MENÜ
Ankara -4°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İNSANI YAŞAT Kİ…
Arda ÇELİK
YAZARLAR
2 Ağustos 2019 Cuma

İNSANI YAŞAT Kİ…

Karmaşık süreçler, toplumsal bellekte basite indirgenerek saklanır. Toplumsal bellekte olumlu olarak saklanan her şey halk tarafından çok kolay kabul edilir. Bu bağlamda (her ne kadar edebi bir kurgunun ürünü olsa da) “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!” sözünün halk tarafından kabulünün irdelenmesi gerekir. Şeyh Edebali’ye atfedilen bu sözü yine Şeyh Edebali-Osmanlı Kuruluş Devri üzerinden anlamak sağlıklı olacaktır.

Osmanlıyı kuran kadro Anadolu Selçuklu Devleti’nin halktan uzaklaşmasına, İranlaşmasına karşı olan bir silsileden geliyordu. (Bu silsile Vefaiye Tarikatı öğretilerinden etkilenmiş Babai Şeyhleridir. Anadolu İslami Kimliği sûfi çevreler üzerinden şekillenmiş olup Osmanlı Kuruluşunda da bu çevrelerin etkisi çok yoğundur.) Bu silsile Osmanlı Beyliğinin kuruluşunda yer alırken halkın dini kimliği, sosyal ve ekonomik yaşantısı ile aynı düzlemdeydi. Halkın yönetime doğal bir yansıması olan bu kadro yönetimi halkın çıkarları doğrultusunda inşa ediliyordu. Halkla bütünleşmiş bir yapı devletin devamlılığını da halkla/insana dayandırıyordu. Tarihsel gelişim yönetici-yönetilen arasındaki farkı açtıkça, kuruluş felsefesinden de o kadar uzaklaşıyordu. Osmanlı toprakları büyüdükçe merkezi yönetim (zorunlu olarak) hakim oluyor, bürokratik sınıflar meydana geliyordu. Bürokratik sınıfların dini kimlikleri, sosyal ve ekonomik yaşantıları da süreç içinde halktan ayrı düşüyor hatta çelişiyordu. Bu çelişik durum toplumsal bellekte olumsuz olarak kodlanıyor, halkın yönetim ile uyuşmamasına neden oluyordu. Kuruluş felsefesinden sapma veya onu güncelleyememe bu şekilde sonuçlanmıştı.

Tekrar kuruluş felsefesine dönecek olursak: kuruluş felsefesinin ruhu Şeyh Edebali, bedeni ise Osman Gazidir. Şeyh Edebali’nin yolunu, yordamını, bilgeliğini tek cümlede özetlemek gerekirse o cümle: “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!”dır. Osmanlı’nın tarih kitaplarında kalmış olmasının bir nedeni de ruhunu kaybetmiş/halkından uzaklaşmış olmasıdır.
Madde çağı olan yirmi birinci yüzyılda belki de tekrar ruha/öze dönmemiz ve insanı hatırlamamız gerekiyordur. 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 ayhanunal1969@hotmail.com
 3 Ağustos 2019 Cumartesi 10:39
Teşekkürler kardeşim
 ayhanunal1969@hotmail.com
 3 Ağustos 2019 Cumartesi 10:39
Teşekkürler kardeşim
 Hasan Akgül
 2 Ağustos 2019 Cuma 21:54
Arda kardeşim bize tarihimizden çok anlamlı bir hatırlatma yapmışsınız teşekkürler kaleminize yüreğinize Sağlık teşekkürler
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat