MENÜ
Ankara -2°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
PETROLÜN TARİHÇESİ VE DOĞU AKDENİZ
İsmail CİNGÖZ
YAZARLAR
20 Kasım 2019 Çarşamba

PETROLÜN TARİHÇESİ VE DOĞU AKDENİZ

Petrol, M.Ö. 3000’li yıllardan itibaren Bağdat bölgesinde sızıntılar halinde yer yüzüne çıktığı haliyle bilinmektedir. Çin kaynaklarına göre M.Ö. 4. Yüzyıldan beridir aydınlatma ve ısınma amacıyla kullanıldığı görülmektedir. 1840’larda yeryüzüne kendiliğinden sızarak çıkan ham petrolden bezlere emdirilerek gaz yağı elde edilmekteydi.  

Kanadalı doktor ve jeolog Abraham Pineo Gesner 1846’da kömürden ilk kez gazyağı damıtmayı başarmıştır. Polonya’lı eczacı Ignacy Lukasiewicz 1853’te ham petrolden gazyağı damıtmayı başarmış, 1856’da dünyanın ilk petrol rafinerisini kuran, petrol sanayiinin öncüsü kabul edilen ve ilk gaz lambasını yapan kişi olarak tarihe geçmiştir. Burada petrolün tarihi anlatılırken “Amerikan Petrol Endüstrisinin Dedesi” olarak kabul edilen Amerikan petrol rafinerisi endüstrisinin kurucusu olan Samuel Martin Kier mutlaka zikredilmelidir. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde ham petrolü lamba yağına rafine eden ilk kişi olan Kier, bu sektöre tesadüfen girse de adını tarihe yazdırmayı başarmıştır[1].

ABD’nin doğu eyaletlerinden Pensilvanya eyaletinin Pittsburgh şehrinde 1840’lardan itibaren tuz kuyuları işletmeciliği yapan Samuel Kier, tuz kuyularını kirleten petrol sızıntılarını toplayarak atıyordu. Bu atıkların yandığını tesadüfen keşfeden Kier, gelir kaynağı olabilirliğini düşünerek bir kimyager ile anlaşıp petrolü rafine ederek damıtmasıyla petrol, ilk defa ticari olarak insanlık tarihine girmiştir. Kendi ürettiği gaz ile çalışan bir gaz lambası icadı olan Kier ayrıca petrolden elde ettiği bir de krem üreterek ticari olarak piyasaya sürmüştü. 

Gazyağının icadı ve ticari olarak üretilmeye başlanması üzerine lambalarda kullanılan ve temini giderek güçleşen balina yağının yerini almıştır. Talebin her geçen gün artması üzerine girişimcileri petrol üretimine yöneltmiştir. Ticari olarak ilk petrol arama işlemini New York’lu iki avukat, George Bissell ve Jonathan Eveleth, Pensilvanya’da kurdukları petrol arama şirketi ile başlatmışlardır. Şirkete ortak olan emekli demiryolu müteahhidi Edwin L. Drake, Pensilvanya’nın Titusville kasabasında 1 Mayıs 1858’de başladığı petrol arama faaliyetlerinde buharlı makinaları da kullanarak 27 Ağustos 1859’da ilk petrol kuyusunu açtı ve dünyada sanayi ölçeğindeki ilk petrol üretim faaliyetleri de başlamış oldu.

Balina avlamaktan daha az riskli ve daha ucuza lamba yağı elde edildiği ve hazır pazar payının görülmesi üzerine petrole hücum dönemi başlamıştır. 

1900’lerin başında Ortadoğu coğrafyasında petrol yataklarının keşfedilmesi, 1908 yılında İngilizlerin İran’da petrol çıkartmayı başarması bölgenin kaderini de değiştirmiştir. Yüzyıllar boyu dünya ticaret yollarının kesişim noktası olan ve tarihin her döneminde bölgenin güçlü devletlerinin elinde veya kontrolünde olan Ortadoğu coğrafyası bu defa petrolün peşinde olan emperyalist devletlerin hedefi olmuştur. Bakü ve Kafkaslar coğrafyasında da petrolün keşfi ile İstanbul ve Çanakkale boğazlarının stratejik önemini bir kat daha arttırmıştı. Ne var ki bu bölgeler Osmanlı Devleti’nin kontrolü ve nüfuzu altındaydı. Petrol konusunun Batı’nın Osmanlı Devleti ile ilişkilerinin seyrini de değiştirdiği muhakkaktır. Çünkü petrol yataklarının ve güvenli nakil hatlarının Osmanlı idaresinde olması çıkarlarına uymuyordu. Bu nedenledir ki Sykes-Picot Anlaşması, Balfour Deklarasyonu örneklerinde olduğu gibi açık/gizli birçok paylaşım anlaşmaları yapıldığına tarih şahit olurken, halen yapılmakta olunduğu da muhakkaktır.

Sıcak denizlere inme hayali olan Ruslara, 1873 yılından itibaren sondajla çıkartılmaya başlanan Bakü petrollerini ve 1900’lerin başında tespit edilen Ortadoğu petrol yataklarından çıkartılması planlanan petrolü güvenle Akdeniz’e ulaştırmak isteyen yeni emperyalist güçler ortaya çıkmış oldu. Bölgede zaman zaman yaşanan etnik ve dini eksenli küçük çatışmalardan yararlanmak ve bu vesileyle bölgede hakimiyet kurmak isteyen emperyalist devletlerin kışkırtıcı çabalarının[2] da eş zamanlı başladığı görülmektedir.

19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren petrolün sanayi sektörüne girmesi Batı’nın emperyalist devletlerinin birbirleriyle olan nüfuz mücadelelerini de doğurmuştur. Nihayetinde Birinci Dünya Savaşı’nın ana ekseninde Osmanlı toprağı petrol sahalarının ve güvenli nakil güzergahlarının paylaşılması olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır. 

İngiltere eski başbakanlarından Winston Churchill, donanmanın gücünü arttırmak için yakıt olarak kömür yerine petrol kullanılmasını önermesi ve kısa zamanda dönüşüm ile gemilerde kullanılmaya başlamasıyla birlikte daha fazla talep nedeniyle kanlı mücadeleler de başlamış oldu. Öyle ki Churchill, 1936’da Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşma esnasında “Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir” diyebilecek kadar Batı’nın gözünün karardığı görülmektedir. Zira petrol yataklarının keşfiyle birlikte Ortadoğu’da başlayan petrol mücadeleleri nedeniyle hâlâ oluk oluk kan aktığı[3] ortadadır. 

Ortadoğu coğrafyasında yeni bir petrol ve doğalgaz mücadelesinin Doğu Akdeniz sahasında 2000’li yılların başında ortaya çıktığı görülmektedir. Önce Mısır, ardından İsrail açıklarında büyük doğalgaz yataklarının keşfedilmesiyle uluslararası enerji şirketlerinin ve tabi ki küresel güçlerin dikkatlerini Doğu Akdeniz’e yöneltmesine sebep olmuştur. 

Petrol şirketleri Mısır sahasında art arda sondaj çalışmalarına başlarken Mısır ile İsrail Doğu Akdeniz sahasını kendi aralarında paylaşım anlaşmasına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) de dahil olması uzun sürmemiştir. 2002 yılında GKRY, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) yok sayarak Mısır ve İsrail ile Münhasır Alan Anlaşması imzalayarak Ada’nın güneyini 12 parsele ayırmış ve uluslararası ihaleler ile doğalgaz sondaj çalışmalarına dahil olmuştur. 

Doğu Akdeniz’de bu gelişmeler üzerine Türkiye, başta Kıbrıs Rum Kesimi olmak üzere bölge ile ilgilenen uluslararası şirketleri uyararak; KKTC ile Türkiye’nin münhasır alan haklarının yok sayılamayacağını ve GKRY, Mısır ve İsrail arasında imzalanan Münhasır Alan Anlaşmasını tanımadığını ilan etmiştir. Emperyalist devletlerin yaklaşık yüzyıl önceki Orta Asya, Kafkaslar, Hazar Bölgesi, İran, Irak ve Suriye petrollerinin güvenli bir şekilde Akdeniz’e ulaştırmaya çalıştıkları enerji koridoru planına[4] Doğu Akdeniz sahasının da eklemleneceği anlaşılmaktadır. 

Tespit edilen doğalgaz ve petrol yatakları için Türkiye’nin by-pass edilmek istenildiği görülmektedir. Çünkü İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya arasında East-Med ismi verilen bir boru hattı inşa edilmesi anlaşması imzalandığı daha önceden duyurulmuştu[5]. Kıbrıs’ın kuzeyinden Girit-Yunanistan-İtalya güzergahında veya Mısır-Avrupa istikametinde Akdeniz’in tabanına döşenecek boru hattı ile ya da sıvılaştırılarak doğalgazın gemilerle Avrupa’ya nakledilmesinin planlandığı anlaşılmaktadır. Mevcut duruma göre ekonomik olmayacağı öngörülen[6] bu hatta, İsrail işgali altında bulunan Golan Tepeleri’nden İsrail’in çıkartmayı planladığı petrolün[7] de entegre edileceği anlaşılmaktadır. Müteakiben Orta Asya, Kafkaslar, Hazar, İran, Irak ve Suriye petrollerinin Akdeniz’e ulaştırılması için planlanan enerji hattının da dahil edilerek maliyetin düşürülmesiyle ekonomik hale getirilmek isteneceği uzun soluklu bir planın devreye sokulması için çalışılacağı değerlendirilmektedir. 

Bu plana göre; halen Rusya, Azerbaycan ve İran gazlarının Türkiye üzerinden boru hatlarıyla Avrupa’ya ulaştırılmakta ve planlanan hatta göre ekonomik görülmektedir fakat öncelikle Türkiye ve Rusya’nın devre dışı bırakılmak istenildiğinin anlaşılması zor olmasa gerek. Bu vesileyle başta ABD olmak üzere Batı tarafından Doğu Akdeniz sahasında İsrail kritik ülke haline getirilmek istenilmektedir.

Sonuç olarak;

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya petrol rezervlerinin %38’ine sahip olan Ortadoğu’nun paylaşımında aslan payı İngiltere’ye olmak üzere Fransa ile paylaşılmıştı. İkinci Dünya Savaşı ile İngiltere etkin konumunu ABD’ye kaptırmıştır. Yeni konumu ile Ortadoğu petrollerinin kontrolü ekseri ağırlıkla ABD’ye olmak üzere Irak ve Suriye bölgesinde ise Sovyet Rusya’ya geçtiği görülmektedir. Ancak 1990 Körfez Savaşı’nın ardından ağırlıklı nüfuz neredeyse tamamen ABD’ye geçmiştir. 

Rusya hariç, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin tamamı petrol ihtiyacında dışa bağımlıdır. Ortalama verilere göre ABD %46 ile Çin %56 ile AB ülkelerinin tamamen petrol ihtiyacını başka ülkelerden temin ettiği bilinmektedir. Dolayısı ile petrol sahalarına sahip olmak emperyalist devletler için olmazsa olmazlardandır. Çünkü petrol ve enerji güç demektir. 

Bu nedenledir ki ABD Başkanları defalarca “Ortadoğu’dan çekileceğiz”, “Suriye’den çekileceğiz” diye açıklama yapsalar da bir vesileyle çekil(e)medikleri ortadadır. Suriye’de ve Irak’ın kuzeyindeki çekildiği bölgelerden, petrol kuyuları ve yataklarına sahip havzalara yeniden Amerikan askeri birlikleri sevk edildiği, yeni üsler kurulduğu haberleri sık sık uluslararası basında yer almaktadır. 

GKRY, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’yi doğalgaz yataklarına sahip münhasır alanlardan uzak tutabilmek adına küresel güçlerle birlikte İsrail ve Mısır’ı da yanına alarak hareket etmektedir. Bu hareketiyle Büyük İsrail’e giden yolda İsrail’e destek olmaktadır.

Son söz olarak; Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Suriye Türkiye’nin uzun vadeli güvenliği için kilit durumdadır. Bu nedenledir ki Türkiye; Doğu Akdeniz’in her türlü kaynaklarından yararlanabilmek, dünya ticaret yollarının kesişim noktasında söz sahibi olabilmek ve en önemlisi geleceğin küresel gücü olma hedeflerini gerçekleştirebilmek için Kıbrıs, Akdeniz ve Suriye politikalarından taviz vermemelidir. Atatürk’ün de yıllar önce vasiyet vari beyanı da hatırdan çıkartılmadan:

‘‘Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece ikmal yollarımız tıkanır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir...’’

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi.

[1] Veysel Dinçer; “4 Maddede Petrol Savaşının Kapkara Kirli Tarihi”, 27 Ağustos 2014, https://listelist.com/petrol-savasinin-kirli-tarihi/ (Erişim Tarihi:17.11.2019)

[2] Hasan KAYA; “Ortadoğu’da Petrol ve Bitmeyen Savaşlar”, Gazete Duvar, 01.12.2016.

[3] Tarık TAVADOĞLU; “Bir Hazin Hikaye”, Ortadoğu, 03.11.2019.

[4] İsmail CİNGÖZ; “Yüz Yıllık Enerji Koridoru Planı”, Ticari Hayat Gazetesi, 13.11.2019.

[5] NTV; “Doğu Akdeniz’de Doğalgaz Boru Hattı Anlaşması”, 26.11.2018.

[6] Haber Türk TV; “Nedir, Ne Değildir (Akdeniz’de Enerji Kaynakları)”; 16.03.2018.

[7] İsmail CİNGÖZ; “İsrail, Trump, Golan Tepeleri ve Petrol Yatakları”, Ticari Hayat Gazetesi, 03.04.2019.

Harita: politez.com / 08.01.2019

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat