MENÜ
Ankara -3°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
KUSURSUZ OLMA HASTALIĞI
Nesrin ÖZOĞLU
YAZARLAR
29 Ağustos 2019 Perşembe

KUSURSUZ OLMA HASTALIĞI

Kafamızı nereye çevirsek, ne zaman bir eş dost ile bir araya gelsek, evde, otobüste, arabada her yerde kafasını telefonlara gömmüş insan topluluklarını görmeye başladık. Avucumuzun içinden dünyayı takip ediyor ama yanı başımızda neler oluyor göremiyoruz bile. Evet hepimizin içine düştüğü cep telefonu illetinden bahsediyorum.

Cep telefonlarına kafamızı gömdüğümüzden beri sohbetlerimiz de azaldı, dostluklarımız da… Eş dost ile bir araya geldiğimizde bile ortamın fotoğrafını çekip yüklediğimiz sosyal medyadaki ‘beğeni’ ve ‘yorumlar’ ile ilgilenmeyi tercih ediyoruz. Aslında tek başına cep telefonun suçu yok bunda. İnternet denilen sonsuz bilgi havuzu bizi kendisine esir etti. İnternet yararlı ve zararlı tüm bilgileri içinde barındırırken bizler de kendimizi bu dünyanın içine hapsettik. Doğru ve yanlış bilgiyi ayıramaz olduk. İnternette yazılan her bilginin kimi zaman kurbanı olduk. Aslında doğru kullanıldığında toplumları aydınlatabilen bir platformu kullanmayı pek de beceremedik. Mesela az önce bahsettiğim sosyal medya denilen konuda... Bizler sosyal medyada paylaşılanları kendimize kılavuz ettik ve ediyoruz. O yüzden ‘mükemmel hayat yaşama dürtüsü’ içinde hayatımızın, kendimizin mükemmel olduğunu insanlara sunma çabası içindeyiz. Herkes böyle olunca; sosyal medyaya baktığımızda herkes o kadar mutlu, herkes o kadar elit, herkes o kadar güzel yaşıyor ki kimse birbirinden eksik kalmamalı. İşte herkesin birbiri ile kusursuzluk yarışına girdiği yalan dünya, gerçek dünyadaki iletişimi bitirdi. Dünyanın bir ucundakileri parmağımızın bir ucuyla takip edip, hakkında hükümler verebilirken kimi zaman burnumuzun ucunda olanlara çaresiz kalabiliyoruz. 

Sosyal medyanın hiç mi olumlu yanları yok? Siyasi güçlerin bile müdahale edemediği bir gücü yok mu tabii ki var. Sosyal medya sayesinde medyanın görmediği, yansıtmadığı konulardan haberdar oluyor, erken müdahale edilmesinin önünü açıyoruz. Mesela en sevdiğim yanıdır çaresiz, tedavi olmak için paraya ihtiyacı olan canlara saniyeler içinde yardımların yağması…  Mesela bakir kalması gereken cennet yerlere el değdiğini yine sosyal medya sayesinde öğreniyoruz ve bir anda birlik olabiliyoruz. 

Gel gelelim bizler olumlu yanlarına hayatımızda küçücük yer verip gün içersinde saatlerce vakit geçirdiğimiz sosyal medyanın kusursuz hayatlarını gerçek hayatlarımızla kıyaslayıp sağlığımız ile oynuyoruz. Filtreli güzellikler, photoshoplu fizikler, gösterişli sofralar, sunumlar… Bunları kendimize dert edip gerçek hayatımızla kıyaslıyor ve kusursuz olma çabasına giriyoruz. Kabul edelim hemen hemen hepimiz ‘vay be buraya gitmiş, vay be burada yemek yemiş’ cümlelerini içimizden geçiriyor ve hatta kimi zaman beynimize o görüntüleri uygulamak üzere yer ediyoruz. Durum böyle olunca sosyal medyadaki kusursuzluk takıntısı son yıllarda yeni hastalıkları da beraberinde getirmiş. Mesela güzellikte kusurluğa takılanlar Quasimodo sendromuna yakalanıyorlarmış. Quasimodo sendromu, kişinin vücudunda gerçekte var olmayan kusurlar bulması ve bundan yoğun rahatsızlık duyması anlamına geliyormuş. Uzmanlar, Quasimodo sendromu ya da diğer adıyla Beden Disformik Bozukluğu olan kişilerin sürekli aynada kendilerini inceleyip, her seferinde yeni bir kusur bulduklarını belirtiyorlar. Bu sendromun genellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığı, genetik yatkınlığın yanı sıra toplumsal normlar ve sosyal medyanın dayattığı güzellik algılarının da tetikleyici olma özelliği taşıdığı söyleniyor. Bu sendromda en belirgin özellik ise kişinin kendini aşırı inceleyip eleştirmesi, sürekli kendi görüntüsünde kusur bulması temel belirti olarak karşımıza çıkıyor. Kişinin çok vaktini alan bu incelemeler özellikle yüz bölgesinde yoğunlaşıyor. Kişi, etrafındaki herkesten kusurlu bulduğu bölgeleriyle ilgili fikir alma ihtiyacı içinde oluyor; hayali kusurlarının nasıl gözüktüğünü sorup, kendisini çirkin kabul ediyor. Diğer insanların hatta uzmanların söylemleri inandırıcı olmuyor. Bu kişiler, plastik cerrahlar ve dermatologların kapısını sık sık çalıp, küçüklü büyüklü müdahaleler yaptırırken; hekimin onay vermediği, gerek görmediği işlem / operasyonlar için ehil olmayan kişilere işlemler yaptırtıp daha büyük hasarlar görebiliyorlarmış. Kendi özelliklerini başkalarıyla kıyaslarken, zamanla yaşam kalitesi bozulan, içe kapanan hatta evden çıkmak istemeyen, tek uğraşıları bu kusurlarını düzeltmek olan bu insanların içine düştüğü durumu düşünebiliyor musunuz?

Gelecek inşasını sosyal medyada fenomen olup kısa yoldan yüksek paralar kazanmak olarak belirleyen gençler özellikle bu platformu doğru kullanmalı, geleceklerini daha sağlam, alt yapısı ve bilgi birikimi fazla olan zeminler üzerine inşa etmelidir. Unutmayın kusursuz hayat, kusursuz insan yoktur. Ve bazen bazı şeyler, bazı insanlar kusurları ile daha güzeldir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat