilan edilen ateşkes ve devam eden barış görüşmeleri yaşanırken Türkiye’nin beklentilerinin karşılanmaması üzerine gerçekleşen İkinci Harekât, ‘Toprak kazanım hedefli’ olarak görüldüğü için uluslararası kamuoyu tarafından tasvip edilmemiştir. Fakat her şeye rağmen Türkiye’nin Barış Harekatları ile Ada’da yaşanan olaylar durmuş, silahlar susmuş ve diplomasi ile çözüm çalışmaları dönemi başlamıştır. Harekât sonrası açıklama yapan Birleşmiş Milletler, harekâtı tasvip etmediğini beyan ederek, Türkiye’nin Ada’yı terk etmesini ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, egemenliğine, bağlantısızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesini talep etmiştir. Fakat unutulmamalıdır ki Harekât sonrasında uzlaşı sağlanamamış olsa da olaylar durmuştur.“ ifadelerini kullandı.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Benzer Haberler
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat