MENÜ
Ankara
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
FUTBOLDA 4. DEVRİM
R Bülend KIRMACI
YAZARLAR
2 Ekim 2019 Çarşamba

FUTBOLDA 4. DEVRİM

Futbol sadece futbol değildir. Milyarlarca insanı aşkla bağlayan, çocuk ve gençlerin umudu olan, teknik kadroları, akademisyenleri ve çalışanları ile Avrupa ölçeğinde takriben 14,6 milyar euro ciro, Türkiye genelinde yaklaşık bir milyar euro ciro yaratan bir sektördür… Günümüzde endüstriyel futboldan söz edilmektedir. Büyük sponsorluklar, yayın ve reklam gelirleriyle, turizme dolaylı katkısıyla bir büyük şenliktir, şölendir, spordur; futbol! Düşünün ülkeler kendi evinde uluslararası futbol organizasyonlarını; bir Dünya Kupasını, bir UEFA şampiyonası finallerini çekebilmek için neredeyse 4 ila 6 milyar dolar bütçe ayırabiliyorlar. Çünkü izleyicisiyle, reklam ve sponsor gelirleriyle bu yatırımın kat be kat fazlasını kazanacaklarını biliyorlar… Bunun için 100 ila 500 milyon dolara çıkan modern ve büyük statlar yapılıyor. Turnuvalar boyunca kentler, güvenliğiyle, ticaretiyle alarm halinde bulunuyor. Ülkemizde olduğu gibi “derbi” maçlarında hayat adeta duruyor, taraftarlar kenetleniyor, ülke yaşlısıyla genciyle o karşılaşmaya kilitleniyor. Futbolu skor değil spor amacıyla anladığımız, daha çok sayıda genci bu spora bilimsel destekle kattığımız oranda hem seyir zevki yükselecek hem de başarı düzeyimiz artacaktır... Futbol, kitle sporudur ve daha çok kitleselleşmelidir.

 

Gelir-gider dengesi

Önce bir ufuk turu yapalım… Deloitte’ın 2004 tarihli raporuna göre futbol değerinin %80’ini beş büyük Lig; İngiltere’nin Premier Lig, Alman Bundesliga, İspanyol La liga, İtalyan Serie A ve Fransa’nın 1.Lig’i yaratmaktadır. Burada ve her yerde bilet-satış (gişe/kombine) gelirlerini çok aşan girdiler söz konusu oluyor… Bu klasik gelirlerin dışında, diğer gelir kalemlerinin payları toplamına baktığımızda; İngiltere’de %70; Almanya’da %82; Fransa ve İtalya’da %84; İspanya’da %75 civarında bilet/kombine harici gelir sağlanmaktadır. Ülkemizde bu duruma (bilet/kombine harici diğer gelir kalemleri) açısından ve yine 3 büyükler ekseninde baktığımızda; bu gelirler Galatasaray’da %70; Beşiktaş’da %66 ve Fenerbahçe’de ise %74’tür. Toplam gelirler içinde en önemli gelir kaynağı Medya-yayın gelirleri olmaktadır. Avrupa’da da en büyük gelirleri medya gelirleri sağlamakta, ardından maç gelirleri ve sponsorluk gelirleri sıralanmaktadır… Tabii bir de giderler mevcuttur ve bilinen (ünlü) kulüpler için en büyük kalem “transferlere” gitmektedir. Gerçekten UEFA gelir-gider dengesinin korunması için 2004-2005 sezonundan bu yana altyapıya yatırım, seyircilere güvenli ve konforlu izleme olanağı, etkin bir organizasyonel işleyişe önem verilmesini garantileyecek “finansal fair play” ilkelerini vaaz etmiştir. Türkiye’mizdeki kimi profesyonel kulüplerin borçluluk durumları ise akılara ziyan bir noktaya evrilmektedir.

 

Amatörler üvey mi?

Buna karşılık amatör kulüplere ve alt yapıya yeterli destek verilmediği gözlenmektedir. Spor bültenlerinde futbolun “amiral gemilerini” izleriz… Ancak, futbol denizinde yüzen gemilerin çelik ve makina kalitesini alt yapı belirler. Alt yapı, gerek kulüplerin kendi bünyelerindeki, gerek amatör liglerdeki takımlardan oluşur. Oysa, yayın pastasından destek alması gereken amatörlerin Ankara’da olduğu gibi sorunları var. Geçenlerde katıldığı bir TV programında Yaşamkent İlkerspor Başkanı ve Çayyoluspor Sportif Direktörü Recep Salih İlker hoca, futbol federasyonuna bir çağrıda bulunarak tüm gelirlerin net yüzde 5’inin amatörlere aktarılmasını önerdi. Bu, bence de çok yerinde ve gerçekleşmesi gereken bir öneriydi. Buna karşılık, son zamanlarda “kendi marka değerleri” için kulüpler kuran kimi belediyelerin bunun yerine şehrin belli başlı semt takımlarını desteklemesi de futboldaki gelişme için çok önemli bir edimdir.

Gelişen tüm ülkeler bu yolu izlemişlerdir. Örneğin Almanya’da Bayern Munich 80 tane semt takımıyla irtibat halindedir. Bu ve daha fazlası İngiltere’de göz mesafesini aşan tesisleriyle altyapıya önem veren Chelsea için de böyledir. Hollanda’da da Ajax için de, İtalya’da dünya ile irtibatlı Juventus için de.. Oralarda pahalı menajerler değil etkili scout yani oyuncu izleme ekipleri önemsenir ama o ekipler de burada kimi büyük kulüplere çöreklenmiş ve subjektif tercihlerini dayatan değil, yetenekleri gerçekten keşfedip onları yükseltecek genç akademisyenlere emanet edecek şekilde çalışırlar.

Belediyeler nerede?

Türkiye genelinde 5 milyon lisanslı sporcunun 500 binden fazlası futbolda. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre ülkemizde 7 bin 111 kulüp bulunmakta. Bu kulüplerden örneğin, 383’ü Ankara’da ve şehrimizde 200 dolayında futbol kulübü var. Ankara’daki kulüplerde 20 bine yakın lisanslı futbolcunun çoğu amatör liglerde oynuyor. Yine Ankara’dan, 300’e yakın lisanslı futbolcunun bulunduğu kulüplerden bir örnek verelim: Yaşamkent İlkerspor ve Çayyoluspor antrenman tesislerine bir kulübün isim hakkını kullanan başka bir futbol okulu da “demirliyor”, tesisi kiraya verme yetkisine sahip işletme hemen tesisin yanında çok başka bir sahada “faaliyet” gösterirken, çitleri, telleri, kapıları dökülen bu tesis; sporcu sağlığı ve güvenliği açısından artık tehlike arz ediyor. Bu mevcut tesiste (bile) doğru dürüst bir kullanım hakkı (bildiğim kadarıyla bu konuda netlik sağlanırsa kulüpler imeceyle sahayı elden geçirmeye de hazırlar) veya yeni bir tesis tahsis edilmesi konusu, defalarca kendisine iletilmeye çalışılan Çankaya Belediyesi ise halen vurdumduymaz davranıyor… Öte yandan umudu bir halka büyütünce örneğin “Ankara Büyükşehir Belediyesi de bu soruna el atabilir” diye düşünülüyor ama gelin görün ki onlar şimdilik süper lig takımı MKE Ankaragücü’ne forma-göğüs reklamı veriyorlar… Elbette Ankaragücü ile de gurur duyuyoruz ve desteklenmesini sevinçle karşılıyoruz ama çok büyük ihtiyaçlar içinde olan ve Ankara’yı Türkiye’de, Türkiye’yi Ankara’da kendi mütevazi olanaklarıyla başarıyla temsil eden Çayyoluspor ve Yaşamkent İlkerspor’un tesis gibi en temel sorunlarına kayıtsız kalınması, amatör spora ve altyapıya bakışın henüz istenilen kıvamda olmadığını da kanıtlıyor… 

Futbolda 4. Devrim!

Oysa alt yapıya ve amatörlere yatırım yapılmadan ne futbol ne de futbol kültürü yeterince gelişebilir. Bizim futbolumuzda şimdiye kadar 3 devrim yaşanmıştır. Birincisi, futbolun “68 kuşağı” diyebileceğimiz ve “takım ruhu” ile “modern antrenman” konusunda yenilikler getiren Eskişehirspor’un, ikincisi, öz-kaynaklara önem vermenin somut başarılara vesile olduğunu gösteren 74-78 Trabzonspor devrimi ve üçüncü devrim ise 80’lerde alt yapıya bilimsel anlamda önem veren Hamdi Serpil Tüzün ile Beşiktaş’a yazılması gereken devrimlerdir...

Günümüzün 4. Endüstri devrimi döneminde artık futbolda da 4. Devrime ihtiyacımız vardır. Bu, amatörler ve altyapı devrimi olarak yatırımıyla, eğitimiyle, tesisiyle, akademisyeniyle ve organizasyonuyla yeni bir devrim olmalıdır… Olmalıdır ki bugünkü gibi kimi maçlara 11 yabancıyla çıkılmasın ve sadece gurbetçi çocuklarımızın katkısıyla değil burada yetişen gençlerimizle de başarılı milli takımlar kurulsun. Bu amaçla; amatör kulüpler için her semtte yeni, tam donanımlı antrenman sahaları yapılması gerekiyor… Amatör kulüplerin araç-gereç, malzeme ve de ekipman bakımından desteklenmesi isteniyor… Amatör kulüplere sporcu sağlığı ve sigortası için devlet desteği sağlanması bekleniyor… Amatör kulüpler ile okul-aile birliği ilişkilerinin geliştirilmesi arzu ediliyor ve öneriliyor… Ve nihayet amatör kulüpler arası turnuvalarla medyanın daha fazla ilgilenmesi umuluyor... Tüm bunlar bir yerde futbol pastasından amatörlere düzenli, kalıcı, yeterli pay ayrılmasına bağlıdır ve bunun geri dönüşü, yetenekli yıldızların her düzeyden takımlarımızda yer almasına yol açacaktır.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat