MENÜ
Ankara 11°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ÖLMEDEN ÖNCE GÖRÜLMESİ  GEREKEN YERLER
Gülçin KARLI İPEK
YAZARLAR
9 Şubat 2019 Cumartesi

ÖLMEDEN ÖNCE GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

Zamanın hızla aktığı ömrümüzde ne kadar gezebiliriz, neleri görebiliriz, her şeyi görebilecek şansa sahip olabilir miyiz bilinmez. Bu yüzden hayatı dolu dolu yaşayanlardan olmak için vakit ve tabii ki para buldukça gezmeli, yeni güzellikler görmeliyiz. Mümkünse de gezmeye kendi ülkemizden başlamalı, tarihimizi tanımalıyız. Dünyanın en ünlü coğrafya ve keşif kuruluşu National Geographic “Ölmeden Önce Görülmesi Gereken Yerler” adlı kitabına Türkiye’den 6 kültür ve doğa mirası alanını aldı. Bence gezmeye bu yerlerden başlayabiliriz. Dan Westergren’in direktörlüğünde hazırlanan 319 sayfalık kitapta Ayasofya “Belki de inşa edilmiş en mükemmel bina” Mardin ise “Artuklu mirası” diye sunuldu. 


6 önemli güzellikten biri dünya mimarlık tarihinin ayakta kalmayı başarmış en önemli yapıtlarından olan Ayasofya... Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’a yaptığı en büyük kilisedir. Aynı yerde tam üç kez inşaa edilmiş olan tasarım harikasının bugünkü hali ise İmparator Justinianos (527 – 565) tarafından Miletos’lu (Milet) İsidoros ile Tralles’li (Aydın) Anthemios’a yaptırılmıştır. Ayasofya’nın daha gösterişli olması için İmparatorluk sınırlarındaki tüm eyaletlere haber gönderilmiş, en güzel parçaların toplatılması istenmiştir. Ayasofya’da bulunan sütun ve mermerler Aspendos, Ephesus gibi Anadolu ve Suriye’de yer alan en önemli antik kentlerden toplanmıştır. Beyaz mermerler için Marmara Adası, pembe mermerler için Afyon, sarı mermerler için ise Kuzey Afrika kapılarına gidilmiştir. 537 yılında ibadete açılan Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’daki en büyük ve görkemli kilisesine Osmanlı İmparatorluğu döneminde mihraplar, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiştir. Kitapta Ayasofya için “İbadete milattan sonra 537 yılında açılmış olan çok cepheli Ayasofya, Hıristiyan ve İslam geleneklerinin öğelerini birleştirir, Ayasofya ile Sultanahmet arasındaki alan bir zamanlar tüm İstanbul’un merkezi olan hipodromdur. Halen de hareketliliğin merkezidir. Burada seyyar satıcıları, taze nar suyu sıkanları, külahla dondurma satanları harika manzara eşliğinde görebiliriz” denilir.


Trabzon Maçka’da Altındere Vadisinde yer alan Sümela Manastırı da kitapta kendine yer bulmuş, dünyanın en eski ve en önemli manastırlarından... Bir rivayete göre; M.S. 365 –395 yılları arasında, Atinalı iki rahip birbirlerinden bağımsız olarak rüyalarında Hz. İsa’yı ve Hz. Meryem’i Mela Dağında görürler. Rüyalarından etkilenen Barnabas ve Sophronios adlı iki rahip, denizden 1.150 m yükseğe, rüyalarında gördükleri yere Sümela Manastırı’nı inşaa etmeye karar verir.  
“Baş döndürücü Mardin, Suriye çölüne yukarıdan bakan parlak taç gibi bir tepede yer alır” diye geçiyor kitapta, “bir Artuklu mirası Mardin” için. Fırat ve Dicle nehirlerinin bereketli topraklarında yer alan önemli yerleşim yerlerinden Mardin, tam anlamıyla medeniyetlerin beşiğidir.


12.000 yıl öncesine ışık tutan bir kült merkezi Göbeklitepe de önemli güzelliklerimizden. İlk keşfi 1963 yılında gerçekleşmiş olsa da, önemi 1994 yılından sonra anlaşılmış ve kazı çalışmalarına başlanmıştır. Kazılar sonucunda birçok bilgiye ulaşılmış olmasına rağmen, bu bilgilerden bazıları hala gizemini koruyor. Kitapta Göbeklitepe için “İnşası milattan önce 10 bin yılına uzanan Göbeklitepe’nin egzotik bitki ve hayvan resimlerinin oyulduğu dikili taşlarla en eski tapınak olduğu düşünülmektedir. Çevrede antik insan figürleri bulunmuştur” şeklinde bilgi verildi. Mısır Çarşısı da kitapta büyük pazarlar kısmında anlatılmıştır. Mısır Çarşısı’nın da bulunduğu Eminönü sahil kısmı Bizans döneminden beri yoğun bir pazaryeri olma özelliğini koruyor. 1957 yılında inşasına başlanan Yeni Camii Külliyesi’nin bir parçası olarak yapılmış. Burada bulunan dükkanların ve satılan malların genellikle Mısır’dan gelmesi sebebiyle çarşı Mısır Çarşısı adını almıştır. 60 milyon yıl önce, Hasan, Erciyes ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lavların milyonlarca yıl içerisinde rüzgarlar, sular ve seller ile sertleşerek bugünkü görünümünü almış olması, bütün bu volkanik oluşumların doğanın şaheseri oluşu yeterince muhteşem değilmiş gibi, taştan oyulmuş yaşam alanları, kiliseleri, camileri, derin vadileri, yer altı şehirleri, açık hava müzeleri, bağları, çanak – çömlek atölyeleri, leziz yemekleri Kapadokya’yı görmeden ölmemek için geçerli nedenlerden bazıları olsa gerek. Bu masal diyarı gibi bölge, sıcak hava balonuyla gökyüzünden izlenmeden dönülmemeli bence.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Ticari Hayat