MENÜ
Ankara -2°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
BAKIŞ AÇISI
Seda TOLMAÇ
YAZARLAR
10 Haziran 2019 Pazartesi

BAKIŞ AÇISI

İnsanı insan yapan en önemli şey, ne sahip olduğu makam, mevki, ne yaşadığı ülke veya şehir, ne oturduğu ev, ne sahip olduğu fiziksel özellikler ne de çevresinde bulunan diğer insanlar…İnsanı insan yapan, daha doğrusu insanı insanlığın erdemine ulaştıran en önemli şeyin ‘bakış açısı’ olduğu düşüncesindeyim. Hayata, diğer insanlara ve en başta kendi yaşamına farklı bir bakış açısıyla bakabilen insan, hayatı olabildiğince anlamlandırmak için çabalıyordur. Öncelikle kendi hayatında doğruyu, yanlışı, iyi olanı veya kendisine fayda sağlamayanı ayırabilen insan, insanlığın erdemini kavramak istiyordur. 

Bugünün dünyasında bizleri insanlıktan uzaklaştıran tüm olay ve olguların ‘bakış açısı’ndan kaynaklandığını düşünüyorum. Etrafımızı saran şiddet, öfke, ötekileştirme sarmalının nedeni bakış açımızın sınırlılığı…Kısır döngüler içinde debelenip duran, kendisini her geçen gün her anlamda yenilemek yerine, ezberlerde kaybolan, çevresindeki diğer insanların kendisi gibi olmasını isteyen ve bu olmadığı takdir de diğer insanlara öfke kusan her kimse, bakış açısının karanlığında ve darlığında kaybolup gidiyor. O karanlıktan çıkan tek şey ise; şiddet, ötekileştirme, benmerkezcilik gibi, ilerde istenmeyen sonuçlar doğurabilecek kavramlar oluyor. 

Hayatı anlamlı kılmak için hiçbir uğraşa girmeye tenezzül etmeyen, sanat, spor, bilim, eğlence gibi akla gelecek her türlü alanda bir düşünce sahibi olmaktan uzak, ezberden konuşan, karşısındaki insanın düşüncelerine saygı duymak yerine, o düşüncelere acımazsızca saldıran ve sırf farklı düşünüyor diye başkalarına iftira atmaktan çekinmeyen, doğayı, insanı, hayvanı katletmede hiçbir sakınca görmeyen bir insanın bakış açısı ne kadar sağlıklı olabilir? 

Kendimizi, hayatımızı ve diğer insanları her daim yenilemek, tüm bunlara unutulmaz ve faydalı değerler katmak için önce bakış açımızı karanlıktan ve sınırlılıktan çıkarmamız gerekmez mi?
Hayat, yaşadığımız yere, bulunduğumuz konuma, çevremizdeki diğer insanlara göre değil de; bizim kendisine nasıl baktığımızla ilgileniyor. Hayat aslında şiddet, öfke, ötekileştirme, bencillik gibi kavramların olmadığını, var olanın ‘bakış açısı’ olduğunu söylüyor. Hayat, yolu aydınlığa varan bir bakış açısının, kendisini güzelleştirebileceğinin işaretlerini veriyor bize. 
İşte! Tam da bakış açılarımızı karanlıktan kurtarmamız ve aydınlığa çıkarmamız gerektiği bu zamanlarda aklıma şu hikaye geliyor:

“Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikayet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuştu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu.

Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı.

Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu: -Ne görüyorsun? ‘Patates, yumurta ve kahve’ diye alaylı bir cevap verdi kızı.
-Daha yakından bak bir de. Patatese dokun. Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi. ‘Aynı şekilde, yumurtayı da incele’ dedi baba. Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü. En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı.Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı ‘Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?’ dedi.

Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı tepkiler vermişlerdi. Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurta sertleşmiş katılaşmıştı. Ancak kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı. ‘Sen hangisisin’ diye sordu kızına. ‘Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin? Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? ‘Yumurta gibi kalbini mi katılaştıracakcaksın? Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?” (Hikaye alıntıdır)

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat