MENÜ
Ankara 15°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
O MÜTEVAZİ  FOTOĞRAF TAM DA BÖYLE HİSSETTİRDİ
Seda TOLMAÇ
YAZARLAR
27 Mayıs 2019 Pazartesi

O MÜTEVAZİ FOTOĞRAF TAM DA BÖYLE HİSSETTİRDİ

İki ülkenin başbakanı bir öğle yemeğinde bir araya geliyor ve bu yemekte çekilen bir fotoğraf karesi, sosyal medyada oldukça dikkati çekiyor. Bu fotoğraf karesine, özellikle bizim ülkemizde ‘hayret edici’ bir olaymış gibi yaklaşılıyor. Ama aslında olması gereken; doğal, samimi, gösterişten uzak ve mütevazı bir fotoğraf karesi…
Bu fotoğraf karesinde yer alan başbakanlardan biri Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve onun ülkesine ziyarete giden mevkidaşı Belçika Başbakanı Charles Michel. Bu iki isim eşleriyle birlikte bir araya geliyorlar. Fotoğraf karesine bu buluşmadan yansıyan fotoğraf şu şekilde; yemyeşil bir açık havada, o bildiğimiz tahta piknik masasındalar. Masanın üzerinde ise, Kanada’nın popüler yiyeceği, ‘poutine’, sosisli sandviç, patates kızarması ve kutu kola olduğunu tahmin ettiğim bir içecek var. Ve bu öğle yemeği ‘resmi ziyaret’ adı altında gerçekleştirilen bir yemek. Mütevaziliğe, samimiyete bakar mısınız? Ne 3-4 tane sıra sıra dizilen o muhteşem(!) gümüş çatal bıçaklar var ortada ne de bilmem kaç parça yemek takımından oluşan tabaklar…Mekanın samimiyetine ve canlılığına hiç değinmiyorum bile; yemyeşil bir açık hava olduğunu söylemek yeterli olur sanırım. 
Benim gibi bu fotoğraf karesini görüp “Vay be mütevaziliğe bak” deyip şaşıranlar; aslında olması gerekenin bu olduğunu o kadar unutmuş durumdayız ki…
Sadece bu fotoğraf karesi de değil aslında şaşırdığımız; mesela bir ülkenin Cumhurbaşkanının(Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö oluyor kendileri) tarifeli uçakla bir başka ülkeye seyahat ettiği haberlerine, bir ülkenin cumhurbaşkanının bir operaya gidip oturacak yer bulamadığı için merdivenlere oturuyor oluşuna da çok şaşırıyoruz. Durun! Sadece bu da değil şaşırdığımız, yine mesela, bir ülkenin devlet başkanın( Tabii ki, Uruguay Eski Devlet Başkanı Jose Mujica’dan bahsediyorum) 12 bin dolara denk gelen aylık maaşının yüzde 90’ını bağışlamasına ve aynı devlet başkanının toprak bir yoldan ulaşılabilen bir köy evinde yaşıyor olmasına da ‘yok artık’ diyoruz. Sadece bu şekilde yaşayan bir başbakana, cumhurbaşkanına veya devlet başkanına şaşırmakla da yetinmiyoruz. Mesela, bir profesörün, üzerinde yırttık bir tişörtle bir resim sergisine katılmasına da çok şaşırıyor, hatta ayıplıyoruz; “Koskoca profesör nasıl olur da yırtık bir tişörtle sokağa çıkar” gibisinden konuşup duruyoruz. 
Ama tüm bunlara şaşırıp kalırken, aslında tüm bunların ‘olması gereken’ olduğunu göremiyoruz, çünkü şekle, biçime o kadar çok alışmışız ki…Bir cumhurbaşkanının bir piknik masasında sosisli sandviç yemesi tuhaf geliyor bize. İlla, çevresinde onlarca korumayla, şaşalı saraylarda, bin parçalı yemek takımında yemek yemesi gerekiyor! İlla, sofrada kuş sütünün bile eksik olmaması gerekiyor! Ya da uzaklaşın bir ülkenin başbakanının, cumhurbaşkanın nasıl davrandığı mevzusundan, şöyle etrafınıza bir bakın mesela! Ne görüyorsunuz? Ben söyleyeyim gördüğümü; hep sahip olmak için koşturan insanlar…Tecrübe ve deneyim kazanmak yerine hep sahip olmaya çalışan insanlar… 
Bir sahil kasabasında gezip orayı keşfetmek yerine, binlerce lira verdiğimiz koltuk takımlarının taksitlerini ödemek için çırpınıyoruz mesela. Hiç bilmediğimiz bir ülkeyi gezip az çok farklı bir dile aşina olmak yerine, şaşalı düğün salonları tutup çok konuşulacak(!) bir düğünle evlenmek için ömrümüzün birkaç yılını taksit ödemeye ayırıyoruz. Bir hobi edinip ufkumuzu açmak yerine, yeni aldığımız salon takımını göstermek için kısır partileriyle ağırladığımız, sözde eşimize dostumuza gösteriş yapmaya çalışıyoruz. 
Ayağımıza bir terlik, üzerimize de bir tişört geçirip tarihi bir kenti keşfetmek yerine, beş yıldızlı otellerin her şey dahil açık büfelerinde sınırsızca yemek yiyip, sonrasında aldığımız kiloları, (yine çok popüler olduğu için) binlerce lira verip spor salonlarında vermeye çalışıyoruz. 
Peki, tüm bunlar yormuyor mu bizi? Sürekli sahip olmak ve sahip oldukça daha da fazlasına sahip olmak…Sahip olmak için çabalamak, kendini paralamak 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ticari Hayat