MENÜ
Ankara 15°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İSLÂM'DA İLK ORTAYA ÇIKAN FARKLI SİYASİ EKOLLER
Mustafa YILDIZ
YAZARLAR
26 Mayıs 2022 Perşembe

İSLÂM'DA İLK ORTAYA ÇIKAN FARKLI SİYASİ EKOLLER

Bilindiği gibi kimlikler gökten yeryüzüne vahiy iner gibi inmezler. Her türden kimlik, tarihsel ve toplumsal bir inşaanın sonucu ortaya çıkarlar.Dini kimliklerin ve mezheplerin çıkışında da bu kurallar devreye girer.Hemen hemen her kimlik, insanların hayata bakışını, kutsal saydıkları aşkın değerleri, nasıl algıladıkları hususunda çevresine belirli bir bakış açısı da sunarlar.

Dini kavramlarla tarif edilen kimlikler inanan insanlara eşyanın varlığı, değerler, gelecek, iktidar, hayatın anlamı, insanın değeri gibi temel konularda da bir bakış açısı sunarlar. Doğal olarak dindar insanlar ile seküler insanlar aldıkları kültür gereği hayata farklı cephelerden baktıkları için, bu kavramları da farklı yorumlamaları normal karşılanmalıdır. Farklı bakış açılarına rağmen hayatın ve tabiatın inkıtaya uğramadan yürüyen yasaları (Sünnetullah) her iki tip insan için de aynı kurallarla işler. 

Bu nedenle ve özellikle de toplumsal hayatla ilgili ihtiyaç duyulan kurumlar ile gerekli toplumsal kurallar ve manevi değerlerin ortaya çıkması da kaçınılmaz olur. İster dindar olsun, isterse seküler olsun her toplum bu sosyal sorunlarını çözmek ve kalıcı bir sistemi oluşturmak için çözümler üretmek zorunda kalır. Bu gerekçelerden ötürü toplumlar zorunlu olarak oluşturulan bu sosyal düzenlemeleri için gerekli olan kurumları sürdürülebilir kılmak için genel bir teori geliştirmek zorunda kalırlar.

Toplumların devamı için adeta zorunlu olan bu kurumlara dinsel paradigmalar ışığında anlamlar yükleyerek çözüm üretmeye çalışan toplumlar bu sosyolojik ihtiyaçlarını teolojik düşünceye göre veya dini kurumların ürettiği çözümlerle sorunlarını çözmeye çalışırlar.Müslüman topluluklar İslâm’ın ilk yıllarında özellikle de peygamberin sağlığında karşılaştıkları dünyevi ve uhrevi temel sorunların neredeyse tamamının çözümlerinin nasıl olsa elçi tarafından çözüleceğini bildikleri için, bu sorunlara dair düşünce bazında herhangi bir şey üretmek, gayret göstermek yani ilave bir çaba sarf etme gereği bile düşünmüyorlardı bile. Mesela; peygamberin zaman zaman sorduğu sorulara bile; ‘’Annem, babam sana feda olsun ya Resülullah. Allah ve Resulü daha iyi bilir.’’ derlerdi. O’nu dinlemek için de sukut ederlerdi.

Ancak peygamberin beklenmedik bir anda vefatıyla birlikte (zira sahabeden bazıları peygamberin öleceğine ihtimal bile vermiyorlardı.) birdenbire ve ilk defa Müslümanlar kendi problemleriyle beklenmedik bir şekilde ve hazırlıksız yakalandılar.

İlk etapta sayıları az olsalarda peygamberin bireysel emeğiyle kendilerine miras bırakılmış olan mevcut hazır potansiyeli korumak ve devamını sağlamak, elde edilen kazanımları en azından korumak adına zorunlu gördükleri bir yönetimi seçmek öncelikli bir görev olarak önlerine çıkmış oldu. Karşılaştıkları bu durum hakkında daha önceden ellerinde açık ve sarih herhangi bir yazılı veya sözlü metin de olmadığı için kendi tespit ettikleri peygambere ait yapılmış bazı davranışları ve Kur’an’dan kendi yorumlarıyla buldukları bazı ayetleri işaret kabül ederek kendilerince bir seçim usulü takip etmeye başladılar. Bu olay Müslümanların peygambersiz çözmek zorunda kaldıkları ilk ciddi bir sorun olarak karşılarına çıkmış oldu.

Ensar (Medineli Müslümanlar) tarafından başlatılan ve ilk akıllarına gelen çözüm usulü olarak, geçmişte de tatbikatına vakıf oldukları ve daha önceleri de zihinlerinde bilinen, var olan ve aşina oldukları, bildik bir yöntem olan ve gücü temsil eden kabileleri bir araya getirmek oldu. Medine’de ağırlıklı hakim konumda olan Evs ve Hazreç kabileleri bu sorunun çözümü için bir araya geldiler. Hazreç kabilesinden Sa’d Bin Ubâde’yi halife tayin etmek istiyorlardı. Beni Sakife’de devam eden bu toplantıyı haber alan muhacirlerden (Mekkeli Müslümanlar) Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde’de toplantıya dahil olunca, belkide ilk defa Müslümanlar kendi aralarındaki bir iç sorunun çözümüne dair bireysel fikirlerini beyan etmek ve çözüm üretmek için uzun süren toplantılar yaparak fikirler üretmek zorunda kaldılar. 

Siyer kitaplarında geçen ve tamamı rivayetlerden oluşan bu tarihi bilgiler ışığında görüşülen konular ve alınan kararlar dikkatlice incelendiğinde, geleneğin etkisini ve insan olmanın gereği olan bazı meziyetlerin alınan kararlarda önemli rol oynadıklarına şahit oluyoruz. Mesela; istişare için toplantıya davet edilen kabilelerden, muhacirlerden olan Haşimoğullarından kimse davet edilmedi. 

Seçimin sonucunda halifeye biat etmeyi geciktirenlerin arasında Hz.Fatıma ve Hz.Ali’nin de olması, Haşimilerinde bir beklenti içinde oldukları ve kendilerine bir davetin yapılmaması onlarda bazı kırgınlıkların yaşanmasına kuşkusuz etkisi olduğunu gösterir.

O dönemde insanlar arasında ön plana çıkan ve kişide aranan en gözde meziyetlerin başında; kişinin dindar ve güzel ahlaklı olmasıydı. Bu meziyetleri ile tanınan Hz. Ebubekir, Hz.Ömer’inde toplantıya ağırlığını koymasıyla halife seçilmiştir. 

Rivayetlere göre bu zeminin Mekkelilerin lehine dönmesinde Hz. Ebubekirin şu yorumu da kuşkusuz çok etkisi olmuştur. Hz. Ebubekir Medinelilere hitaben şu konuşmayı yapar; “Allah Kur’an’da Sadıklar ile Sabr edenleri hep övmüştür. Sadıklar sizsiniz (Ensar), çünkü; siz bize kapılarınızı açtınız, verdiğiniz sözde durdunuz, bizimle imkanlarınızı paylaştınız.Ama bizde ilk günden itibaren peygamberle birlikte bütün meşakkatlere ve çekilen sıkıntılara göğüs gererek bu güne kadar sabr ettik. Sabr edenler Sadıklardan üstün sayılmıştır. Dolayısıyla üstün olanlar itaat edilmeye daha layıktır.” diyerek kendilerini (muhacirleri) işaret etmiş ve “Ben hariç Ömer veya Ubeyd’den birini tercih edin’’ diyerek siyasi dehasını göstermiştir.Hz. Ömer’de ferasetini kullanarak atik davranıp Hz. Ebubekir’e biat etmiş ve bir huzursuzluğa mahal vermeden seçimi bir oldu bittiye getirerek sonuçlandırmıştır.

Hz.Ebubekir’in kısa süren (takriben iki yıl) hilafeti, vefatından sonra kendisinin tavsiye etmesi üzerine Hz. Ömer halife seçilir.Hz. Ömer’inde takriben on (10) yıl süren hilafetinden sonrada altı (6) kişilik bir istişare heyetinin yaptığı çalışma sonucu bu defa Hz. Osman halife seçilir. Hz. Osman’ında takriben on bir (11) yıl süren hilafeti sonrasında bazı kabilelerin devreye girmesiyle Hz. Ali halife seçilmiştir.

Buraya kadar bir çırpıda özetlediğimiz ilk dört halife dönemini, Hz. Ali’nin hilafete gelinceye kadarki süreçte meğer düşünce bazında kimi fikir ayrılıkları yaşanmış, hatta sorunlar yumağı büyümüş, Hz.Ali döneminde ise patlama noktasına gelmiştir.

Meğer; ilk halifenin seçiminden sonra bir nevi dışlanan Ensar’da (Medineli Müslümanlar) kırılarak daha sonraları yönetime talip bile olmamışlar daha doğrusu olamamışlar. Ve yönetim erkinden de uzak durmaya başlamışlar.

Yönetim işi tamamen Mekkelilerin kendi aralarında eskiden olduğu gibi yine kabileler arasında geçen sürtüşmeler şeklinde cereyan etmiştir. Seçimleri, bazıları dini bir mesele olarak kabul edip imani bir mesele gibi görürken, bazıları ise seçimi siyasi bir mesele olarak kabul etmişlerdir. Sorun insana dayalı yorumlarla çözülmeye başlayınca bu defa insanda mevcut meziyetler galebe çalmıştır. 

Meseleye siyasi bir sorun bakış açısıyla bakanlar gücü ve çoğunluğu öne sürerken, dini olarak değerlendirenler ise işin boyutunu iman meselesi haline getirmişlerdir. Bu sürtüşmeler kendi aralarındaki düşünce ayrılıklarını birbirlerine dayatarak işi birbirlerini boğazlamaya kadar vardırmışlardır.

İş bu ciddiyete gelince bu tarihlerden sonra bölünmeler artık kaçınılmaz hale gelmiştir. İlk defa Muaviye ve Ali, “Sorunlarını Kur’an’a değil de, Hakem’e havale ettikleri için her ikiside kafir olmuşlardır.” diyen bir grup Müslümanları terk ederek ayrılmıştır. Harici denilen bu grup yine kendi aralarında da Şia (Hz. Ali yandaşları) olarak tekrar bölünmüşler. Yetmemiş Şia mensuplarda Gulat-ı Şia; Hz.Ali’yi aşırı överek Nübüvvet’e hatta ilahlığa kadar vardıranlar, İmamiyye Şiası; Hz. Ali’nin ilk halife olma hakkının gasp edildiğini savunanlar (İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Şiiler) ve Zeydiyye; Şii fırkalarının en mutedil olanıdır. Hilafeti Hz. Ali’nin hakkı olduğunu savunurlar ama, diğer üç halifeyide reddetmezler. (Yemen Şiileri) Kendi aralarında bile bu ayırımlara girmişlerdir.

Kısacası; konunun çok geniş bir mevzuu olması, farklı yorumlarında yapılabildiği konuları içermesi hacmi kitaplar alacağı için ön bilgi olarak bu kadarıyla yetinelim..

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Ticari Hayat