MENÜ
Ankara -2°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İNSAN RUHUNUN GENİ YOKTUR
Seda TOLMAÇ
YAZARLAR
1 Temmuz 2019 Pazartesi

İNSAN RUHUNUN GENİ YOKTUR

Hep deriz ya; “Geleceğin meslekleri değişiyor, bugünden şekillenmeye başladı, gelecekte insan hayatında var olan meslekler, bugünden çok farkı olacak” diye… İşte o mesleklerden biri olan ‘genetik mühendisliği’ ile ilgili en önemli örneği geçen gün izlediğim ‘Gattaca’ filmde gördüm. 
Andrew Niccol’un yazıp yönettiği Gattaca filmi, kadrosunda Ethan Hawke, Uma Thurman ve Jude Law gibi muhteşem oyuncuları barındırıyordu. Film, genetik mühendisliğin gelişmesiyle ‘kusursuz’ insanlar yaratma dönemini ele alıyor ve aslında yakın geleceğin bir manzarasını bizlere sunuyor. 
“En gerçekçi bilim kurgu” filmleri arasında yerini alan Gattaca, 1997 yapımı bir film. Film, az önce de bahsettiğim gibi 21.yüzyılda dünyada genetik mühendisliğinin çok ilerlediği ve bilimsel olarak kusursuz insanlar yaratılmaya çalışıldığı bir evrende geçiyor. Bu evrenin yakın gelecekte yaşanılması oldukça mümkün, bana göre.
Filmde, teknolojinin hızla ilerlediği bir zaman var ve o zamanda herkes ‘kusursuz’ çocuklara sahip olabiliyor. Genetik mühendisliği sayesinde, çocuğun doğmadan önce sahip olacağı fiziksel özellikleri, yetenekleri belirleniyor ve dünyaya gelen çocuklar kusursuz özelliklerle dünyaya geliyor. Genetiğine müdahale edilmeyenlerin ise, yine ilerleyen teknolojiyle birlikte yüzde kaç hangi hastalığa sahip olduğu, kaç yıl yaşayacağı gibi ‘olasılıklar’ belirleniyor. Ama filmde özellikle şu ayrım oldukça dikkati çekiyor ve benim de dikkati çekmeye çalıştığım konu aslında tam bu;
Doğumdan önce genetiğine müdahale edilen ve kusursuz özelliklerle dünyaya gelen çocuklar, toplumda ‘üst sınıf’ olarak yerini alıyor. Çünkü kusursuz insanların hiçbir şekilde bir hastalığa yakalanma risklerinin olmadığı, yeteneklerinin ve bu yeteneklerine bağlı gelişen performanslarının hiçbir şekilde azalmayacağı kabul görülüyor. Genetiğine müdahale edilmeyen ve tamamen doğal yollarla dünyaya gelen çocuklar ise, toplumda ‘alt sınıf’ olarak görülüyor ve ilerleyen yıllarda bu kişilerin ‘vasıfsız’ işlerde çalışmaları isteniyor. Çünkü o insanların yeteneklerinin bir sınırı olduğu ve o sınırı aşamayacakları kabul görülüyor. 
Yakın gelecekte olması muhtemel kabul edilen bu düşünce ışığında, filmde genetiği değiştirilmemiş, kalp hastası, toplumdan dışlanan bir birey olarak kabul gören Vincet’in uzaya olan sevgisiyle, uzaya gitmek için, uzay alanında çalışmalar yapan Gattaca Şirketi’ne girme çabasını görüyoruz. Film aynı zamanda, ‘kusurlu’ kabul edilen insanların hayalleri için yeteneklerini nasıl zorlayabileceklerini de ortaya koyuyor aslında.
İşte! Filmde beni en çok etkileyen de buydu; ‘kusurlu’ kabul edilerek toplumdan soyutlanan insanların, hayalleri için sınırlarını zorlayabildiğini ve zorladıkları sınırlara ulaşabildikleri anı görmek… Zaten filmde de bana bu düşünceyi hissettiren en iyi replik “İnsan ruhunun geni yoktur” oldu. 
Evet! Yakın gelecekte genetiği değiştirilen ‘kusursuz’ insanların varlığı mümkün olabilir. Kusursuz insanların yetenekleriyle her şeyi kolaylıkla yapabilmesi de mümkün. Ama böyle bir gelecekte  ‘kusurlu’ tabir edilen insanların toplumdan soyutlanması veya ‘alt sınıf’ olarak kabul görmesi mümkün değil. 
Bana göre, hayalleri ve inancı uğruna yeteneklerinin sınırlarını zorlayan ve mücadele eden her insan ‘kusursuz’ insandır. Öyle ya; mücadele olmadıkça yeteneklerin ne anlamı kalır?Hep deriz ya; “Geleceğin meslekleri değişiyor, bugünden şekillenmeye başladı, gelecekte insan hayatında var olan meslekler, bugünden çok farkı olacak” diye… İşte o mesleklerden biri olan ‘genetik mühendisliği’ ile ilgili en önemli örneği geçen gün izlediğim ‘Gattaca’ filmde gördüm. 
Andrew Niccol’un yazıp yönettiği Gattaca filmi, kadrosunda Ethan Hawke, Uma Thurman ve Jude Law gibi muhteşem oyuncuları barındırıyordu. Film, genetik mühendisliğin gelişmesiyle ‘kusursuz’ insanlar yaratma dönemini ele alıyor ve aslında yakın geleceğin bir manzarasını bizlere sunuyor. 
“En gerçekçi bilim kurgu” filmleri arasında yerini alan Gattaca, 1997 yapımı bir film. Film, az önce de bahsettiğim gibi 21.yüzyılda dünyada genetik mühendisliğinin çok ilerlediği ve bilimsel olarak kusursuz insanlar yaratılmaya çalışıldığı bir evrende geçiyor. Bu evrenin yakın gelecekte yaşanılması oldukça mümkün, bana göre.
Filmde, teknolojinin hızla ilerlediği bir zaman var ve o zamanda herkes ‘kusursuz’ çocuklara sahip olabiliyor. Genetik mühendisliği sayesinde, çocuğun doğmadan önce sahip olacağı fiziksel özellikleri, yetenekleri belirleniyor ve dünyaya gelen çocuklar kusursuz özelliklerle dünyaya geliyor. Genetiğine müdahale edilmeyenlerin ise, yine ilerleyen teknolojiyle birlikte yüzde kaç hangi hastalığa sahip olduğu, kaç yıl yaşayacağı gibi ‘olasılıklar’ belirleniyor. Ama filmde özellikle şu ayrım oldukça dikkati çekiyor ve benim de dikkati çekmeye çalıştığım konu aslında tam bu;
Doğumdan önce genetiğine müdahale edilen ve kusursuz özelliklerle dünyaya gelen çocuklar, toplumda ‘üst sınıf’ olarak yerini alıyor. Çünkü kusursuz insanların hiçbir şekilde bir hastalığa yakalanma risklerinin olmadığı, yeteneklerinin ve bu yeteneklerine bağlı gelişen performanslarının hiçbir şekilde azalmayacağı kabul görülüyor. Genetiğine müdahale edilmeyen ve tamamen doğal yollarla dünyaya gelen çocuklar ise, toplumda ‘alt sınıf’ olarak görülüyor ve ilerleyen yıllarda bu kişilerin ‘vasıfsız’ işlerde çalışmaları isteniyor. Çünkü o insanların yeteneklerinin bir sınırı olduğu ve o sınırı aşamayacakları kabul görülüyor. 
Yakın gelecekte olması muhtemel kabul edilen bu düşünce ışığında, filmde genetiği değiştirilmemiş, kalp hastası, toplumdan dışlanan bir birey olarak kabul gören Vincet’in uzaya olan sevgisiyle, uzaya gitmek için, uzay alanında çalışmalar yapan Gattaca Şirketi’ne girme çabasını görüyoruz. Film aynı zamanda, ‘kusurlu’ kabul edilen insanların hayalleri için yeteneklerini nasıl zorlayabileceklerini de ortaya koyuyor aslında.
İşte! Filmde beni en çok etkileyen de buydu; ‘kusurlu’ kabul edilerek toplumdan soyutlanan insanların, hayalleri için sınırlarını zorlayabildiğini ve zorladıkları sınırlara ulaşabildikleri anı görmek… Zaten filmde de bana bu düşünceyi hissettiren en iyi replik “İnsan ruhunun geni yoktur” oldu. 
Evet! Yakın gelecekte genetiği değiştirilen ‘kusursuz’ insanların varlığı mümkün olabilir. Kusursuz insanların yetenekleriyle her şeyi kolaylıkla yapabilmesi de mümkün. Ama böyle bir gelecekte  ‘kusurlu’ tabir edilen insanların toplumdan soyutlanması veya ‘alt sınıf’ olarak kabul görmesi mümkün değil. 
Bana göre, hayalleri ve inancı uğruna yeteneklerinin sınırlarını zorlayan ve mücadele eden her insan ‘kusursuz’ insandır. Öyle ya; mücadele olmadıkça yeteneklerin ne anlamı kalır?Hep deriz ya; “Geleceğin meslekleri değişiyor, bugünden şekillenmeye başladı, gelecekte insan hayatında var olan meslekler, bugünden çok farkı olacak” diye… İşte o mesleklerden biri olan ‘genetik mühendisliği’ ile ilgili en önemli örneği geçen gün izlediğim ‘Gattaca’ filmde gördüm. 
Andrew Niccol’un yazıp yönettiği Gattaca filmi, kadrosunda Ethan Hawke, Uma Thurman ve Jude Law gibi muhteşem oyuncuları barındırıyordu. Film, genetik mühendisliğin gelişmesiyle ‘kusursuz’ insanlar yaratma dönemini ele alıyor ve aslında yakın geleceğin bir manzarasını bizlere sunuyor. 
“En gerçekçi bilim kurgu” filmleri arasında yerini alan Gattaca, 1997 yapımı bir film. Film, az önce de bahsettiğim gibi 21.yüzyılda dünyada genetik mühendisliğinin çok ilerlediği ve bilimsel olarak kusursuz insanlar yaratılmaya çalışıldığı bir evrende geçiyor. Bu evrenin yakın gelecekte yaşanılması oldukça mümkün, bana göre.
Filmde, teknolojinin hızla ilerlediği bir zaman var ve o zamanda herkes ‘kusursuz’ çocuklara sahip olabiliyor. Genetik mühendisliği sayesinde, çocuğun doğmadan önce sahip olacağı fiziksel özellikleri, yetenekleri belirleniyor ve dünyaya gelen çocuklar kusursuz özelliklerle dünyaya geliyor. Genetiğine müdahale edilmeyenlerin ise, yine ilerleyen teknolojiyle birlikte yüzde kaç hangi hastalığa sahip olduğu, kaç yıl yaşayacağı gibi ‘olasılıklar’ belirleniyor. Ama filmde özellikle şu ayrım oldukça dikkati çekiyor ve benim de dikkati çekmeye çalıştığım konu aslında tam bu;
Doğumdan önce genetiğine müdahale edilen ve kusursuz özelliklerle dünyaya gelen çocuklar, toplumda ‘üst sınıf’ olarak yerini alıyor. Çünkü kusursuz insanların hiçbir şekilde bir hastalığa yakalanma risklerinin olmadığı, yeteneklerinin ve bu yeteneklerine bağlı gelişen performanslarının hiçbir şekilde azalmayacağı kabul görülüyor. Genetiğine müdahale edilmeyen ve tamamen doğal yollarla dünyaya gelen çocuklar ise, toplumda ‘alt sınıf’ olarak görülüyor ve ilerleyen yıllarda bu kişilerin ‘vasıfsız’ işlerde çalışmaları isteniyor. Çünkü o insanların yeteneklerinin bir sınırı olduğu ve o sınırı aşamayacakları kabul görülüyor. 
Yakın gelecekte olması muhtemel kabul edilen bu düşünce ışığında, filmde genetiği değiştirilmemiş, kalp hastası, toplumdan dışlanan bir birey olarak kabul gören Vincet’in uzaya olan sevgisiyle, uzaya gitmek için, uzay alanında çalışmalar yapan Gattaca Şirketi’ne girme çabasını görüyoruz. Film aynı zamanda, ‘kusurlu’ kabul edilen insanların hayalleri için yeteneklerini nasıl zorlayabileceklerini de ortaya koyuyor aslında.
İşte! Filmde beni en çok etkileyen de buydu; ‘kusurlu’ kabul edilerek toplumdan soyutlanan insanların, hayalleri için sınırlarını zorlayabildiğini ve zorladıkları sınırlara ulaşabildikleri anı görmek… Zaten filmde de bana bu düşünceyi hissettiren en iyi replik “İnsan ruhunun geni yoktur” oldu. 
Evet! Yakın gelecekte genetiği değiştirilen ‘kusursuz’ insanların varlığı mümkün olabilir. Kusursuz insanların yetenekleriyle her şeyi kolaylıkla yapabilmesi de mümkün. Ama böyle bir gelecekte  ‘kusurlu’ tabir edilen insanların toplumdan soyutlanması veya ‘alt sınıf’ olarak kabul görmesi mümkün değil. 
Bana göre, hayalleri ve inancı uğruna yeteneklerinin sınırlarını zorlayan ve mücadele eden her insan ‘kusursuz’ insandır. Öyle ya; mücadele olmadıkça yeteneklerin ne anlamı kalır?Hep deriz ya; “Geleceğin meslekleri değişiyor, bugünden şekillenmeye başladı, gelecekte insan hayatında var olan meslekler, bugünden çok farkı olacak” diye… İşte o mesleklerden biri olan ‘genetik mühendisliği’ ile ilgili en önemli örneği geçen gün izlediğim ‘Gattaca’ filmde gördüm. 
Andrew Niccol’un yazıp yönettiği Gattaca filmi, kadrosunda Ethan Hawke, Uma Thurman ve Jude Law gibi muhteşem oyuncuları barındırıyordu. Film, genetik mühendisliğin gelişmesiyle ‘kusursuz’ insanlar yaratma dönemini ele alıyor ve aslında yakın geleceğin bir manzarasını bizlere sunuyor. 
“En gerçekçi bilim kurgu” filmleri arasında yerini alan Gattaca, 1997 yapımı bir film. Film, az önce de bahsettiğim gibi 21.yüzyılda dünyada genetik mühendisliğinin çok ilerlediği ve bilimsel olarak kusursuz insanlar yaratılmaya çalışıldığı bir evrende geçiyor. Bu evrenin yakın gelecekte yaşanılması oldukça mümkün, bana göre.
Filmde, teknolojinin hızla ilerlediği bir zaman var ve o zamanda herkes ‘kusursuz’ çocuklara sahip olabiliyor. Genetik mühendisliği sayesinde, çocuğun doğmadan önce sahip olacağı fiziksel özellikleri, yetenekleri belirleniyor ve dünyaya gelen çocuklar kusursuz özelliklerle dünyaya geliyor. Genetiğine müdahale edilmeyenlerin ise, yine ilerleyen teknolojiyle birlikte yüzde kaç hangi hastalığa sahip olduğu, kaç yıl yaşayacağı gibi ‘olasılıklar’ belirleniyor. Ama filmde özellikle şu ayrım oldukça dikkati çekiyor ve benim de dikkati çekmeye çalıştığım konu aslında tam bu;
Doğumdan önce genetiğine müdahale edilen ve kusursuz özelliklerle dünyaya gelen çocuklar, toplumda ‘üst sınıf’ olarak yerini alıyor. Çünkü kusursuz insanların hiçbir şekilde bir hastalığa yakalanma risklerinin olmadığı, yeteneklerinin ve bu yeteneklerine bağlı gelişen performanslarının hiçbir şekilde azalmayacağı kabul görülüyor. Genetiğine müdahale edilmeyen ve tamamen doğal yollarla dünyaya gelen çocuklar ise, toplumda ‘alt sınıf’ olarak görülüyor ve ilerleyen yıllarda bu kişilerin ‘vasıfsız’ işlerde çalışmaları isteniyor. Çünkü o insanların yeteneklerinin bir sınırı olduğu ve o sınırı aşamayacakları kabul görülüyor. 
Yakın gelecekte olması muhtemel kabul edilen bu düşünce ışığında, filmde genetiği değiştirilmemiş, kalp hastası, toplumdan dışlanan bir birey olarak kabul gören Vincet’in uzaya olan sevgisiyle, uzaya gitmek için, uzay alanında çalışmalar yapan Gattaca Şirketi’ne girme çabasını görüyoruz. Film aynı zamanda, ‘kusurlu’ kabul edilen insanların hayalleri için yeteneklerini nasıl zorlayabileceklerini de ortaya koyuyor aslında.
İşte! Filmde beni en çok etkileyen de buydu; ‘kusurlu’ kabul edilerek toplumdan soyutlanan insanların, hayalleri için sınırlarını zorlayabildiğini ve zorladıkları sınırlara ulaşabildikleri anı görmek… Zaten filmde de bana bu düşünceyi hissettiren en iyi replik “İnsan ruhunun geni yoktur” oldu. 
Evet! Yakın gelecekte genetiği değiştirilen ‘kusursuz’ insanların varlığı mümkün olabilir. Kusursuz insanların yetenekleriyle her şeyi kolaylıkla yapabilmesi de mümkün. Ama böyle bir gelecekte  ‘kusurlu’ tabir edilen insanların toplumdan soyutlanması veya ‘alt sınıf’ olarak kabul görmesi mümkün değil. 
Bana göre, hayalleri ve inancı uğruna yeteneklerinin sınırlarını zorlayan ve mücadele eden her insan ‘kusursuz’ insandır. Öyle ya; mücadele olmadıkça yeteneklerin ne anlamı kalır?Hep deriz ya; “Geleceğin meslekleri değişiyor, bugünden şekillenmeye başladı, gelecekte insan hayatında var olan meslekler, bugünden çok farkı olacak” diye… İşte o mesleklerden biri olan ‘genetik mühendisliği’ ile ilgili en önemli örneği geçen gün izlediğim ‘Gattaca’ filmde gördüm. 
Andrew Niccol’un yazıp yönettiği Gattaca filmi, kadrosunda Ethan Hawke, Uma Thurman ve Jude Law gibi muhteşem oyuncuları barındırıyordu. Film, genetik mühendisliğin gelişmesiyle ‘kusursuz’ insanlar yaratma dönemini ele alıyor ve aslında yakın geleceğin bir manzarasını bizlere sunuyor. 
“En gerçekçi bilim kurgu” filmleri arasında yerini alan Gattaca, 1997 yapımı bir film. Film, az önce de bahsettiğim gibi 21.yüzyılda dünyada genetik mühendisliğinin çok ilerlediği ve bilimsel olarak kusursuz insanlar yaratılmaya çalışıldığı bir evrende geçiyor. Bu evrenin yakın gelecekte yaşanılması oldukça mümkün, bana göre.
Filmde, teknolojinin hızla ilerlediği bir zaman var ve o zamanda herkes ‘kusursuz’ çocuklara sahip olabiliyor. Genetik mühendisliği sayesinde, çocuğun doğmadan önce sahip olacağı fiziksel özellikleri, yetenekleri belirleniyor ve dünyaya gelen çocuklar kusursuz özelliklerle dünyaya geliyor. Genetiğine müdahale edilmeyenlerin ise, yine ilerleyen teknolojiyle birlikte yüzde kaç hangi hastalığa sahip olduğu, kaç yıl yaşayacağı gibi ‘olasılıklar’ belirleniyor. Ama filmde özellikle şu ayrım oldukça dikkati çekiyor ve benim de dikkati çekmeye çalıştığım konu aslında tam bu;
Doğumdan önce genetiğine müdahale edilen ve kusursuz özelliklerle dünyaya gelen çocuklar, toplumda ‘üst sınıf’ olarak yerini alıyor. Çünkü kusursuz insanların hiçbir şekilde bir hastalığa yakalanma risklerinin olmadığı, yeteneklerinin ve bu yeteneklerine bağlı gelişen performanslarının hiçbir şekilde azalmayacağı kabul görülüyor. Genetiğine müdahale edilmeyen ve tamamen doğal yollarla dünyaya gelen çocuklar ise, toplumda ‘alt sınıf’ olarak görülüyor ve ilerleyen yıllarda bu kişilerin ‘vasıfsız’ işlerde çalışmaları isteniyor. Çünkü o insanların yeteneklerinin bir sınırı olduğu ve o sınırı aşamayacakları kabul görülüyor. 
Yakın gelecekte olması muhtemel kabul edilen bu düşünce ışığında, filmde genetiği değiştirilmemiş, kalp hastası, toplumdan dışlanan bir birey olarak kabul gören Vincet’in uzaya olan sevgisiyle, uzaya gitmek için, uzay alanında çalışmalar yapan Gattaca Şirketi’ne girme çabasını görüyoruz. Film aynı zamanda, ‘kusurlu’ kabul edilen insanların hayalleri için yeteneklerini nasıl zorlayabileceklerini de ortaya koyuyor aslında.
İşte! Filmde beni en çok etkileyen de buydu; ‘kusurlu’ kabul edilerek toplumdan soyutlanan insanların, hayalleri için sınırlarını zorlayabildiğini ve zorladıkları sınırlara ulaşabildikleri anı görmek… Zaten filmde de bana bu düşünceyi hissettiren en iyi replik “İnsan ruhunun geni yoktur” oldu. 
Evet! Yakın gelecekte genetiği değiştirilen ‘kusursuz’ insanların varlığı mümkün olabilir. Kusursuz insanların yetenekleriyle her şeyi kolaylıkla yapabilmesi de mümkün. Ama böyle bir gelecekte  ‘kusurlu’ tabir edilen insanların toplumdan soyutlanması veya ‘alt sınıf’ olarak kabul görmesi mümkün değil. 
Bana göre, hayalleri ve inancı uğruna yeteneklerinin sınırlarını zorlayan ve mücadele eden her insan ‘kusursuz’ insandır. Öyle ya; mücadele olmadıkça yeteneklerin ne anlamı kalır?
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat