MENÜ
Ankara 17°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
GELECEĞİN SEKTÖRLERİ: ENERJİ
R.Bülend KIRMACI
YAZARLAR
4 Eylül 2019 Çarşamba

GELECEĞİN SEKTÖRLERİ: ENERJİ

Yakın gelecek iki temel sektör üzerinde belirecek: Enerji ve tarım. Her iki sektörde güçlü olan ülkeler ve şirketler, diğerlerine göre kural belirleyici, oyun kurucu, ön-alan ve tabii halkına refahı garantileyenler olacak. Türkiye’miz de bu iki alanı çok ciddi ele almak, planlamak, yapılandırmak ve değerlendirmek zorundadır. Bu konudaki çabalara herkesin, her kesimin azami derecede destek olması ulusal bir görevdir. Öyledir ve enerji ve tarım politikalarımız milli olmak zorundadır. Üretimi, tüketimi, dağıtımı, alış-verişi nihayet yönetimiyle enerji ve tarımda ulusal politikalar izlemek içinde yaşadığımız iktisadi ve siyasi koşulların da zorunlu bir gereğidir. Bu yazımda bu anlamda enerjiyi ele alacağım.

Enerji bütçe demektir

Enerji, yaşamın temelidir. Gerek aileler gerek ekonomideki sektörler için vazgeçilmez bir girdidir. Öyle ki, kamu olsun, özel sektör olsun, hatta hane-halkları düzeyinde olsun; bütün bütçeleri belirleyen bir faktördür enerji… Enerji politikamızın temeli; verimli, yenilenebilir, sürekli, güvenli ve ekonomik enerji temini olmalıdır. Sanayi, tarım ve üretimin bütün sektörler için olduğu kadar, ulaşım, ısınma, gıda temini dahil ailelerin de bütçesi açısından da yaşamsal önemde bir olgudur.

Enerji dış siyasettir

Enerji politikaları eninde sonunda dış siyasete dayanır. Onu belirler veya onun tarafından belirlenir. Unutmayalım ki, petrol ve doğalgaz üzerindeki paylaşım savaşları, enerji transfer yolları üzerindeki dev rekabet, dünya güç dengeleri açısından karılan ve yeniden dağıtılan kartlar, o çok ünlü “turuncu devrimlerin” ya da NATO ile Rusya ve Şanghay bloklaşmasının temelinde bir yerlerde enerji kaynakları çekişmesi yatmaktadır. Bunu en iyi bilenlerden biri de yaşadığımız bölge (Ortadoğu) itibariyle bizleriz. O nedenle milli bir duruşu ancak milli bir enerji politikasına dayandırabiliriz.

Su ve denizlerde çatışma

Enerji konusundaki çekişme ve çatışmalar giderek çeşitlenecek su ve deniz alanlarına daha çok sirayet edecek ve bu alanlardan da neşet edecektir. Örneğin Dicle ve Fırat’ın suları gündeme girebilecektir. Akdeniz’de Kıbrıs karasularında, “Mavi Vatanda” yaşanmaya başlananlar basına da sirayet etmektedir. “Denizlere sahip olan Dünya’nın -en azından o bölgesinin de- sahibi olur” deyişindeki ana fikir, günümüzde bir başka gerçeklikle giderek derinleşmektedir... “Enerji kaynakları ve tedariki konusunda söz söyleyebilme dereceniz”, bağımsızlığınız hakkında varılabilecek yargıların temelini teşkil etmektedir.

Seyir ve sefer

Tüm bu olguları dikkate alarak, uluslararası meşruiyet ekseninde, konvansiyonel ve yeni gelişen “enerji sorun alanlarına” müdahale gücümüzü korumak ve geliştirmek zorundayız. Seyre açılan her sismik gemimizin eşliğinde bir muhrip gemimizin sefere çıkması işte bu kavrayışın da bir neticesidir. Nihayet, Türkiye, kendi kaynaklarına sahip çıkmak, linyit ve hidrolik potansiyelini değerlendirmek, diğer yandan, deniz ve su yataklarından en fazla derecede yararlanmak noktasındaki zaaflarını bir yana itebildiği oranda, dışa bağımlılığını en aza indirgeyecektir. Sonuç olarak, ülkemiz ve ülkemizde halkımız için, enerji girdisini bir kontrol kalemi olarak daha etkin değerlendirebilecektir...

Pahalıya mal olmamalı

Öte yandan iç-pazar ve tüketime gelince… “Piyasalaştırılan” enerjinin hayat pahalılığını kışkırttığı, çevre kirliliğine yol açtığı ve nihayet kayıp-kaçak oranında iyileşme sağlamadığı da bir gerçektir. Bu alan (enerji alanı) gün yitirmeden özleştirmelere kapatılmalıdır. Mevcut tesisler tevsii edilmeli, hava filtreleri dahil çevre koruma önlemleri geliştirilmeli, doğa harikası vaha ve ovalarda, akarsu ve derelerde enerji üretimi arayışına izin verilmemelidir.

Toplumun katkısıyla

Elektrik enerjisi üretimi içinde ithal kaynakların payının düşürülmesi, küçük ve orta ölçekli sanayiye enerji girdisinin sübvanse edilmesi, belediyelerin bina ve ulaşım sektöründeki enerji verimliliğini ve çeşitliliğini gözeten uygulamalarına hız vermesi gerekir. TÜBİTAK başta olmak üzere TMMOB ve ilgili akademisyenlerin de katkısıyla, AR-GE, çalışmalarına aralık vermeden devam edilmelidir. 

Çeşitlilik verimlilik

O arada elektrik üretiminde rüzgar; ısı üretiminde güneş enerjisinden ve su kaynaklarından en yüksek düzeyde yararlanmaya yönelik önlemler alınmalıdır. Bu konuda çok başarılı örnekler olduğu gibi ülkemizde de ciddi bir uzmanlık ve planlama birikimi vardır. Her iki olgu yani uzmanlık ile deneyim birleştirilmeli, kentler, bölgeler için entegre ve yenilebilir enerji kaynakları geliştirilmelidir. Bu durumun dışa bağımlılığımızı ve bütçe açıklarımızı azaltmaya katkısı saymakla bitmez. Eminim ki bizler de geliştireceğimiz modellemelerle gün gelir başka ülkelere ve kentlere de örnek olabiliriz.

Kalkınma yolunda

Türkiye gibi gelişme, kalkınma yolunda olan bir ülkede, enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde sunulması temelinde; bütüncül bir yaklaşımla ele alınması ve bir plana bağlı olarak yönetilmesi esas olmalıdır. Enerji ulusal ve toplumsal bir olgu, bir değer, bir sorundur... Bu anlayış ve kavrayışla ele alınmalıdır. Gelecek yazılarımdan birinde enerji ile beraber en önemli sektör olan tarım sektörünü ele almaya ve değerlendirmeye çalışacağım. 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ticari Hayat