MENÜ
Ankara -3°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ATATÜRK EN BÜYÜK İKTİSATÇIDIR -2
R Bülend KIRMACI
YAZARLAR
7 Ağustos 2019 Çarşamba

ATATÜRK EN BÜYÜK İKTİSATÇIDIR -2

Yazı dizisinin bu 2. Bölümünde yine Atatürk’ün kuramda ve uygulamada en büyük iktisatçı olduğu düşüncemi temellendirmeye devam edeceğim... İktisadi doktrin olarak veya iktisadi veçhesiyle kapitalizm, liberalizm, sosyalizm, korportizm, neo-liberalizm bizim dışımızdaki topraklarda “taşıyıcı ülkeler” ve “uygulayıcı rejimlere” özgü çözümler sunarlar... Bunlar bize göre tercümedir. Oysa bize özgü olan yani telif olan bir başka iktisadi prensipler bütünü var: Atatürk’ün karma-ekonomi modeli! Kamu ve özel sektör iş birliğiyle, kooperatifler dahil halk sektörüyle söz konusu düşünce demeti bizim topraklarımızdan neşet etmiş ve uygulama alanını genç Cumhuriyet ile bulmuş; özgün bir iktisadi doktrindir; bir bütünüdür! Kaldı ki Kemalist İktisat Politikası olarak da adlandırılacak bu set, bu demet, bu bütün; yalnız bizde değil, adı konsun konulmasın uygulandığı her ülkede verimli ve başarılı sonuçlar vermiştir. Demokrasiyle de en çok bağdaşan bu iktisadi prensipler, demokrasiye yeni geçmeye çalışan eski Doğu Bloku ülkelerinde tatbik alanı bulmakta, öte yandan demokrasisi yerleşmiş İskandinav ülkelerinde de kararlı bir şekilde ve özellikle halk sektörü itibariyle yaşamaktadır. Bizler de ekonomisi gelişen, demokrasisi iyileşen, toplumsal yaşamı yenilenen bir ülke istiyoruz. Bizim, sanayileşen, istihdam sağlayan, onurlu bir emeklilik veren, borca değil denk bütçeye dayanan bir maliyenin gücüyle yükselen, o arada, eğitim, sağlık, ulaştırma hizmetlerinde insanca bir yaşam kuran iktisadi tercihler ve tatbikatlar açısından tercüme doktrinlere değil telif değere; Atatürk’ün iktisadi politikalarına gereksinimimiz vardır. Çok geç olmadan bir gün umarım bu gerçek bir kez daha ve hakkıyla kavranır... Özellikle de ona saygı duyduğu bilinen kurumlar tarafından sahiplenir

 

Planlı, akılcı, halkçı kalkınma

Atatürk, her alanda, iktisadi alanda da binlerce kitap okumuş, lise ve yüksek öğretim yıllarından fen derslerini başarıyla vermiş, genç yaşında önce ateşe olarak sonra ateş hattında Dünya’yı görmüş bir lider ve ülkesini, Milletini, halkını çok iyi tanıyan bir devlet adamı sıfatıyla, çağına en iyi yanıtı veren ve çağları aşan iktisadi modelini, bilinçle ortaya koymuştur. Halkçılık, devletçilik, serbest girişime saygı ve eğitim temelinde yükselmesi vaaz edilen O’nun iktisadi kuramı, zamanla olgunlaşmış, şekillenmiş ve her dile çevrilebilir, bilim çevreleri tarafından sınanabilir geçerli bir modelleme halini almıştır. Atatürk sekter, dışlayıcı, kalıpçı, ön yargılı değildir; tam tersine yapıcı, kapsayıcı, sinerjiden yana, pragmatik bir liderdir. Gerçekten, “İzmir İktisat Kongresi’nden itibaren ülkenin tümüyle bayındır ve mamur hale getirilmesi konusunda izlenen iktisadi politikalar hem devletin sorumluluk alması, hem de özel teşebbüsün yatırımlar için teşvik edilmesine yöneliktir. Birkaç kez çıkarılan Sanayi Teşvik Kanunları da iktisadi gelişmeyi sağlamayı amaçlamıştır. Birinci ve İkinci Beş yıllık Sanayi Planları da ülkenin her tarafı için olduğu kadar, Doğu Anadolu’da devlet ve özel teşebbüs yatırımlarının yaygınlaştırılması yönünde hedefler koymuş, Atatürk de yurt gezilerinde bölgenin özelliklerine göre yapılacak yatırımlar açısından görüşlerini beyan etmiştir. Ayrıca bu gezilerde yatırımları teşvik amacı da dikkate alınmıştır”. Atatürk’e göre; “Devletin yapamadığını, millet; milletin yapamadığını devlet yapmalıdır. Her şeyi yalnız devletten ya da her şeyi yalnız milletten beklemek doğru olmaz… Devlet ve millet ülke sorunlarını göğüslemede daima el ele olmalıdır…”

 

Doğu’ya emperyalist değil Milli bakış!

“Mal mülk benim sırtımda yüktür” diyen ve üstüne kayıtlı tapulu tek parça malını, Orman Çiftliği’ni bile Ulusuna bağışlayan, Dünya’nın gelmiş geçmiş en dürüst liderlerinden birinden söz ediyoruz… Geçen yazımda nasıl bir harabeyi devraldığı ve eğitimden sağlığa, ulaştırmadan bayındırlığa, fabrikalardan üretim kooperatiflerine on-on beş yılda nasıl mucizeler yarattığını vurgulamıştım; bu yazımda, daha somuta indirgeyerek, Atatürk’ün yurttaşlar açısından fırsat eşitliği kadar, bölgeler arası eşitsizliğin giderilmesini hangi planlara dayandırdığından ve başlı başına bir yatırım örneği olan Nazilli Basma Fabrikasını nasıl temellendirdiğinden söz etmek istiyorum…  Erken Cumhuriyet döneminde, iktisadi literatürde “Doğu sorunu”; tanımlamanın içine (benim CHP’de görev yaptığım yıllarda önerdiğim gibi) Karadeniz’in de doğusunu alan ve bütün Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz özelinde görülen yoksullukla başa çıkma mücadelesi olarak beliren bir sorundur/tanımdır. Yabancılar “Doğu Sorunu” derse bu bölücülük ve emperyalizm anlamına gelir; oysa biz birbiriyle kardeş yurttaşlar olarak Doğu sorunumuz dersek, bu, el birliğiyle çözmemiz gereken topraksızlık, üretim-dışılık, endüstriyel-gerilik sorunudur.

Gerçekten; Atatürk, 1937’de hükümete “en kısa yoldan, en ileri ve en refahlı Türkiye idealine ulaşmak” için yeni ekonomik hedefler göstermiştir... Bu hedefler doğrultusunda hazırlanan üç yıllık maden işletme ve dört yıllık sanayileşme planları, kamuoyunda büyük heyecan yaratmıştır… Söz konusu sanayileşme planında, Doğu Anadolu’yu (Doğu’yu) doğrudan etkileyecek Trabzon limanı ile Sivas’ta çimento ve motor fabrikaları, Iğdır pamuklarını işlemek için Erzurum’da iplik fabrikası kurulması da yer almıştır. Ayrıca programda öngörülen üç şeker fabrikasından ikisinin Doğu illerinde inşası planlanmıştır.

İşte Atatürk Cumhuriyeti’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bazı yatırımları:

1924’te Diyarbakır-Ergani Madeni devletleştirilerek işletmeye açılmıştır.

1925’te -köylüyü ezen- Aşar Vergisi kaldırılmıştır. (Tüm Türk halkı için)

1925’te %50 oranında Alman sermayesiyle “Ergani Bakırı Türk A.Ş.” kurulmuştur.

1925’te tütün rejisi yabancılardan alınmıştır. (Tüm Türk halkı için)

1929’da Elazığ’da “Elazığ İpek Mensucat Türk A.Ş.” kurulmasına karar verilmiştir.

1929’da Güneydoğu Anadolu’da birçok yol ve köprü inşa edilmiştir.

1932’de Ankara’da Birinci Tütün Kongresi toplanmıştır. (Tütün Doğu için de önemlidir)

1934’te Diyarbakır-Siirt yolunda Pasur köprüsü açılmıştır.

1934’te Fevzi-paşa-Diyarbakır demiryolu tamamlanmıştır.

1934’te Elazığ’a demiryolu ulaşmıştır.

1934’te Yolçatı-Elazığ demiryolu işletmeye açılmıştır.

1934’te Siirt’te 7 yeni cadde ve 21.384 metre yeni kaldırım yapılmıştır.

1934’te Elazığ’ın Maden ilçesi Alacakaya “Şark Kromları İşletmesi” açılmıştır.

1935’te Adıyaman Göksün köprüsü açılmıştır.

1935’te Munzur suyu köprüsü açılmıştır.

1935’te Van gölü işletmeye açılmıştır.

1935’te Keban maden köprüsü açılmıştır.

1936’da Erzurum’da Kız Sanat Okulu açılmıştır.

1936’da Erzurum-Sivas demiryolu hattının temeli atılmıştır.

1936’da Yazıhan-Hekimhan demiryolu işletmeye açılmıştır.

1936’da Malatya’da Sigara Fabrikası kurulmuştur.

1936’da Bitlis’te Sigara Fabrikası kurulmuştur.

1937’de Malatya Bez Fabrikası’nın temeli atılmıştır.

1937’de Hekimhan-Çetin demiryolu işletmeye açılmıştır.

1937’de İslahiye demiryolu işletmeye açılmıştır.

1937’de Tunceli’de Singeçprüsünü açılmıştır.

1937’de Diyarbakır- Cizre demiryolunun temeli atılmıştır.

1938’de Ankara-Erzurum demiryolu Erzincan’a ulaşmıştır.

1938’de Sivas Çimento Fabrikası’nın yapımına başlanmıştır.

 

GAP’ın ilk Mimarı Atatürk

Ve… Atatürk, “Buraya bir insanlık gölü inşa edelim” diyerek GAP’ın ilk adımını 1934 yılında atmıştır... Atatürk’ün talimatıyla, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki mevcut su kaynaklarından elektrik elde edilmesi için 1936 yılında Elektrik İşleri Etüd İdaresi kurulmuştur. “İdare, ‘Keban Projesi’ ile yoğun etütlere başlamış, Fırat Nehri’nin her açıdan tetkiki ve sonuçlarının tespiti için rasat istasyonları kurulmuştur

“Savaşı kazandık, şimdi iktisadi savaşı da kazanmak istiyoruz diyen Atatürk, Tam Bağımsızlık ilkesinin ödünsüz savunmanı ve emperyalizme bağımlı olmama yemini etmiş, uluslararasında mazlumların, halk kesimleri arasında emekçilerin ebedi lideridir. Eğer Ondan sonra bu duyarlılıklarda geri adımlar atıldıysa ve hatta çeşitli ödünler verilerek genel yoksulluğun, özelleştirme furyası ile de işsizliğin üzerinden tedrici, zımni ve açıkça emperyalist tasallutlar yükseldiyse, bu onun izinden ayrıldığımız içindir.

 

Nazilli’de Sosyal Fabrika

Atatürk’ün iktisadi modeli içinden çıkan bir büyük ve entegre proje olan Nazilli Sosyal Fabrika projesi, deyim yerindeyse uzay çağına yaraşır bir projedir… Henüz bunu aşan başka bir örnek ortaya konulmamıştır… Daha önceki yazılarımda da işlediğim gibi bu proje Atatürk’ün bizzat tasarımını yaptığı bir projedir… Yani, “sosyal fabrika”… Bu proje, “Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz” ilkesi uyarınca yükselmiştir. Fabrikanın temelleri 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 1937’de açılmıştır… 800 otomatik tezgah ile çalı?mas?,?şması, 2.400.000 kilo iplik işlemesi ve 20 milyon metre basma imali planlanmı?ştır. Fabrika, o günün koşullarına göre, üretkenliğe, verimliliğe, bir örnektir. Nazilli Basma Fabrikası: Mal-işlem süreci-mamul üçgeninde, kendi karlılığı kadar toplum için katma değer yaratılmasına odaklanmıştır.  Çok işlevli, alt sistemlerden oluşan ve belli bir bütünlük içinde topluma hitap eden bir tesistir! Bu “sosyal fabrika”; 200 adet tohum ekme makinesini halka dağıtırken bir “tedarikçi”, kendi elektrik ve su santralleriyle maliyeti denetim altında tutarken iyi bir “işletmeci”, AR-GE bölümleriyle yenilikçiliğe açık bir “rekabetçi” ve ürettiği basmayı halka dağıtırken bir tür ‘sosyal piyasa düzenleyicisi’ idi… Nazilli Basma ya da diğer namıyla “sosyal fabrika” yalnız iktisadi de değil aynı zamanda kültürel ve sportif alanlarda da sorumluluk üstlenen bir kurumdur.

 

Atatürk’ün ışığıyla İnsanca Hakça bir Dünya

Evet Atatürk, karma-ekonomi modeli ve halk sektörü denilen 3. Yol ile Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük iktisatçısıdır. İki bölümden oluşan bu yazı dizim aynı zamanda O’na olan şükran borcumuzun da bir anlatımıdır. Dünya’da bunların benzerlerini düşünen, planlayan, uygulayan ve başarılı sonuçlar alan başka bir lider varsa ondan da haberdar olmak isteriz. Ama, yoktur. Atatürk tıpkı siyasi alandaki dehasında olduğu gibi iktisadi alandaki teori ve pratiğiyle öncesizdir ve sonrasızdır. Onun öğretisi ve uygulamaları hem mazlum uluslar tarafından örnek alınmakta hem de demokrasisinde istikrar sağlamak amacındaki gelişmiş ulusların uygulamalarında yaşam bulmaktadır. Devlet, özel el ele, halk sektörü ile kalıcı kalkınmaya, güçlü topluma, başı dik devlete, sömürülmeyen emeğe erişmek en büyük idealdir. Atatürk’ün iktisadi programı büyük eşitsizlikler dünyasından kurtulmanın, doğaya ve insana saygılı sürdürülebilir yaşam kurmanın da en geçerli dayanağıdır. Burada ve her yerde insanca hakça bir iktisadi, sosyal, kültürel ve siyasal düzen oluşturmanın yolu Büyük ve eşsiz deha Atatürk’ün ışığını izlemekten geçer.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat