MENÜ
Ankara -2°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ASYA ÇAĞI
R Bülend KIRMACI
YAZARLAR
20 Kasım 2019 Çarşamba

ASYA ÇAĞI

Asya çağına girdik ve artık bunun geri dönüşü yok. Atlantikçi emperyalizmin “ya paranı, ya canını” yaklaşımına karşı, “gelin canlar birlikte üretelim, Hakça bölüşelim” diyen bir “İnsancıl Dünya” sözünü yükseltmeliyiz. Emperyalizmi ilk kez yenen ama masa başı oyunlarla onun cenderesi altına giren Türkiye’nin böyle bir sesi yükseltmede ve bu sözü yüceltmede ciddi imkan ve deneyimleri vardır. Bizler, Yunus’un, Mevlana’nın, Hacı Bektaş’ın hemşehrileri, Atatürk Anadolu devrimiyle on bin yıllık uygarlığının kökenleriyle buluşup tüm mazlum dünyaya seslenen Türk ulusuyuz. Hiç kuşku yok ki, insancıl ve hakça bir dünyanın kurulması yolunda atılacak adımlar, bugüne kadar, paktlarla, bloklarla yerküreyi bölen emperyalist ülkeler ve halkları için de gerekli ferahı, arzulanan refahı sağlayacak ve dünya, doğaya saygı içinde sürdürülebilir büyüme olanaklarına kavuşacaktır. Evet 19. Yüzyıl Kıta Avrupasının, 20. Yüzyıl ABD’nin yüzyılları idi ve elbette insanlığın yararına kimi gelişmeler de sağlandı. Fakat net hasılada, son tahlilde, insanlıktan aldığından çok azını geri verdi, doğal kaynaklar sömürüldü, tabiat tahrip edildi, o arada, “barış, demokrasi, özgürlük” umutları hayal kırıklarına dönüştü. Artık yeni bir çağ başlıyor... Adına “Asya Çağı” deniyor ve yazımızın girişinde olduğu gibi bu, kaçınılmaz… İşte bu çağda, Türkiye, Avrupa ile Asya arasında bir köprü olmanın avantajını da iki kere iki değerlendirmek olanağına sahip bulunuyor. Aslında hayat hükmünü icra ediyor.

Asya 56 sayı, Geri kalan Dünya 51 sayı

“Asya” deyince dünya nüfusunun yarısından ve 2040 yılından itibaren dünya gayrı-safi hasılasının % 50’sini üretmesi ve dünyadaki tüketimin % 40’ını gerçekleştirmesi beklenilen bir coğrafyadan söz ediyoruz. Aralarında Batılıların da bulunduğu hemen hemen bütün “saygın” küresel araştırma kuruluşları da dünya ekonomisinin sıkletinin giderek Asya’ya doğru kaydığını teyit etmektedir. Günümüzde Asya ülkeleri, ticaret, sermaye, ulaştırma, doğal kaynaklar ve kültürel etkinlikler alanlarında, dünyanın geri kalan kıta ve bölgelerine oranla giderek yükselmektedir. Bu alanlarda ve konu başlıklarındaki sıralamalarda sportif deyişle, altın, gümüş, bronz madalyalar genellikle Asya ülkelerince paylaşılmaktadır. Dünya Ekonomik Formu’nca yayınlanan bir araştırmaya göre bu durumun tek istisnası çevre kirliliğiyle mücadele fazında belirmekte, bu da, Batılının çöpünün geri dönüşümde kullanılmak üzere kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bırakalım eskiyi gelelim yeni verilere: 2040 yılında gayrı-safi milli gelir ve dolar bazında, Çin’in 36 trilyon buna karşılık ABD’nin 34 trilyon; Ön Asya ve Hindistan’ın 13 trilyon buna karşılık Afrika ve Orta Doğu’nun 9 trilyon; Diğer Asya ülkelerinin 7 trilyon buna karşılık tüm Latin Amerika’nın 8 trilyonluk bir ekonomi olacağı öngörülmektedir. Yani Asya enlem olarak da boylam olarak da dünyanın geri kalanını hemen tüm gruplamalarda yakalamakta ve geçmektedir… Toplarsanız ve basketbol skoru ile yazarsanız şudur: Asya 56 sayı Geri kalan Dünya 51 sayı! Küresel maçın kazananı şimdiden bellidir ve iletişim teknolojileri ve yazılımdaki hakimiyetleri de göz önüne alındığında bu maçta şike yapılamayacaktır!

Doğrudan yabancı yatırımlar

Çin’den Hindistan’a, Rusya’dan Kazakistan’a Asya ülkeleri, dünya emtia ticaretinin on yıl önce dörtte birine sahipken bu oran üçte bire yükselmiştir; dünya genelinde alınan-satılan her 3 mal ve ürününün 1 tanesi Asya ekonomik potası içinde dönüşmektedir. Yine bir başka açıdan bakılınca, Asya ülkeleri, şirketleri, iştirakleri ve bankaları açısından on yıl içinde sermaye akışı yüzde 13’ten yüzde 23’e yükselmiştir. Bu, “artan refah” demektir öyle ki, bir başka yansımasını, Asya ülkeleri pasaportlu yolcuların küresel düzeyde havayolu kullanımının yüzde 33’ten yüzde 40’lara ulaşmasında bulmaktadır. Bugün Asya ülkeleri dünyanın en büyük 30 şehrinin 21’ine sahiptirler. Dünyada en çok ziyaret edilen 10 şehirden 4’ü Asya ülkeleri şehirleridir. Bütün veriler Asya ülkelerinin yükselmekte olduğuna işaret etmektedir. Yeni bir dünya kurulmaktadır ve Türkiye de mutlaka burada yerini almalıdır. Bu “Yeni Dünya” yabancı yatırımcıların da dikkatini çekmektedir. Örneğin, Myanmar’in Başkenti Yangon’a 2007 itibarıyla hiç yabancı yatırımcı gelmemişken, on yıl sonra, 2017’de bu şehirde yeşil enerji alanında 2,6 trilyon dolarlık doğrudan yabancı yatırım yapılmıştır. Endonezya’da, Jakarta’ya yakın Bekasi kentine her yıl gelen doğrudan yabancı yatırım % 30 dolaylarında artış göstermektedir. Öte yandan, Hindistan’ın Silikon Vadisi ise neredeyse bir efsane haline gelmiştir, yabancı yatırımcıların iştahını günden güne artırmaktadır.

Asya’nın kapısını rahatça çalabiliriz

Asya aynı zamanda kendisi için ve kendi içinde de ciddi bir yatırımcı ve tüketicidir. Asya’daki toplam ticaretin % 60’ı bu ülkeler tarafından gerçekleştirilmekte, yeni girişim ve yatırımlar için gereken başlangıç sermayesinin % 70’i de Asya ülkeleri içinden halledilmektedir! Önümüzde duran daha doğrusu “durmaksızın gelişen” ve üretim ve tüketim potansiyeli olarak geri kalan her coğrafyaya “fark atan” Asya’ya bizim de söyleyeceklerimiz vardır; olmalıdır… Türkiye’miz kooperatifler, halk sektörü, kamu yatırımcılığı, devlet-özel sektör iş birliği ve karma ekonomi modellemesinden edindiği deneyimlerle Asya’nın “kazan-kazan” kapısını çok rahatlıkla çalabilir. Bu kapı da bize eşitlikçi, yenilikçi, üretken ilişkiler temelinde ardına kadar açılabilir. Esasen Asya’nın da Türkiye’mize ihtiyacı her zamankinden daha fazladır. Yakınlarda yürürlüğe giren İpek Yolu projesi bunun en somut ve yeni kanıtlarından biridir.

Asya hem yatırımcı hem üretimci

Dünya ekonomisini izleyenler gerçekte Asya’yı dört ana kategoride de inceleme eğilimdedir. “Birinci Asya”, Çin’dir! Bu ülke Asya ekonomisinin dinamosudur. Mihenk taşıdır. Asya genelinde 2013-17 yılları arasında gerçekleşen Doğrudan Yabancı Sermaye yatırımlarının % 35’i Çin’de gerçekleşmiştir. Fakat Çin aynı zamanda “kazan-kazan” oyununun en başarılı oyuncusudur, zira kendi ülkesine gelen yabancı yatırımların dörtte birini yine Asya ülkelerine yönlendirmiştir. “İkinci Asya”, “Gelişmiş Asya” olarak da tanımlanan ve 2013-17 yılları arasında Asya geneline gelen doğrudan yabancı yatırımların % 54’ünü çeken, teknoloji ve sermaye üreten Asya’dır. İkinci Asya ülkelerinden Güney Kore, örneğin, Vietnnam’a yapılan yatırımların % 33’ünü sağlamakta, yine İkinci Asya ülkelerinden Japonya ise Filipinler’deki doğrudan yabancı yatırımların %17’sini karşılamaktadır. “Üçüncü Asya”, “Gelişen Asya”dır. Üretkenliğe ve tüketime de ağırlık veren bu Asya, daha çok küçük girişimcilerden oluşan ülkelerce temsil edilebilir. Ne var ki, bu küçük girişimcilerin ülkesi, genel toplamda ve Asya genelinde mallar, sermaye ve emek gücünün dolaşımına da büyük katkılar yapmaktadır. Nihayet “Dördüncü Asya”, “Ön Asya ve Hindistan” olarak da tanımlanabilmektedir. Tüm Asya’da oluşan nakit akışının en düşük oranı olan % 31’ine sahip bu Dördüncü Asya yani Ön Asya ve Hindistan, inovasyon ve bilgi işlem teknolojisi alanında neredeyse dünya liderliğine oynar haldedir. Hindistan genç nüfusuyla imrenilecek bir üretim potansiyeline ve orta direğin güçlenmesiyle de dikkate alınacak bir yatırım ortamına sahiptir.

İnsancıl Hakça Bir Dünya umudu artmaktadır

Asya Çağı bir gerçektir ve yalnız Asya ülkeleriyle de sınırlı değildir. İnsancıl Hakça bir Dünya arayışı ise Asya Çağını da kapsayan ya da belki en çok Asya Çağının yükselişiyle yükselme olanağı bulacak bir arayıştır, bir kavramsallaştırmadır… İnsancıl hakça bir Dünya yolunda ülkelerin kültürleri, tarihi birikimleri ve rejimleri farklı olabilir. Hatta o rejimler içinde iktidar olan görüşler de ayrışabilir. Ancak dünya ekonomik işleyişinin karşılıklı kazanç temelinde yenilenmesi, hiçbir ayrım gözetmeksizin, tüm insanlara belli bir yaşam kalitesinin sağlanmasını esas almak gerekir. Öte yandan, doğal kaynakların öncelikle bulundukları ülkelerin hakları olduğu ama aynı zamanda insanlığın yararına da kullanımının benimsenmesi, doğanın yıkıma uğratılmaması, çevrenin tüm unsurlarıyla gözetilmesi gerekir… İşte bu Yeni Bir Dünya; “İnsancıl hakça bir Dünya” arayışıdır… Evet, Asya Çağı bu arayışa katkıda bulunabilecektir.

Asya Çağı ve ülkelerin değerleri

Bu anlayışın ve arayışın içinden yükselen veya yükselirken bu anlayışı da yükseltmeye katkı yapacak olan Asya Çağı bağlamındaysa tüm ülkelerin “evlerine” sesleniş şu esaslara dayanmalıdır:   Öncelikle ülkelerin kendi içlerinde hesap verebilir bir yönetim anlayışı, kadın emeğinin sömürülmesine, çocukların istismarına ve kayıt-dışı istihdama son verilmesi, vatandaşlara doğumdan ölüme insanca yaşayacakları çalışma ve emeklilik koşullarının sağlanması ve tabii eğitim, sağlık, alt yapı yatırımlarının çağdaş vasatta ve bütün bir halk için her zaman ve koşulda sağlanması esas alınmalıdır… 

Yeni ve İnsancıl (sosyal) hakça bir dünya belki her zamankinden fazla mümkündür ve yükselen Asya Çağı buna büyük katkı yapabilecek ve ufkunu açacak bir dinamizme karşılık gelmektedir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat