MENÜ
Ankara
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
“GEL, GEL, NE OLURSAN YİNE GEL”
Hicret TÜRKMAN
YAZARLAR
9 Eylül 2017 Cumartesi

“GEL, GEL, NE OLURSAN YİNE GEL”

Yıllardır, “Gel... Gel, ne olursan ol, gel! İster kafir, ister Mecusi, ister Putperest ol, gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!” sözünün Mevlana’ya ait olduğunu sanıyordum. Ta ki tarihçinin biri çıkıp bu sözün asıl sahibinin Orta Asyalı ünlü sufi Ebu Said Ebu’l Hayr olduğunu söyleyene kadar. Belki de birçoğumuz bunu böyle bilmeye devam ediyordur.
Mevlana hakkında yanlış bildiğimiz sadece bunu mu? Acaba başka neyi Mevlana’ya ait olduğunu zannediyoruz? Örneğin; günümüze kadar gelen hiçbir minyatürün gerçek Mevlana’ya benzemediği de tartışılıyor. Peki kafamızda yanlış bir Mevlana algısı oluşmasını sağlayan minyatürler nasıl ve kimler tarafından yapılmıştır?
Mevlana’nın resimleri üzerine tarihçiler ve araştırmacılar çok çalışmalar yapmıştır. Türkiye’de Mevlana resimlerini bir makale konusu yaparak ilk ele alanlardan biri olan merhum Yüksek Mimar Şehabettin Uzluk, “Mevlana’nın Ressamları” adlı 1944 tarihli makalesinden sonra 1945 yılında aynı adla Konya Halkevi Güzel Sanatlar Komitesince yayınlanan kitabını kaleme almıştır. Mevlana resimleri hakkında bilgi veren Uzluk haricinde diğer eski bir çalışma merhum Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver’e aittir.
Ünver, kitabında Mevlana’ya ait olduğu rivayet edilen resimlerin izahına geçmeden evvel kişisel düşüncelerini şöylece açıklamıştır: “Zihnimi kurcalayan bir nokta vardı. Acaba Mevlana’nın hayatında yapılmış resmi yok mu diyorduk; zira bu açık fikirli, ince ruhlu şair ve mutasavvıfımızın resmi olmalı idi. O her şeyi kale ile tasvir edip dururken neden bir fırça onu nakşetmesin”? Evet, neden nakşedilmemiş olsun ki! Peki nakşedilmişse nerede bu eskizler?
Mevlana’nın ilk minyatürünü kadın müridi olan Gürcü Hatun tarafından yaptırılır. O dönemin en iyi minyatür usta ressamlarından Rûmi Aynüddevle’ den hocasını resmetmesini ister. Aynüddevle Mevlana’nın resmini yaparken tam yaptığını sanarken başını kaldırdığında çizdiğinin Mevlana’ya benzemediğini görür ve tekrar çizmeye çalışır. Bu şekilde 20 tane Mevlana resmini çizdiği belirtilir. Ama günümüzde bu 20 tane resmin ne olduğu kimde olduğu ya da nerede olduğu hakkında tam olarak bilgi yoktur. Kendiyle gittiği yere götürmüş müdür? Yoksa birilerinin elinde midir? Bunlar muamma.
Daha sonra birçok Mevlana minyatürü çizilir birbirine benzemeyen. 1960’lara kadar da, 1800’lü yıllarda İstanbul Yenikapı Mevlevihane’sinde bulunan Mevlâna’nın gerçeğe yakın resmi olduğu iddia edilen bir figür kullanılır. Bu ise Yıldırım Beyazıt’ın annesi 1925’te tekke ve dergâhların kapatılması kanunuyla bu resim İstanbul Belediye Müzesi’ne gönderilir. Hâlâ orada bulunmaktadır.
Kafamızdaki Rumi portresini oluşturan minyatür ise İranlı bir ressam tarafından yapılır. 1960‘larda İran’da Tahran Üniversitesi’nde Mevlana resmiyle ile ilgili bir yarışma düzenlenir. Birincilik kazanan resim, sonradan Konya Mevlana Müzesi’ne hediye edilir. Bu minyatürde iri yarı, şişman, ak sakallı ak saçlı resim ne kadar Mevlana’yı anlatıyor? Belki İranlı ressam duyumlarıyla kafasındaki Mevlana’yı resmetmişti. Daha sonra minyatürün Mevlana’nın suretine benzemediği üzerine tartışmalar başlar. Şimdiye kadar yapılan bütün minyatür ve resimlerde Mevlana farklı çizilmiştir. Hindistan da başka, Orta Asya’da farklı, Batı’da farklı çizilmiştir. Herkes kendi kafasında tahayyül ettiği Mevlana’sını çizer. 
Benim merak ettiğim acaba en çok hangi resim Mevlana’ya benziyordur? Mevlana’ya ait tek görsel kaynakların Sevakıb-ı Menakıb ve Ahmet Efrika’ya ait olan Menâkıbü’l Ârifîn adlı eserlerde olduğunu belirtilir. Mevlana’nın hatıralarının ve menkıbelerinin toplandığı bu kitaplardan Sevakıb-ı Menakıb’ın nüshalarından birinin Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki kütüphanesinde bir diğer nüshasının da Newyork’daki Mogan Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.
Ama Rumi’nin şekli şemalı ile ilgili net bir sonuca varıldı mı diye soracak olursanız, net bir şey söylenmese bile Mevlana’nın bu minyatürde, fizik itibariyle tasavvuf kültürüne aykırı olduğu düşüncesi hakim. Çünkü tasavvuf erbabı, ehli irfan sahibi ve Allaha yar olmak isteyen insan ölmeyecek kadar yer ve içer. Bu yaşam tarzı da fiziki olarak Mevlana’nın çok iri olmasına imkan vermez. Burada nefsi frenlemek vardır. Bu da vücudun fazla gelişmesine engeldir. Onun ahirete ait ruhu beslemesi gerekir. Bu yüzden mutasavvıf birini, arif birinin vücudunun geliştirecek kadar gıda alıp şişman olacağına ihtimal verilmiyor.
Bakalım bu tartışmalar ne zaman sonuç verir bilemeyiz ama biz yine de Rumi’nin şekli şemalinden çok anlatılarıyla bize yansıttığı ışığıyla aydınlanmaya çalışalım. Mevlana’nın şu sözüne kulak vererek, fiziğinden ziyade verdiği mesajlarıyla onun bize işaret ederek önemli gördüğü şeyleri fark edelim: Sen bana kendi gözünle bakma, benim gözümle bak da biri iki görme! Bana bir an olsun benim gözümle bak da varlıktan öte bir meydan gör!
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat