MENÜ
Ankara 17°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ATATÜRK EN BÜYÜK İKTİSATÇIDIR-1
R.Bülend KIRMACI
YAZARLAR
31 Temmuz 2019 Çarşamba

ATATÜRK EN BÜYÜK İKTİSATÇIDIR-1

Devlet, özel sektör uyumu içinde sanayileşmenin, halk sektörü olarak kooperatifler yoluyla tarımda kalkınmanın; karma-ekonominin, belki de ilk kez 3. Yolun mimari Atatürk; teori ve pratiğiyle dünyanın en büyük iktisatçısıdır! İki bölümden oluşan bu yazı dizimin ilkinde Osmanlı’dan devralınan ekonomik ve sosyal tabloyu, Atatürk’ün iktisadi ilkelerinin temellerini ve bu doğrultuda yaşama aktarılan yapıları incelemeye çalışacağım. Hemen belirteyim ki, Atatürk’ün halkçı, devrimci, kamucu, sosyal adaletçi ekonomik yaklaşımı, üretim yatırımlarının yanı sıra eğitim reformu, akamete uğrayan Köy Enstitüleri ve kaderine bırakılan toprak reformu ile bir bütündür. Bugün Uluslaşma sürecinde karşı karşıya kaldığımız bütün sorunların bir yerinde ve ekonomimizin tüketim yanaylı dışa bağımlı bir halde artçı krizler üretmesinde temel neden, işte bu bütünsellikten sapma ve Atatürk’ten uzaklaşmanın da bir sonucudur. Bu yazı dizimin ikinci bölümü birincisinin tamamlayıcısı olacak ve içeriğini bu makalenin son paragrafında bulacaksınız.

Osmanlı’dan Devralınan Tablo

Osmanlı İmparatorluğu kuşkusuz yüzyıllar boyunca çok ileri bir uygarlığa imza atmış, çok değerli eserleri hayata aktarmıştır. Ne var ki, sanayi devriminin, makineleşmenin ve kitle üretiminin olmaması, matbaanın geciktirilmesi, düzgün bir mülkiyet sisteminin ve dış ticaret düzeninin kurulamaması, İmparatorluğu fetih kaldıracına adeta tutsak etmiş, nihayet israf ve savurganlık üzerinden gitgide borçlanan bir yapının kapısına düşman ordularından daha derin yıkımlar getiren Düyun-u Umumiye dayanmıştır. Osmanlı’nın son demlerindeki iktisadi-sosyal tablo bir zamanlar çağlar açan bu İmparatorluğun, bu son deminde her açıdan çok geride kaldığını kanıtlamaktadır. 11 milyon nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşamaktadır. Osmanlı idaresindeki 40 bin köyün 37 bininde tek bir okul yoktur. Okur-yazarlık oranı yüzde ikidir! Anadolu’daki 4 bin km demiryolunun bir metresi bile bize ait değildir. Denizcilik yoktur! Ticari denizciliğin olmaması bir yana Donanma da Haliç’te çürümeye terk edilmiştir. Doğru dürüst karayolu da yoktur. Sabandan bile yoksun köylü büyük ölçüde topraksızdır. Ekmeğin unu bile ithal edilmektedir. Çok az sayıda tarım mühendisi vardır. Çok az şehirde eczane bulunmakta, tüm ülkede sadece 337 doktor görev yapmaktadır. 3 milyon insan yani nüfusun yaklaşık üçte biri, sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo gibi hastalıklarla inlemekte, binlerce köyümüz sığır vebası belasıyla baş etmeye çalışmaktadır. Bebek ölüm oranı %60’dan yüksektir. Telefon az sayıdadır, radyo, sinema birkaç kentte mevcuttur.

Avrupa’nın Açık Pazarı

Şekeri, kiremiti de dışarıdan alan, kapısına tahsilat için dayanan Avrupa’nın açık pazarı olan bir toplum! Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan sadece dört fabrika vardır: Hereke İpek Dokuma, Feshane Yün İplik, Bakırköy Bez ve Beykoz Deri fabrikaları… Hepsi toplamı 282 sanayi daha doğrusu alt-sanayi kuruluşu sayısı 282 olup, bu kuruluşlardaki Türklerin sermaye ve emeği sadece % 15.

Bir başka anlatımla, sermaye sahipliği ve emek kompozisyonunun neredeyse yüzde seksen beşi Ermeni, Yahudi, Rum ve yabancı uyruklulardan oluşmaktadır. Medreseler askerden kaçma yeri, tekkeler çalışmadan yaşamanın yuvasıdır; oralarda da Saray’da da Türkçe adeta yasak!

Bütün ülkede sadece 153 ortaokul ve lise var. 1729’dan 1830 yılına kadar 100 yıl içinde Osmanlı’da basılan toplam kitap sayısı sadece 180. Aynı sürede Batı’da basılan kitap sayısı ise 90 bin. Kütüphane, müze, tiyatro yok! Halk ve gençler, sanattan ve spordan uzak.

Kadınlar adeta ikinci sınıf, medeni, sosyal ve siyasal haklardan yoksun. Kadın erkek eşitliği yok!

Hukuk sistemi, yargı sistemi, anayasal düzen, hatta takvim, saat, ölçüler bile çağa uymayan bir durumda. Kılık kıyafet, “ne milli ne uluslararası”… Saray, devlet adamları, din adamları, gayrimüslim zenginler ayrıcalıklı “havas” yani üstün sınıf, Müslüman Türk halkı ise alt tabaka, yani “avam” olarak görülüyor… Türkler, devlet yönetiminden dışlanmış, sadece köylü, çiftçi ve asker olabiliyor… Tablo, bu ve daha da acıklı!

Ve Atatürk ile Türk Milletinin Mucizesi!

Genç Cumhuriyet işte böyle bir iktisadi ve sosyal tabloyu devir almış ve deyim yerindeyse on beş yılda mucizeler yaratmıştır. Köylünün sırtındaki aşar kaldırılmış, vergi ve yatırım açısından herkesin eşit sayılacağı hukuki düzenlemeler yapılmaya başlanmış, yanı sıra eğitim alanındaki reformlar ekseninde kadın-erkek eşitliği yolunda ülkenin üretim gücünü en üst noktaya taşıyacak kurumlar inşa edilmeye başlanmıştır.

1924 yılında ilk Bütçe hazırlanmış, sıfır dış borç siyaseti ile Duyun-u Umumiye’den sari borçlar ödenmeye başlanmış (Osmanlı’nın borcu kuruşuna kadar kapatılmıştır). Tam bir üretim seferberliği hedefiyle yürünürken bir yandan da gerici, bölücü, emperyalist teşvikli isyanların bastırılması için kaynaklar harcanmış buna karşılık denk bütçe hedefinden ödün verilmemiştir.

Büyük Atatürk iktisadi sistemin verimini nasıl gördüğünü Doğu illerimize yönelik bir gezisi sırasında şöyle ifade eder:

“İnsan ömrü yapılacak işlerin azameti karşısında çok cüce kalıyor … Geçtiğimiz yerlerde fabrikaları görmek istiyorum, ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, elektrikle donanmış köyler, küçük, fakat canlı tertemiz, sağlıklı insanların yaşayabileceği evler, büyük yemyeşil ormanlar görmek istiyorum. İstanbul’da ne medeniyet varsa, Ankara’ya da ne medeniyet getirmeye çalışıyorsak, İzmir’i nasıl mamur kılıyorsak, yurdumuzun her tarafını aynı medeniyete kavuşturalım istiyorum.

Ve bunu çok ama çok yapmak istiyorum… Devletin yapamadığını, millet; milletin yapamadığını devlet yapmalı. her şeyi yalnız devletten ya da her şeyi yalnız milletten beklemek doğru olmaz.

Devlet ve millet ülke sorunlarını göğüslemede daima el ele olmalıdır” İşte bu tespitleri Anayasa’da yerini alacak halkçılık ve devletçilik ilkeleri ile uygulamada karma ekonomi adını alacak büyük öğretisinin temellerini içerir.

 Fabrikalar Yükseliyor Yurdumda!                                  

1-Ankara Fişek Fabrikası (1924)
2-Gölcük Tersanesi (1924)
3- Şakir Zümre Fabrikası (1925)
4-Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925)
5-Alpullu Şeker Fabrikası (1926)
7-Uşak Şeker Fabrikası(1926)
8-Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1926)
9-Bünyan Dokuma Fabrikası (1927)
10-Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927)
11-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1928)
12- Ankara Çimento Fabrikası (1928)
13-Ankara Havagazı Fabrikası (1929)
14-İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası (1929)
15-Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
16-Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası (1930)
17-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1931- tevsii)
18-Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
19-Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
20-Konya Ereğli Bez Fabrikası(1934)
21-Bakırköy Bez Fabrikası (1934)
22-Bursa Süt Fabrikası (1934)
23-İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1934 Temel atma)
24-Zonguldak Antrasit Fabrikası (1934 Temel Atma)
25-Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
26-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
27-Isparta Gülyağı Fabrikası (1934)
28-Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Filoları (1934)
29-Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1935 - Tamamlandı)
30-Kayseri Bez Fabrikası (1934 Temel atma)
31-Nazilli Basma Fabrikası (1935- Temel atma)
32-Bursa Merinos Fabrikası (1935 Temel Atma)
33-Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935 Temel Atma)
34-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1935)
35- Ankara Çubuk Barajı (1936)
36-Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (1935)
37-Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (1936)
38-Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936- İlk Türk Uçağı NUD-36 Üretildi)
39-Malatya Sigara Fabrikası (1936)
40-Bitlis Sigara Fabrikası (1936)
41-Malatya Bez Fabrikası (1937 temel atma)
42-İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (1934- Temel Atma)
43-Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937- Temel Atma)
44-Divriği Demir Ocakları (1938)
45-İzmir Klor Fabrikası (1938- Temel Atma)
46-Sivas Çimento Fabrikası (1938-Temel Atma)

İşte bu fabrikalar sayesinde 1929-1938 yılları arasında ağır sanayi üretimi %152 artarken toplam sanayi üretimi %80 artmıştır. Kömürde %100, Kromda %600, diğer madenlerde %200 artış olurken demir üretimi 0’dan 180.000 tona çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmıştır. (1926’da başlayan şeker üretimi 1927-1930 arasında 5162 tondan 95.192 tona çıkmıştır) Tekstil sanayi ülkenin tekstil ihtiyacının %80’ini karşılar duruma gelmiştir. Tekstil ürünleri ithalatı 1927’de 51.000.000 Türk Lirası iken bu rakam 1939’da 11.900.000 Türk Lirasına düşmüştür. 1924-1929 arasında pamuk ürünleri üretimi 70 tondan 3773 tona, yün 400 tondan 763 tona, ipek 2 tondan 31 tona çıkmıştır. Türkiye gerçek bir Cumhuriyet, güçlü bir devlet, refah içinde bir toplum olmaya yönelmiştir.

Atatürk en büyük kuramcı ve uygulamacı

Emperyalizmi ilk kez yenen, eşitlikçi, çağdaş bir toplumun yolunu açan, eğitimde, sağlıkta, ulaştırmada, kültür ve sanatta modern bir yaşamı bize armağan eden büyük kurtarıcıyı bize bahşeden Allah’a daim şükürler ediyoruz. Yalnız tarihin tanıdığı en büyük kahramanlardan biri değildir Atatürk... Aynı zamanda teorisiyle pratiğiyle en büyük iktisatçıların –bence- başında gelir. Onun karma ekonomi modelini bugün demokrasiye geçmeye çalışan uluslar ve yönetimler dikkatle değerlendirmektedir. Onun kooperatifçilik eliyle uyguladığı devlet-özel-halk sektörü diye tabir edebileceğimiz gerçek 3. Yol’unu, ekonomisi ve demokrasisi gelişmiş İskandinav ülkeleri adını koysun koymasın ısrarla uyguluyor. Atatürk, refah içinde bir toplum, güçlü bir devlet maliyesi, yaşayan, yarışan bir ekonomi istiyordu… Önümüzdeki yazımızda, Atatürk’ün planlı kalkınmaya, güvenliğin ekonomi boyutuna verdiği önem ve onun döneminde Doğu illerimiz de dahil yapılan kimi yatırımları inceleyeceğim. Nazilli’de Sosyal Fabrika gibi entegre bir projeyi dünya literatürüne ilk kez kazandıran ve aynı zamanda GAP Projesini ilk düşünenin de Atatürk olduğunu anımsayacağız… 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ticari Hayat