MENÜ
Ankara 17°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
AVRUPA SOSYAL MODELİ/DÜNYA SOSYAL FORUMU
R.Bülend KIRMACI
YAZARLAR
28 Ağustos 2019 Çarşamba

AVRUPA SOSYAL MODELİ/DÜNYA SOSYAL FORUMU

İnsanlığın vicdanına çağrı yapmak ne kadar geçerlidir, bilinmez, yine de düşünce durmaz, dil susmaz! Dünya, bu kadar yoksulluğu ve gelir dağılımı adaletsizliğini kaldırmaz! Dünya genelinde, burada ve her yerde, yoksullukla savaşım için ortak payda yaratılmalıdır. Evet, yoksulluğu yendikçe, daha fazla insan kalacağız ve doğamıza daha da layık olacağız… Bugün aşı, içme suyu, gıda gibi temel ihtiyaçlardan yoksun olanların sayısı Dünya nüfusunun önemli bir çokluğunu oluşturuyor. Asya, Latin Amerika, Afrika’ya dağılmış en yoksul elli ülkede sekiz yüz milyona yakın insan adeta sadece hayatta kalmaya çalışıyor…

Dahası, “gelişmiş” ülkelerde bile evsizlik ve işsizlik artan göçlerle beraber en dramatik tabloları da beraberinde oluşturuyor. Böyle bir evrende kim kendisini güven içinde hissedebilir? Hangi yönetim istikrarın sözünü bol keseden verebilir? Bu tablo dert tablosudur ve değiştirilmelidir. Gerçekten yeni ve insancıl bir dünya kurulması için arayışlar da vardır. Saygıya değerdir. 

Yoksullukla Mücadele

Son elli yıldır yoksul ülkelere 2 trilyon dolar dağıtılmışken, 2000’lerin başlarında sadece bir yıl içinde batık bankalara 18 trilyon dolar aktarılmıştır. Yoksullukla mücadelede sosyal küreselleşme/dayanışma kadar ulusal gelişme önemlidir. Az bir umuttur ama dünyanın parasını “koordine eden” uluslararası kurumlar daha sosyal organizasyonlar haline gelebilir. Doların tekeli tedricen giderilebilir. Eğitim; işe dönük eğitim, teknolojik yatırım, yatırımların önünün alabildiğine açılması, kayıtlı ekonomilerde işleyen saydam emeklilik fonları, sosyal pazar ekonomisi, kamucu yatırımlar, yoksulluğu aşabilir. Öylelikle, dünya ve Türkiye daha yaşanılabilir hale gelebilir..Yoksulluğun aşılması ve daha fazla zenginlik yaratılarak daha hakça paylaşılması, elbette ve nihayet insancıl (sosyal) bir anlayışla olanaklı olabilecektir. Bu tespitlere yaklaşan ve yaraşan arayışlara gelince…

Lizbon Stratejisi

Bilindiği gibi (aslında batmakta olan bir güneş olarak bizi alacaklı çıkaran) Avrupa Birliği’ni (AB) tanımlayan üç temel konvansiyon vardır: bütçe ve mali dengelere referans yapan 9 Aralık 1991 tarihli Maastricht kriterleri; demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve azınlıkların korunmasına vurgu yapan 22 Haziran 1993 tarihli Kopenhag kriterleri ve bu yazımda işlemeye çalışacağım “Avrupa Sosyal Modeli” olarak da bilinen, 23 Mart 2000 tarihli Lizbon Stratejisi. Lizbon Stratejisi (LS); üye ve adayların Avrupa Birliği alanının, ekonomik büyüme hızının yetersiz, işsizlik oranının yüksek ve ekonomisinin yeterince dinamik olmadığı tespitini yapar. Bu sorunsalın temel nedeni olarak da: Avrupa’nın, bilgi-temelli (knowledge-based) bir ekonomiye dönüşmemiş olmasına işaret eder. 

Avrupa Sosyal Modeli

Bu yaklaşıma yani LS’ye göre; Birinci somut temel sorun olarak, “Avrupa”, öncelikle girişimci ihtiyacını yeterince açığa çıkaramamakta ve ekonomiye katılması beklenilen yeni küçük ve orta boy işletmelerin deviniminden yararlanamamaktadır. Bunun sonucu olarak istihdam yeterince artmamakta, aktüeryal dengenin (aktif çalışan ile emekli oranının) bozulmasıyla, ekonomik ve sosyal maliyetler giderek ağırlaşmaktadır. Bu açıdan çıkış yolu, istihdam yaratmaktır. İkinci olarak, AB ekonomisinin Araştırma-Geliştirme (AR-GE) faaliyetlerinin desteklenmesi ve buradan katma değer yaratılması noktasında yeterli bir moment sağlamamıştır. AR-GE yetersizliği, bilişim, iletişim gibi istihdam sağlayacak sektörlerin gelişmesini kolaylaştırmaz. Bu saptamanın yerindeliği, İrlanda gibi, Hindistan gibi, daha düne kadar ekonomileri çok da parlak olmayan ülkelerin, özellikle bilişim sektörüne yönlendirdikleri araştırma-geliştirme fonlarının geri dönüşüyle de bir kez daha kanıtlanmaktadır. Üçüncü temel sorun, hizmet sektörüne getirilen kısıtlamalardır. Yanı sıra fikri hakları da içine alacak şekilde ortak bir patent bağlaşmasının işlerlik kazanmasındaki güçlükler ve dahası enerji ve havacılık sektöründe süre-giden korumacılık benzeri düzenlemeler, Kıta’ ekonomisinin ayağını çeken unsurlardır… 

Bilgi Otoyolları

Bu sorunları saptadıktan sonra Lizbon Stratejisi (LS), iki ana politik/ekonomik hedef çizer: Ekonomi (AB genelinde ve üye/aday ülkeler özelinde) bilgi-temelli olmalı, insana ve eğitime öncelikle yatırım yapılmalı ve nihayet, bu ana hedefe giden yolda telekomünikasyon ve e-ticarete yatırım yapılmalıdır. Bu doğrultuda; AB çapında Patent Yasası, Hizmet Sınırlarının Kaldırılması, Enerji ve Havacılıkta Rekabete açılma, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin desteklenmesi, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerine daha çok kaynak, Avrupa Araştırma Alanı yaratılması, Bilgi-temelli ekonomi hedeflerine uyumluluk, İnternetin ucuzlaması, Sınır-ötesi ticaret hacminin yılda yüzde 5 artması, Kamu ihalelerinde saydam bilgilendirme ortamı, Ortak “AB Patenti”nin etkinleştirilmesi, Ulusal araştırma enstitülerinin kurulması, Finansal işlemlerde vergi paketi gibi önlemler sıralanmıştır…

İstihdam ve de işsizlikle Mücadele

Bundan daha da ötede Lizbon Sosyal Modelinin ülkelere önerdiği ve kurumlara verdiği en önemli “ödevler” arasında istihdamla ilgili olanlar yer almaktadır: İstihdam oranının (2000 yılında % 61’den 2010 yılında %70’e) yükseltilmesi (ne yazık ki şu ana kadar olanaklı olmamıştır), İşsizlik oranının “en iyi performansı sergileyen ülkenin düzeyine çekilmesi (%4) İnsan kaynaklarına yapılan yatırımların GSYİH (Gayrısafi Yurtiçi Hasılanın) yarısına çıkarılması … Avrupa (Dünya) bu yolda ne kadar başarılı olacak bunu zaman daha da iyi gösterecek. Lizbon stratejisi, emeğin korunması ve çevre duyarlığı açısından bazı yeni açılımları gerektiren önemli bir belgedir. Özü ve hedefleri hayata aktarılamadıysa da, Avrupa Birliği kapansa bile bir kenara atılıp, unutulmamalı; geliştirilmelidir… 

Dünya Sosyal Forumu

Daha güzel bir dünya için Dünyanın bir başka ucunda yanan bir başka meşale de vardır… Bu meşale Davos’a inat yanmaktadır, kapitalizm ve vahşi serbest piyasacılık karanlığına karşı ışıldamaktadır… Dayanışmanın küreselleşmesi, insan haklarına, çevreye saygı gösteren, toplumsal adalet, eşitlik için hizmet eden, uluslararası demokratik sistem ve kurumların yapılanmasına katkı sağlanması amacıyla ilkin, 25-30 Ocak 2001 tarihlerinde Brezilya’da, Porto Alegre’de düzenlenen katılımla meydana gelen Dünya Sosyal Forumu (DSF), hiçbir yönlendirme, hiyerarşileştirme, sansür ya da sınırlama getirmeksizin, elindeki bütün imkanları kullanarak, sosyal ayrımcılık ve yoksullukla savaşa çağrı yapan örgüt veya örgüt grupların esnek ama ses getiren bir bileşkesidir. 

Sosyal Küresel Dayanışma

Adı üzerinde bir sosyal-küresel forumdur. Sao Paulo’da, 9 Nisan 2001’de DSF Organizasyon Komitesi’nde yer alan örgütler tarafından resmen “ilkeleri” onaylanmış ve kabul edilmiştir. DSF’nin sekreteryasında Dünya Sosyal Forumunu başlatan 8 örgüt;  Abong, Attac, CBJP, Cives, CUT, Ibase, MST ve Social Network for Justice and Human Rights (Adalet ve İnsan Hakları için Sosyal Ağ) Forumun sekreteryasını oluşturmuşlardır… Dünya Sosyal Forumu (DSF), bir süre sonra Mumbai’ye taşınmıştır. Genel politik meseleler, DSF’nin geleceği ve yıllık etkinliklerin metodolojisi gibi konular, Formun bünyesinden neşet eden Uluslararası Konsey tarafından ele alınmakta ve takip edilmektedir. Formun bünyesinde, Ekonomi, Çevre ve Sürdürülebilirlik, Kültür, İletişim, Eylem Çağrısı, Özgür Yazılım gibi çeşitli çalışma grupları bulunmaktadır. 

Davos’a karşı Sosyal Forum!

Gerçekten DSF, her yıl “700 oturumda 700 konu” tartışılan Davos ile eş zamanlı olarak (!) ve dünyayı yöneten zengin güç çevrelerine karşı, emeğin, sosyal dayanışmanın, bilimin dünyasını ön plana çıkarabilmek için toplanmaktadır… Bir amacı da, on binlerce kişinin katılımıyla medyanın ilgisini ve kamuoyunun desteğini kazanabilmektir. Sosyal yanı, entelektüel birikimi daha ağır basan, halk şenliği renklerini de taşıyan bu organizasyona Türkiye’den de katılanlar olmuştur. Özellikle sırasıyla Floransa, Paris, Londra, Atina ve Malmö’de yapılan Avrupa Sosyal Formu ve yanı sıra 2005’te Barselona’da düzenlenen Akdeniz Sosyal Formu da aynı almaşığın değişik bileşenleridir. Enternasyonalin ilham verdiği Bloklaşma çökünce ve Üçüncü Dünyanın “Bağlantısızlar” hareketi de çözülünce, mikro milliyetçilik ve etnik aidiyetin paramparça ettiği ve medeniyetlerin ittifak değil kısmen çatışma içine sürüklendiği dünyamızda, emeğin, sosyalliğin, yeni bir küresel dayanışma yaratması çok kolay değildi... Bir zamanlar “işçiler birleşin” denirdi, çok yerde “kapitalistler birleşti.” Yine de yeni endüstriyel süreçler ve iletişim kültürü didişmelere inat hükmünü durmaksızın icra ediyor… Buna bir de üretimin/tüketimin çeşitlendiği, yeni mesleklerin yükseldiği ve tabana yayılan mülkiyet ile bağımsız çalışma modellerinin serpildiği bu çağda, gerçek savaşımın yoksulluğa, cehalete, sağlıksız koşullara ve aile yardımları eksikliğine karşı verilmesi gerektiği bilinci eklenirse, yeni bir dünyaya çağrının sesi belki daha gür yankılanabilir ve daha berrak çağlayabilir. 

Sosyal küreselleşme ve Türkiye

Sosyal küreselleşme şimdilik yeterince önemsenmiyor olabilir. Ancak en az küreselleşmenin başat formları kadar değerlidir. İnsancıl ve sosyal bir dünya kurulması, bilimin, emeğin, sürdürülebilir kalkınmanın, insan haklarına ve demokratik değerlere saygının ve çevreye yönelik özenin gösterilmesi, insanın doğasına da yaradılışına daha yaraşır istemlerdir. Yıllar önce Milliyet’teki yazımda da değindim gibi; bir başka dünya, “ondan ne alacağım değil ona ne verebilirim?” diyebilen kuşakların omuzlarında yükselebilir. Avrupa Sosyal Modeli ve Dünya Sosyal Formu bu arayışlara güzel örneklerdir. Türkiye’miz, kendi ekonomisi ve demokrasisi için çağdaş ölçünleri uygulamaya çalışmalı, çabalamalı, karma ekonomik modelini, planlı kalkınmayı, sanayileşmeyi, eğitim eşitliği temelinde gelişen rekabetçi bir ekonomiyi yaşama geçirmiş deneyiminden de aldığı güçle ve ulusal gelişme-küresel sosyal dayanışma anlayışıyla, güzel geleceğine “yılmadan yıkılmadan, durmadan duraksamadan” yürümelidir…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ticari Hayat