MENÜ
Ankara 17°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
SİYASETTE KATILIMCILIK
Prof.Dr. Esat ARSLAN
YAZARLAR
23 Mart 2019 Cumartesi

SİYASETTE KATILIMCILIK

Politikayla karıştırıldığından mı bilmem ama oldum olası, “politika” yerine “siyaset” terimini kullanmaya özen gösteririm. Çünkü siyaset sözcüğü çok daha fazla şey anlatır, daha kapsamlı eskilerin deyimiyle daha şümullüdür. Peki, o zaman siyasetin anlamı nedir? Öncelikle bu soruya yanıt arayalım. “Siyaset, siyasetçi”, “politika, politikacı” sözcüğünden daha geniştir. Eski Mısır’a ait taş kabartmalarda, Firavunların ya da en yüksek derecedeki yöneticilerin bir ellerinde “kamçı”, diğer elinde “dizgin” tutar şeklinde resmedilmeleri günümüzdeki “siyaset” kavramına da anlamlı bir ipucu vermektedir. Hemen de yanlış anlaşılmasın, “milleti” dizginlemek için “kamçı” elzemdir, diye genel geçer bir ilke koymayalım. “Kamçı” denilince anlaşıldığı gibi, “jakobenistliği, zorluğu, tiranlığı, otoriterliği, totaliterliği ya da yaygın anlamıyla diktatörlüğü” değil, “durmaksızın gidişi” simgelemektedir. Eski Mısır’da taş kabartmalarda görülen kamçı, hareketlendirici, hareketi evrimsel çizgide tutan bir aygıttır. Evrimsel bir kural olarak, fizikte, mekanikte duruş olmaz, değişim kaçınılmazdır. Dünyada tek değişmeyen şey değişimin kendisidir. Devlet gemisi tam yol ileri gitmek zorundadır, yöneticiler de devamlı bir biçimde bisiklet pedalını çevirmek zorundadırlar. Çevirmezlerse n’olur? N’oluru var mı? Düşerler. Bu kadar basit. Yaralanır, berelenirsin.

Peki ya “dizgin”? “Dengeyi ve ehil eller tarafından yönetilmeyi” sembolize etmektedir. Ehil eller derken, yöneticilerin “liyakatli ve filozof olma yetisi”nin en üst seviyede olması kastedilmektedir. Tıpkı Eski Büyük Grek düşünürü Eflatun (Platon)’un ifade ettiği gibi erki elinde tutan yöneticinin, “toplum üzerinde mutlak kontrolü olan bir ahlâk reformcusu” olmak zorunluluğu bulunmaktadır. Hemen hemen bütün diğer filozoflar gibi, Platon da içinde bulunduğu toplumun ve çağın problemlerini doğru anlayıp onlara bir çözüm getirmeye çalışan bir “ahlâk reformcusu ”dur. Platon, bu yüzden filozofun bir ahlâk reformcusu olarak başarıya ulaşabilmesi için politik iktidara sahip olması, filozof olduğu kadar kral da olması gerektiği sonucuna varır. Başka bir deyişle, filozofun, yurttaşların ruhlarında erdemin zorunlu koşulu ya da özsel bileşeni olan psişik düzeni yaratabilme ihtiyacından dolayı, politik iktidarla bir olma ya da ittifak etme gibi bir zorunluluğu bulunmaktadır. Güçten yoksun bir ahlâk reformcusunun başarısız olması ve de yıkılması kaçınılmazdır. “Mezarlıklar ahlâk reformcusu olamayan vazgeçilmeyenlerle doludur.”[1] Genellikle “ben gidersem büyük bir kargaşa çıkar” söylemini gözümüze sokan siyasetçilere karşı bu deyişe başvurulur. Bana sorarsanız, çok şey değişmez yaşam devam eder.

Eski Grekçe Ploton’un sözcük anlamı da “geniş göğüslü” demektir. Bu kavram aynı anlamda Osmanlı’da “Sadrazam” şeklinde kullanılmıştır.  Tersine bir ifadeyle, sadrazamın sözcük anlamı “geniş göğüslü” anlamında yani Grekçe ”Platon” demektir. Olayları göğüsleyen, kriz yönetiminden toplumu, milleti sağlıklı çıkarmasını bilen insan demektir. Toplumla birlikte ağlayan insan demek değildir. Onun için bu tanımlama bu kadar önemlidir.  Antik Çağ Grek felsefesinde, ”Platon”un yeri işte bu nedenle kesinlikle tartışılmaz.  Onun siyaset biliminde bir büyük ilkesi “ya filozoflar yönetici olacak ya da yöneticiler filozoflaşacaklardır” önermesi günümüzde bile olumlu bir biçimde tartışılmaktadır. Filozof denilirken aman unutulmasın, akıl, çağdaşlık ve felsefe perspektifindeki “doğru düşünce”(ortho doxa)’ye sahip “bilge insan” kastedilmektedir. Paganist dönemin en önemli sözcüklerinden biridir, adına mabetler inşa edilmiştir. Aziz bilgelik (Divine wisdom)  anlamında “Aya Sofya” (Hagie Sophia) inşa edilmiş, Sofya adında koskoca bir kent kurulmuştur. 

Gelelim şimdi de devamlılık ve tutarlılık ilkesine. Eski Mısır’da taş kabartmalardaki, Firavunların yâda en yüksek derecedeki yöneticilerin bir elinde bulunan devletin durmaksızın gidişini simgeleyen kamçı, İslami düşüncede ”devlet ebed müddet” şiarını da temsil etmektedir. Bu durum, devlette kararlılık yanında devamlılığı ve sonsuza kadar gidişi simgelemektedir. Evet, sevgili okurlar, devlet gemisi durmaz, devlet için güvenli liman diye bir kavram yoktur, devlet gemisi, evrimsel bir rotada tekâmül ederek devam eder, gider de gider. Güvertede batıya koşanlar, geminin batıya gittiğini zanneder, ya da tam tersi. Gemi durduğunda ya da bir şekilde durdurulduğunda gemi ya yara alır, ya da batar. Ama yolda korsanların saldırısı da kaçınılmazdır. Tüm tehditlerde kaptanın tereddüt etmesi düşünülemez, kararlılık gösterisi esastır.  Kararlılık öylesine önemlidir ki, rotadan çıkan geminin tekrardan evrimsel çizgi rotasına girmesi onun ehil elleriyle ancak olabilir. Bütün bunlardan sonra demem odur ki, Arapça, “at eğitimi, at talimi, at bakıcılığı” anlamına gelen “siyaset” devleti akıl, bilinç ve irade ile yönetme bilim ve sanatıdır. Bu haliyle bakıldığında bu terimin Araplara Eski Mısır’dan geçmiş olabileceğini düşündürmektedir. Neden? Nedeni açıktır. Türkistan ve Hindistan’da hüküm sürmüş Türk-İslam Devletlerinde de “siyaset” kelimesi uzun süre “ceza” anlamında kullanılmıştır. Bir bakıma “siyaset” ile “ceza” sözcükleri özdeşleştirilmiş, eşdeğer görülmüştür. Osmanlı Devletinde siyaset sözcüğünün, padişahın ve politika zorunluluğu nedeniyle verdiği cezaları özellikle “idam cezası” gösterilmektedir. Osmanlı belgelerinde verilen idam cezası dolaylı bir biçimde “siyaseten katl” bazen de doğrudan “siyaset” denilmek suretiyle ölüm cezası anlatılmıştır. Hatta bazı fermanlarda doğrudan doğruya “hıyanet edenler hakkında siyaset olmadığından böyle oluyor” serzenişinde bulunularak ölüm cezası anlamına geldiği için şeddeli bir biçimde kullanılmıştır. Bir ilginçlik daha belirtelim, siyaset, idam cezası anlamına gelmesinden ötürü idam cezalarının infaz edildikleri meydanlara da ”siyasetgâh” adı verilmiştir. Onun için politik tartışmalarda biraz fazla ileri gidildi mi, rahmetli babam söze karışır ve “sallandıracaksın 150 kişiyi Sultanahmet meydanında nasıl her şey düzelir” deyiverirdi. Osmanlı Devletinde tarihî arka planında “ceza” ve “ölüm cezası” olarak kullanılan siyaset sözcüğü meşrutiyetle birlikte yerine “politika” kelimesinin daha sık kullanılmış olduğundan olsa gerek, bu sefer de daha çok, “kurnazlık, köşeyi dönmeci, işbilirlilik, manevra yeteneği” yüksek sözcükleriyle anlamlaştırılmıştır. Bu nedenle, politikacılardaki güven erozyonunun kökenini buralarda aramak gerekir.

Hayret bir şey değil mi? Ölüm cezası anlamından parlamenter sisteme geçilmesiyle birlikte, siyaset sözcüğünün aldığı son şekle bakar mısınız? Yerel seçimlere çok az bir zaman kala, siyaseti bir köşe dönmecilik, vurgun yapma yeri gibi görenlere karşı halkımız bir kez daha düşünmesi, eğri oturup doğru düşünmesi zorunlu görülmektedir. Neme lazım demekle kaçış olmaz, unutulmaması gerekmektedir ki, cumhuriyet rejimi katılımcı demokrasidir. Ne kadar çok katılım olursa, seçmen adayları ince eleyip bir süzgeçten geçirir, layığı olanı başa geçirirse, her vatandaş bundan yararlanır. Yerel seçimlerin en büyük özelliği adayın liderine olan sadakatinden önce, halka vereceği hizmet göreve ehil olmasına bakılır. Liyakat sadakatin önündedir. Türkiye’de hangi düzeyde olursa olsun seçimler, tam bir demokrasiyi yansıtmamaktadır.  Ne diyelim, belki de yarı temsili sistemin dışa yansımasıdır. Genel Başkanların kafasında yer etmiş adayları, halkın beğenisine sunduğu halkın da bir noter gibi onayladığı eskilerden pek de farklı olmayan seçim sistematiği yürürlüktedir. Adayların, halk katmanlarındaki ederi bir tarafa, aday yapacağı ya da talip olduğu hizmetler için genel merkezden icazet alması gerekmektedir.  Ama her n’olursa olsun, bizler katılımcı demokrasinin gereklerini yerine getirerek 31 Mart’ta oyumuzu kullanmak zorundayız, mecburiyetindeyiz. Ülkemizde demokrasi ne şekilde cereyan ederse etsin. Ama hiç olmazsa iki kavramı göz önünde bulundurmak zorundayız.  Bunlardan birincisi “ahde vefa” ikincisi de kendinizce ortaya koyabileceğiniz, “siyasette adalet” ilkesi. “Siyasette adalet yoktur”, denilir ama aman siz kulak asmayın. Çünkü adalet çökünce siyaset de çöker. Vereceğiniz “Oy”un önemi de kalmaz. Eğer neticeye giden her yolun mubah ya da meşru gören bir siyaset “netice alma san’atı” olarak kabul görürse,  çıkarlar, menfaatler iş başı yapar, artık temiz bir siyasetin yolu kapanır. Aman dikkat.

Bilinen, hikâyedir, Kanunî Sultan Süleyman, ihtişamının zirvesine çıkardığı devletin geleceği hakkında endişe eder ve Yahya Efendi’ye;

“–Osmanoğulları’nın âkıbeti nice olur? Bir gün olur da çöker mi?” şeklinde bir mektup gönderir. Bunun yanıtını almak için dönemin ünlü Türk âlimi Yahya Efendi’ye Sadrazamı gönderir. Yahya Efendi’nin cevabı kısacık bir cümledir; “NEME LAZIM DENİLDİĞİ ZAMAN.” Bunu uzun bir süre düşünen Muhteşem Süleyman, sonunda ünlü âlime mektup yazıp bunu açıklamasını ister. “Çeşitli yorumlar yapıyorum, ama doğrusu nedir, onu ancak siz söylersiniz” der mektup gönderir. Dikkat ediyorsunuz, değil mi? Aralarındaki mektup teatisinde “sadrazam” aracı rolünü oynuyor. Ve ünlü âlim Yahya Efendi de mektup yazıp Yavuz’a gönderir. Bu mektup şu anda Topkapı Sarayında sergilenmektedir.

Mektup: “Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık sıradan bir hale gelirse, işitenler de neme lazım deyip uzaklaşırsa, sonra “koyunları kurtlar değil de çobanlar yerse”… Bilenler bunu söylemeyip susarsa ve gizlerse… Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkar, bunu da taşlardan başkası işitmezse… İşte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır. Halkın güven ve saygısı sarsılır. Asayişe itaat hissi kaybolur. Halkın umutları yok olur, böylece mukadder hale, kaçınılmaz hale gelinir.”

Evet, mektup böyle söylemiş, bütün bunlardan sonra da benim demem odur ki, “Siyaset adalet için midir, adalet siyaset için midir?” Bu veciz soruyu, iyice, etraflıca düşünmek lazım derim sevgili okurlar.

(1) Albert Camus’un anlamlı bir özdeyişidir: “Les cimetières sont remplis de gens indispensables”

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ticari Hayat