MENÜ
Ankara -3°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ELEŞTİRİ VE TENKİTTE USUL
Mustafa YILDIZ
YAZARLAR
18 Kasım 2021 Perşembe

ELEŞTİRİ VE TENKİTTE USUL

Hemen her dönemde olduğu gibi düşünce bazında herkesin herkesi eleştirdiği, yanlış ve hataların sürekli karşı tarafta arandığı, üstelik bunu yapanların da yaptıklarını Allah rızası için yaptıklarına inandıkları bir algının tavanda yaygınlaştığını görüyoruz. Halbuki, içinde Allah rıza olan her fiilin işlenmesi ibadet olarak kabul edilir. İbadetlerde bazı kurallara uymayı, belli bir bilinçle davranış sergilemeyi zorunlu kılar. Şöyle ki;

Eleştirmek/tenkit etmek, terim olarak: ‘‘Bir düşüncenin, bir yargının, bir davranışın doğruluk ya da yanlışlığını ortaya çıkarmak, gerçek değerini bulup ortaya koymak üzere onu inceleyip doğru sonuca varmak, her mevzunun doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek’’ eleştiri olarak tanımlanır. Bu işi kendine bir görev gibi görüp eleştiri yapanlara da ‘‘Eleştirmen’’ denir.

Tenkit ise ‘‘Bir şeyin kusurunu göstermek, ayıbını ortaya koymak, bir düşüncenin veya bir cümlenin içindeki kusurları ayıklayarak sözdeki güzellikleri ortaya çıkarmak’’ şeklinde tanımlanır. Ancak; halk arasında tenkit ile eleştiri genelde aynı anlamlarda kullanıldıkları için teknik bir ayırım yapmadan, halk arasında kullanılan şekliyle mevzu etmeye çalışacağız. Şöyle ki;

Eleştirmek, İslam ahlakına aykırı bir davranış biçimi olmadığı gibi, aynı zamanda siyasi, sosyal, ekonomik, hukuki, dini, milli ve kültürel konularda içinde topluma zarar veren fiiller içeriyorsa şayet, insanları bu olumsuz durumlar karşısında uyarmak, onları usulunce tespit edip göstermek insani bir görev olduğu kadar, aynı zamanda önemli dini zorunluluk olarakta kabul edilir. Öncelikle, her şeyden önce prensip olarak yapılan bir eleştirinin veya tenkidin; doğru ve yararlı olanın ortaya çıkmasına, Allah’ın rızasına matuf, toplum yararına uygun ve maslahata yönelik bir amacı olmalıdır.

Faydalı bir eleştiri; yol gösteren, kişiye destek sağlayan, moral ve ilham veren, yapıcı ve olumlu örnek ifadeler içeren, aynı zamanda da gerçek ve samimi dostlar arasında birbirlerinden yararlanma vasıtası olarak olması gereken bir iletişim biçimi olarakta kabul edilmelidir.

Peki eleştiri olmamalı mı? Kimse eleştirilmemeli mi? derseniz şayet, hiç kuşkusuz kimse böyle bir savunma yapmaz, böyle bir iddiada bulunmaz. Ancak, karşıya sözlü ya da yazılı ifade edilen her türlü ifade ve anlatım biçiminde dikkat edilmesi, uyulması gereken, bir usulun ve üslubun olduğu/olacağı da bilinmelidir.

Bu nedenle eleştiri yapılırken, eleştiri yapanın bazı kurallara uyması ve bu çerçevede konuşulmasına dikkat etmesi son derece önem arz eder. Mesela; Eleştiri yaparken genel prensip olarak şahsiyet yapmamak esas olmakla birlikte, konuyu kişisel bir sorun haline de getirmemek gerekir.

Kişinin ortaya koyduğu fikir ve düşünceler İslam’ın veya İslam akidesinin özüyle bağdaşmayan yanlış ve hatalar içeriyorsa şayet, bu yanlışları ortaya koyarken başka bir yanlışa düşmemek için iddia edilen şeyleri sahih ve sağlam delillere dayandırarak doğrunun, güzelin ve faydalı olanın ortaya çıkmasını sağlamaya yönelik olmalıdır.

Eleştirinin dozu; onur kırıcı olmayan, karşıdakini aşağılamayan, alaycı bir tavırla küçümsemeyen, eleştiri yapanı öne çıkarmayan, karşıdakine hakaret etmeyi içermeyen dozda olmasına özellikle dikkat edilmelidir.

Herkesin yaşamında her an sudur edebilme ihtimali olan bir hata veya kusurdan dolayı kişinin geçmişte yapılan/yapılmış bütün iyiliklerini ve yararlı şeylerini hiçe saymak ise, yapılan eleştirinin ilmi değil, garazlı ve kinle yapıldığının göstergesidir.

Karşıdakini yenilgiye uğratma, kamuoyu nezdinde bir misyon sahibi olduğu görüntüsü verme, şöhret olma gibi düşünceler taşıyarak yapılacak bir eleştirinin ilmi, kalbi, akli ve insaf ölçülerinde bir eleştiri yapmaya engel olan unsurlar olduğu/olacağı da unutulmamalıdır.

Eleştiri yapacak kimsenin, bilgi edindiği kaynaklarını dikkatle ve titizlikle kontrol etmesi gerekir. ‘‘Ey iman edenler! eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onu iyice araştırın. Aksi takdirde bilmeden bir topluluğa zarar verirsiniz de yaptığınıza pişman olursunuz.’’(Hucurat:6) Özellikle günümüzün haber kaynakları olan basın ve yayınların ne denli güvenilir oldukları ehli olanların malumudur. Bu nedenle, bu yollarla elde edilen haber, bilgi ve bilimsel veriler çok iyi tahlil edilerek delil olarak kullanılmalıdır.

Birine duyulan öfke veya kinle yapılan/yapılacak eleştiri kişiyi adaletten alıkoyabilir.(Maide:8) Halbuki eleştiri, yapıcı olmalıdır. Aksi takdirde yapılan tenkit veya eleştiri ya sövgü olur ya da cidal olur. O zaman bu tür yapılan eleştiri ve tenkit münazara olmaktan çıkarak münakaşaya döner ki, bu da karşıdakini üzmek ve kırmaktan başka hiçbir fayda sağlamaz. Nihayetinde karşıdaki de Firavun olmadığına göre, azami nezaketin gösterilmesi daha uygun olacağı da unutulmamalıdır.

Eleştiri yapan kişinin ön yargılı/peşin hükümlü de olmaması gerekir. Bütün bunların yanı sıra doğruyu ortaya çıkarmak niyetiyle yapılan/yapılmış eleştirilerden de alınmamak gerekir. Hatta, maksat zaten doğru olanı bulup ortaya çıkarmak ise, doğruyu bulmada yardımcı olduğu için eleştiri sahibine teşekkür bile etmekte gerekir.

Yapılacak eleştirinin kişiliklere/kişilere yönelik değil de, yanlış görülen düşünceye veya takınılan yanlış tutum ve davranışlara odaklanması gerekir. Ayrıca, genellemeci bir tavır da takınmamak gerekir.

Malzememizin insan olması hasebiyle, insana ait bazı hasletleri de göz önünde bulundurarak tahammül etme, hoşgörülü davranmayı mutlaka akılda tutmayı ihmal etmemeyi unutmamalıdır.

Mesela; aynı yöne doğru bakan insanlar bile gördüklerini izah ettiklerinde farklı şeyleri dile getirdiklerini görürsünüz. Keza aynı ortamda, aynı dersi aynı kişiden dinleyenler bile anlatılanlardan farklı şeyleri anladıkları, farklı yorumlarda bulundukları görülür. Keza farklı şeyleri de gözden kaçırdıklarına şahit olmak kaçınılmaz bir durumdur. Demek ki, şartlar aynı olsa bile farklı düşüncelerin ve farklı sonuçların ortaya çıkması kaçınılmaz olacağından bu durum gayet doğal tabii olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle bu tür münazaralarda öfke kontrolü sağlama, tahammül etme ve sabır gösterme insanın en büyük imtihanı olarak öne çıkar.

Eleştiri, aynı zamanda insanların başvurduğu en kolay çözüm yoludur. Halbuki, asıl olan zora talip olmaktır. Bu da sorunlara çözüm üretmekle olur. İmam Malik, Peygamberin mezarını göstererek: ‘‘Bu kabirde yatanın dışında herkesin sözü yanlış olabilir.’’ demiştir. İlk etapta bu sözü herkes doğru kabul eder ve buna hepimiz de katılırız. Halbuki bu sözü ‘‘Elçi’’ olarak söylemişse amenna, ya O da insan olarak dünya işlerine dair söylediği bir sözse, yahut daha iyisini bilen birisi çıkarsa niye itiraz etmesin ki.(Hurmaların aşılanması, Bedirde savaş yeri tespit vs.gbi) Hem bugün peygamber sözü diye söylenen ve ortada gezen her söze peygamber sözüdür diye inanmak mı gerekir? Hayır. Peki neden biri çıkıpta şu şu kriterlere göre şunlar şunlar hadis olmaz/olamaz demez! Çünkü bu çok zordur ve emek ister, araştırma ister. Zira bunun kolay olanı şudur; Her tarafı yanlış, tutulacak tarafı olmayan bir söze ‘‘Bundan hadis mi olur?’’ deyip, her yerde dile getirerek zamanla hadisleri hafife alan bir güruhun ortaya çıkmasına neden olmak, çok mu doğru oluyor. Veyahut, Kur’an bize yeter! diyerek herkesi Kur’an alimi yapmak veya böyle bir topluluğun ortaya çıkmasına sebep olmak çok mu faydalı oluyor? Bazen de sonuçlara bakarak zararı hesaplamak gerekmez mi?

Bilindiği gibi, onlarca Kur’an meali ve onlarca yazılmış tefsirlerimizin var olması her İslam bilim adamının bir insan olarak okuduklarından farklı şeyler anladığını göstermez mi? Bu durumu da gayet normal kabul etmek gerekmez mi? Öyleyse; birine bağlanmak veya birini mutlak doğru saymak bilimin akışını, Kur’an’ın tazeliğini, güncelliğini dondurma anlamına gelmez mi? Birine bağlanarak sabitlenmek veya birini mutlak doğru olarak kabul edip onaylamak, sahibinin sesi olmak anlamına gelmez mi? O zaman nerede kaldı hür irade ile iman etmek. Acaba bu durum da kimin imanıyla amel edilmiş olunuyor. Kur’an akletmez misiniz, düşünmez misiniz gibi sorularla teşviklerde bulunarak her mükellefin Kur’anı sorgulayarak inanmasını isterken, konumu ve unvanı kim olursa olsun fikir ve düşüncesini sorgulamaya tabi tutmak haddi aşmamak kaydıyla niye yanlış sayılsın ki, anlamak mümkün değil.

Şunu da unutmamak gerekir ki, her dönemde toplumu yanlışa sevk edenlerin, ötekileştirenlerin bilen ve toplum içinde saygınlığı olup sorgulanmayan kişilerin olduğu da unutulmamalıdır.

‘‘Sözü dinlerler, en güzeline uyarlar’’(Zümer:18) tavsiyesi gereği her görüşün dinlenmesinde, her fikrin ifşa edilmesinde yararlar olabileceği de unutulmamalıdır. Zira, konuşma bir ihtiyaç olduğu gibi, bildiklerini, gördüklerini de başkalarına anlatmakta insani bir ihtiyaç olduğu da unutulmamalıdır. Çünkü; dışa vurulmasına izin verilmeyen düşünce, illaki bir şekilde gıybet veya dedikodu olarak ve daha tehlikeli olan fitne şeklinde ortaya çıkar. Zira bunu önlemek mümkün değildir. O zaman bunu aza indirmenin yolu herkesin düşüncesini korkmadan izhar edilebilmesidir.

Sonuç olarak; Şu tehlike de unutulmamalıdır. Eleştiri, tenkit iyi niyetle yapıldığı takdirde faydalı olduğu kabul edilir, ancak her düşünceyi hatasını bulmak niyetiyle eleştirmek ve tahlile tabi tutarak aşırıya kaçmak düşünce bazında kişiyi takıntılı hale getirir ki, bu da insanı paranoya haline dönüştürebilir. Çünkü; mevzu uzadıkça olayın boyutu egoları çatışmaya sürükler. Olası böyle bir tehlike halk arasında vahdeti oluşturma yerine ayrışma ve bölünmeye zemin hazırlaması söz konusu olabilir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Ticari Hayat