MENÜ
Ankara -4°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
BETONLAŞAN TÜRKİYE'NİN FOTOĞRAFI
Seda TOLMAÇ
YAZARLAR
29 Temmuz 2019 Pazartesi

BETONLAŞAN TÜRKİYE'NİN FOTOĞRAFI

Geçtiğimiz günlerde twitterda vakit geçirirken iki fotoğrafla karşılaştım. Karşılaştığım o iki fotoğraf, Türkiye’nin en güzel şehirlerinden birinin nasıl da betona teslim olduğunu/edildiğini gösterdi.
Fotoğraflardan biri İsveç Fiyonlard Gölü ve çevresine aitti. Diğeri de Trabzon Uzungöl’e…Uzungöl’ün yapısı, görüntüsü(eski) nasılsa Fiyonlard’ın da yapısı, görüntüsü aynı. İki fotoğraf arasında değişen tek şey; Uzungöl’ün görüntüsünün tamamen bozularak, betona teslim edilmiş olması.

Elin İsveçlisi bilmiyor muydu; Fiyonlard gölünü imara açıp para kazanmayı! Neden gölün doğal güzelliğini bozmamayı tercih etti? Ya da tam tersini soralım, biz neden doğa harikası Uzungöl’ü, imara açıp onlarca ağacı kesip, orayı rezalet bir yer haline getirmeyi tercih ettik?

Ne olurdu Uzungöl de Fiyonlard gölü gibi tek bir betonu dahi ağırlamamış olsaydı. Ağırladığı tek şey, o doğada yaşayan canlılar ve zaman zaman orayı görmek isteyen insanlar olsaydı. Ama maalesef yıllardır Uzungöl’ün doğasının bozulmaya başladığı, betonlaşan göl çevresinin canlı türlerini yok ettiği ve bu durumun oldukça tehlikeli olduğu söylendi, yazıldı. Ama gelinen noktada, Uzungöl’ün gittikçe betonlaştığı, her geçen gün de bu betonlaşmaya davetiye çıkarıldığı görülüyor.

Yaptığı doğa programlarıyla dikkati çeken televizyon programcısı Güven İslamoğlu, bahsettiğim iki fotoğrafın altına yaptığı yorumla, Uzungöl’de yaşanan değişimi, bir uzman gözüyle değerlendirmiş. İslamoğlu, yaptığı yorumda Uzungöl’de artık mısır kurutacak verandalı ev kalmadığını, göl ve çevresinde bozulmanın 1996 yılında başladığını söyleyip eklemişti; “O zamandan bozulma başlamıştı. Dinleyen olmadı. Geçmiş olsun.”

Evet, hepimize geçmiş olsun! Giderek çirkin yapılaşmaya, beton yığınlarına hapsolan hayatlarımız, bizi nefes alamayacağımız bir geleceğe sürüklüyor.
Bugün oturduğumuz şehirlerin içine bakın! Bu şehirlerin çoğu, çoktan betona teslim olmuş durumda. Artık şehrimizin içinde nefes alacağımız bir yer kalmadı. Doğayı olduğu gibi bırakmamakta, ona müdahale etmekte ısrar ediyoruz. Ancak bu ısrarın ilerde bizlere, yani insana nasıl büyük zararlar vereceğini göremiyoruz veya görmek istemiyoruz.

Oysa, Türkiye’nin doğal güzelliklerinin Almanya’nın Königsee gölünden, Kanada’nın Rocky dağında bulunan meşhur Peyto Gölünden, Hırvatistan’ın Plitvice Göllerinden, Fransa’nın ünlü Côte d’Albâtre’ı, yani Türkçe ismi ile Kaymaktaşı Sahili’nden ne farklı var?
Türkiye, diğer onlarca ülke gibi doğası ve tarihiyle büyüleyen bir coğrafya. Artvin Karagöl, Muğla’daki Kelebek Vadisi, Nevşehir’deki Peri Bacaları, Burdur’daki Salda Gölü…Türkiye’nin doğal güzellikleri saymakla bitmez…

Ama biz neden bulduğumuz ilk fırsatta doğal güzelliklere müdahale etme gereği duyuyoruz? Doğayı olduğu gibi bırakmak yerine onu sözde güzelleştirme adına yeniden şekillendiriyoruz. Ama güzelleştirme adına yaptığımız şey maalesef doğayı katletmek oluyor. Katlettiğimiz doğa da değişen mevsim anlayışıyla intikamını alıyor bizden.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat