MENÜ
Ankara 14°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
FRANSA’YA KARŞI ÇOK FRANSIZ MI KALIYORUZ?
Bekir ATACAN
YAZARLAR
11 Kasım 2021 Perşembe

FRANSA’YA KARŞI ÇOK FRANSIZ MI KALIYORUZ?

Son zamanlarda Fransa, Türkiye’ye karşı, her yerde açık bir şekilde düşmanlık göstermeye başlamıştır. Başta Afrika ülkelerinde olmak üzere, Akdeniz havzası ve diğer komşu ülkelerle iş birliği yapması yetmiyormuş gibi Türkiye’ye düşman olan Yunanistan ile birlikte tehdit ve şantaja başlamıştır. Bunun yanı sıra, Yunanistan ile ikili görüşmeler yaparak askeri iş birliği ve ortaklık anlaşmaları imzalanmıştır. Sanki Türkiye, Yunanistan ve Fransa ile birlikte NATO üyesi değilmiş gibi, kendi aralarında yeni bir NATO anlaşması yapar gibi bir ittifak anlaşması imzalamışlardır. Hatta daha da ileri giderek, Türkiye’yi yalnızlaştırmak amacıyla, İran’la özel anlaşmalar yapmışlar ve Suriye rejimi ile yakınlaşmaya başlamıştır. İş bununla da kalmamış Suriye’nin içinde bulunan Kürtlerle iş birliği yaparak Türkiye’ye karşı savaşmalarını teşvik etmekte, Türkiye’deki bölücü hareketleri desteklemektedir. Daha da ileri giderek PKK’nın yanı sıra DEAŞ’ı da Suriye toprakları içinde desteklemekte, kendisine ait çimento fabrikasının ürünlerini onlara vererek sığınak, mevzi ve müstahkem mevkiler yapmaları için desteklemektedir. Bunun açığa çıkması üzerine Fransız yargısı meseleye el atmış verdiği karar ile bu iş birliği belgelenmiştir. Ama lakin terörün baş destekçileri, ABD ve Almanya ve batılı bilumum hasım güçler bunları görmezden gelerek, Fransa’nın yerine Türkiye’yi terörle mücadelede gri listeye alarak trajikomik karar almışlardır. Akılları sıra kendilerini ve Fransa’yı aklamaya çalışmaktadırlar. Herhalde bundan sonra, Türkiye, Fransa gibi bir devletin kendisine olan düşmanlığını açıktan açığa gördükten sonra bir takım tedbirler alacağı beklenmelidir. Kanaatimce Türkiye’nin bütün bu olanlara karşı seyirci kalmaktan ise bir karşılık verme zamanı gelmiş ve geçmiştir.

Türkiye ince politikalarını Afrika’da, Kafkaslarda, Asya’da göstermelidir. Fransızların daha önce yaptıkları katliamlar gündeme getirilmelidir. Fransa, Cezayir’de, Raunda ve Çad’da milyonlarca masum insanları katlettikten sonra utanmadan sıkılmadan oralara medeniyet götürmüş havari rolüne bürünmesi akla ziyan yüzsüzlüktür. Fransa’nın Ekowas ülkelerinden çekilmesinin programını şimdiden yapmalıyız. Oraların Osmanlı’nın arka bahçesi olduğu unutulmamalıdır. Fransa, Türkiye’yi hedef alarak, Ermenistan’ı kışkırtarak Azerbaycan topraklarının işgalini desteklemiştir. Türkiye’nin, Ermeni katliamı yaptığını iddia ederek, kendini özgürlük güvercini ve insan hakları havarisi gibi göstererek kendi yaptığı katliamları unutturmaya çalışmaktadır. Hâlbuki Fransa, 1830’dan günümüze kadar sadece Cezayir’de 12 milyon insan öldürerek tarihin en büyük soykırımını yapmış bir ülkedir.

1 Kasım 1954’te Cezayir bağımsızlık mücadelesine başladı. Fransa’nın kanlı yıldırma çabalarına karşı koyan Cezayir, 8 yıl süren ve 1,5 milyon kişinin hayatını kaybettiği çetin mücadele sonucu, bağımsızlığını kazandı ve ağır bedeller ödedi. Cezayir’in bağımsızlığını destekleyen Paris’te yaşayan Cezayirliler barışçıl gösterilere başladılar. Bunu silah zoru ile ezen dönemin Paris Polis Müdürü Maurice Papon’un emri üzerine polis sivil halkın üzerine ateş açtı. “17 Ekim 1961” yüzlerce kişi öldü, kayboldu, dünya tarihine yüz karası bir katliam olarak geçti. Sözde dünyanın en demokratik ülkesi!

Paris yönetimi, Cezayir topraklarında 1960-1966 yıllarında 17 nükleer bomba denemesi yaptığını itiraf ederken, Cezayir makamları ise bu sayının 57 olduğunu belirtiyor. Fransa’dan, İslam topraklarında nükleer deneme yaparak tabiatı zehirlemelerinin hesabı halen sorulmamıştır. Paris’in bu yüz kızartıcı eylemleri için mutlaka hesap soracak bir İslami mekanizma kurulmalıdır.

Fransa ikiyüzlülükte, zalimlikte, hakikati çarpıtmada eşi benzeri olmayan bir devlettir. Bunun da böyle olması normaldir, çünkü yönetim Yahudilerin veya adamlarının eline geçmiştir. (Sarkozy’ler Makron’lar) Fransa, mülteci kabul etme politikasında değişiklik yapmış, Esad’ın katliamlarından kaçan Suriyelileri değil (Suriye rejimine karşı olanları değil), Türkiye topraklarında yaşayanların tehlike altında olduğunu iddia etmeye başlamıştır. Bu yönde müracaat edenlerin sığınma başvurularını kabul ettiği görünmektedir. 

Fransa’ya karşı Fransız kalamayız, Fransa’nın Afrika’da bileğini kırmanın zamanı gelmiştir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Ticari Hayat