MENÜ
Ankara -3°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
DELİRDİK Mİ BİZ?
Şira Yıldız ASAN
YAZARLAR
12 Temmuz 2019 Cuma

DELİRDİK Mİ BİZ?

Galiba toplum olarak delirdik biz. Yok, yok delirdik bunun başka açıklaması olamaz çünkü. Şayet haberleri takip ediyorsanız, okuyorsanız ve bireysel olarak da bazı durumlara maruz kalıp şahit oluyorsanız toplumun psikolojisinin tamamen alt üst olduğunu da görüyorsunuz demektir.

Mutlu ve huzurlu olmayı çoktan unuttu toplum gibime geliyor bana. Gerçekten bir şeylerden keyif almayı bıraktık veya bıraktırıldık. Şahane bir tatilin ardından yeni döndüm ve hemen laptobumun başına geçip bugünkü yazımı yazmaya başladım. Aklımda aslında sizlere Datça’yı yazmak vardı, fakat tatilde de takip ettiğim haberlerden sonra Datça’yı haftaya bırakmaya karar verdim çünkü bende biriken ve tatilde bile herkesle sohbet konusu olan ülkemin dertlerini yazmadan duramadım.

Tabi ki bunda bugünkü havanın etkisi büyük; hava 39 dereceden birden 19 dereceye indi. Verandada yağmurun yağışını izlerken, nereden nasıl başlasam bilemiyorum çünkü o kadar çok konu başlığı var ki aslında. İnsanlar tatilde bile yan şezlongdakiyle öncelikle memleket meselelerini konuşuyorsa burada büyük bir sorun var demektir bana göre. 

Hazır Akdeniz ve Ege kıyılarındayken ilk konu başlığı tabi ki orman yangınlarıydı ki ben ordayken bir tanesi Datça yakınlarında gerçekleşti ve şu anda bir gündür söndürülemeyen Dalaman yangını devam etmekte. Yangınla başlayan sohbetler hukuksuz projelerle devam etti. İnşaatı uzun süre önce devlet tarafından başlatılıp da bitirilmeyen binalara geldi. Şehir hastanelerinin dramı ayrı bir tartışma konusu oldu. Devlet hastanelerinden randevu almak için çekilen çileler ve en erken bir ay sonrasına randevu alabilen vatandaş çözümü acil servise gitmekte buldu.

Bulunamayan ve alınamayan ilaçlar derken.. Politik haberlerden, kavgalardan, asil üsluptan uzak tartışmalardan ne kadar bıktığımızı anlamadım. Konular bitmek bilmedi sahildekilerle... Gençlerin işsizlik sorunu, emeklinin ve işçinin geçim derdi, torpille işe alımlardaki haksızlık, artan sokak kavgaları ve cinayetleri, hırsızlığın ve gaspın tekrar fazlasıyla gündeme gelmesi, memleketi işgal eden malum Suriyeli sorunları, sürekli büyüyen enflasyona karşı sadaka niteliğinde yapılan maaş zamları, haklı olanın değil güçlü olanın kazanması, Soma mağdurlarının yıllardır mağduriyetlerinin göz göre göre devam ettirilmesi, son zamanlarda işi çığırından çıkaran trafik magandalarının ceza almaması, kadın cinayetlerindeki ve tecavüzlerdeki artış oranları, eğitim sistemin allak bullak oluşu ve son olarak da adaletin yok oluşunu konuşuyordu insanlar..

Bunlar konuşuluyorken aklıma birçok manşet de geldi tabi ki. Örneğin son zamanlarda sıkça haberlerde izlediğimiz halktan iki genç erkeğin tartışmayla başlayan iletişimlerinin çoğunlukla silahla vurulmak üzere noktalanması gibi. Nasıl oldu da toplum içerisindeki silahlanma bu kadar çoğaldı ve bu silahlanmaya izin veriliyor diye düşünmeden de edemiyorum tabi ki. Veya kadın cinayeti ve tecavüzü işleyenlerin bir türlü hak ettikleri cezayı almadıkları gibi; davalarda “Bir kadının bir erkekle tenha bir yerde içki içmeyi kabul etmesi, cinsel rıza anlamına gelir”, “kızına sahip çıksaydın” gibi akıl almaz ve skandal ifadelerin davalarda yer alması da cabası. Özellikle bu hafta sadece beni değil eminim aklı başındaki herkesi çok sinirlendiren baklavacı trafik magandalarını yazmadan geçemeyeceğim.

Hamile kadının ve eşinin çektiği görüntüleri izleyip de sinirlenmeyen ve etkilenmeyen birisi varsa aklından şüphe ederim. İki maganda erkek nasıl oluyor da böyle terbiyesizce, ahlaksızca ve insanlıktan uzak bir saldırıyı gerçekleştirebiliyorlar ve dahası bunu kendilerine hak görebiliyorlar? Daha sonrasında ise şubede kapıda el sıkışarak karşılanıyorlar? Artık halk her konuda adalet istiyor. Ekonominin, adaletin ve eğitim çöktüğü bir sistemde yaşamak istemiyor. Bunun içinde terbiyesiz ve güçlü olan kazanır durumunu yıkıp, tekrar adalete güvenin inşa edilmesi gerekiyor. Bu yapılırsa ancak toplumun psikolojisi düzelecektir ve son yıllarda yaşanan olaylarda azalma görülecektir. Bir toplumda suç olduğuna inanılan haksızlıklar cezasız kaldığı sürece örnekler çoğalır ve mağdurlar çoğalır. Ve bu bir topluma yapılacak en büyük kötülüktür. Bütün bunlara rağmen vatanımı çok seviyorum ve burada yaşamaktan çok mutluyum. Memleketimi hiçbir yere değişmem bunun da altını çizmek isterim. 
***
Son aylarda İstanbul’daki yeni havalimanı sıkıntıları sizi de etkiledi mi? Beni etkiledi ve neredeyse uçmaktan vazgeçecek duruma getirdiler bizi maalesef. İstanbul’da hem yerli hem de yabancı yolcular, pek çok açıdan zahmetli gördükleri yeni havalimanı yerine Sabiha Gökçen Havalimanı’nı kullanmayı tercih etmeye başladı tıpkı benim gibi. Tabi ki bu beklenen bir sonuçtu. Çünkü İstanbul Havalimanı, Atatürk havalimanına göre çok şehir dışında ve ulaşımı zor. İçindeki mesafeler çok uzun. Ayrıca uçağın havalimanından çıkıp kalkış pistine gitme mesafesi de çok uzun. Tüm bu mesafeler ortalamanın çok üstünde. Hal böyle olunca insanlar İstanbul Havalimanı’ndan kaçıyor doğal olarak. Tek sıkıntı Sabiha Gökçen’den her yere uçuş olmaması. Keşke Atatürk Havalimanı büyütülseydi de kimsede uçacağı zaman karın ağrısı çekmeseydi… Haftaya kadar sevgiyle kalın.. #iyiliktenyanaolalım.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Mahmut Baştuğ
 12 Temmuz 2019 Cuma 00:24
Teşekkürler düşüncelerimize tercüman olmuşun Yıdızcığım.????
 Mahmut Baştuğ
 12 Temmuz 2019 Cuma 00:24
Teşekkürler düşüncelerimize tercüman olmuşun Yıdızcığım.????
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat