MENÜ
Ankara -3°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
MAHALLE KÜLTÜRÜ
Arda ÇELİK
YAZARLAR
23 Ağustos 2019 Cuma

MAHALLE KÜLTÜRÜ

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda nüfusun %75’i kırsal kesimde yaşamaktaydı. 1950’lerden itibaren gözlemlenebilir bir kırdan kente göç olgusu ile karşı karşıya kaldık. 1980’lere kadar iç ve dış göçler devam etse de 80 sonrası dönem göç olgusunun iyice belirginleştiği, şehir nüfusunun kırsal nüfustan fazla olmaya başladığı bir dönemdi. 90’larda şehir nüfusu %59 iken şehirlerimizde gözle görülür değişikler başlamış 2000’de Türkiye geneli şehirli nüfus yaklaşık %65’e yükselmişti. Bu süreçte kırdan kente göç, kırsal kültür-kentsel kültür çatışmalarını doğuruyor; kentsel kimliği kabullenememiş kitlelerin oluşmasına neden oluyordu. Mahalle kültürü işte tam bu kültürel çatışmanın yaşanmadığı dönemlerde varlığını devam ettiriyordu. Bugün yüzümüzde gülümsemelere neden olan mahalle kültürü, toplumsal değişimiz ile farklı bir hal aldı.

Mahalle kültürü yapısı gereği statü, eğitim ve gelir düzeyindeki farklıları içinde eriterek “biz”i temsil ediyordu. Çocukların oynayabildiği, seyyar satıcıların dolaşabildiği, kadınların oturup sohbet edebildiği sokaklar, gelip gitmelerimizin ötesinde sosyal bir alanı oluşturuyordu. Herkesin evinin önünü (sokağı) temizlemesi ile mahallenin temizleneceğine olan inanç aslında sokağı sorumluluk alanına dahil etmiş mahalle sakinlerini anlatıyordu. Mahallemiz bizler için genişletilmiş bir ev, sakinleri ise kocaman bir aileydi. Yabancı birinin evimize giremeyişi gibi tanımadık birinin mahalleye girişi tedirgin ve sorgulayıcı bakışlara neden oluyordu. Mahallenin güvenliğini sadece bekçi değil tüm mahalleli üstleniyordu.

Kırdan kente göçler kentlerimizde büyük değişimlere neden oldu. Kentlerimizde artan nüfusun konut ihtiyacını karşılamak için çok katlı binalar dikiliyor; kentler, günden güne genişliyor ve yer yer gecekondulaşmalara tanık oluyordu. Sayısal olarak artış gösteren konutlar aynı artışı sosyal alan oluşturmada gösteremiyordu. Bu niceliksel artış konutun ticari değerini ön plana çıkararak onu sınıfsal bir temsil aracı haline getirdi. 

Konutun sınıfsal bir temsil aracına indirgenmesi; mahallerin farklılıkları içinde eriten yapısı ile tezat oluşturuyordu. Biçimsel ve yapısal değişim, mahalle kültürünün çağrıştırdığı; dayanışma, komşuluk, yardımlaşma, yakınlık gibi kavramları ortadan kaldırdı. Bu kavramların ortadan kalkması ile mahalleli olma aidiyeti işlevini yitirmişti. Artık kapısını çalamadığımız komşularımız ile apartmanlarda yaşıyor, bisiklet binemediğimiz sokaklarda gidip geliyorduk. Veresiye yazdıramadığımız marketlerimiz, birbirinden güvenli(!) sitelerimiz vardı. 

Bu yeni yaşam alanlarımızı statü, eğitim ve gelir düzeyindeki farklılıklarımıza göre seçiyorduk. 

Dayanışma, komşuluk ve yardımlaşmanın olmadığı bu alanlar ortak yaşamdan ben merkezli yaşama dönüşü temsil ediyordu. Artık bir eve sahiptik. Bir de mahalle denilince eski günlere dalıp giden bakışlara ve belli belirsiz tebessümlere…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat