MENÜ
Ankara 17°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
SOSYAL MEDYANIN YEMEK KÜLTÜRÜNE ETKİSİ
Oğuzhan SARI
YAZARLAR
2 Temmuz 2019 Salı

SOSYAL MEDYANIN YEMEK KÜLTÜRÜNE ETKİSİ

Sevgili okurlar, bu haftaki köşe yazımı Türkiye’deki yemek kültürünün özellikle sosyal medya aracılığıyla nasıl bir değişim geçirdiği üzerine yazmak istedim.

Türkiye, bulunmuş olduğu coğrafi konum, münasebeti olduğu farklı toplumlar, geçmişinden gelen kültür birikimi hasebiyle çok geniş ve bir o kadar da kaliteli bir yemek kültürüne sahip olagelmiştir. Dünya üzerinde Türkiye diye bir ülkenin olduğunu bilen biri, muhakkak bir Türk yemeğini de bir şekilde duymuştur. Bu gayet tabi ülke mutfağımızın kalitesi ve çok çeşitliliği ile alakalıdır. Zaten ülkemizde halihazırda iki şehrimiz - Gaziantep ve Hatay- de UNESCO gastronomi şehirleri arasında yerini hak ederek almıştır. Ve şahsi düşüncem,  bu sayının gerekli girişimler neticesinde artmasında hiçbir engel olmadığı yönündedir.

Son yıllarda teknolojinin hayatımıza iyice girmesi, yemek yeme alışkanlığımızdan tutun da ülkedeki yemek sektörüne kadar birçok alana ciddi manada etki etti. Mesela artık insanlar bir yere yemek yemeye gideceği vakit arkadaşından, eşinden, dostundan fikir almak yerine internet aracılığıyla kullanıcı tavsiyelerini/yorumlarını okuyor. Bu bazen iyi sonuçlar verebilirken bazen de hayal kırıklığına uğramaya sebep olabiliyor.

Çünkü yakınen tanıdığın bir arkadaşının nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını, hangi tür yemekleri sevip sevmediğini, damak tadına güvenilip güvenilmeyeceğini bilebilirsin. Fakat hiç görmediğin, beğenileri hakkında fikir sahibi olmadığımız birinin tavsiyesi yahut telkini bizim için bir anlam ifade etmeyebilir. Yine de sonuç ne olursa olsun bu durum önlenemez bir hâl almış durumda. Gerçi kimse önünün alınmasını da bekliyor değil. İşin bu boyuta da çok önemli değil aslında.

Bir de işin sosyal medya boyutu ve buna mukabil reklam kısmı var. Artık insanlar yediğini, içtiğini, gezdiğini, gördüğünü bir süzgeçten geçirmeksizin sosyal medyada paylaşır hale geldi. Birileri bir yerlere sıkça gitmiş ve oralardan bahsetmişse diğerleri de mutlaka bu yerlere gitmek zorunda hissediyor kendini. Tabi gitmekle yetinilmiyor, mutlaka oradan bir paylaşım yaparak adeta orada bulunduğunu ve orada bulunabilecek bir insan olduğunu da kanıtlıyor. Bu sonu gelmez döngü ister istemez mekanların, bu mekanların ürünlerinin de popülaritesini artırıyor.

Günlük hayatta bunun sonucunu mantar gibi her yere açılmış kahveciler, adım başı karşımıza çıkan lokmacılar, güya Hatay usulü döner yapan lokantalar, sanki bir işaret bekliyormuş da o işareti alır almaz her yere yayılan steak house restoranları ve daha nicesi olarak görüyoruz. Kimisi işleri yoluna koyup yürüyorken kimileri de çok geçmeden dükkan kapatmak zorunda kalıyor.

Sosyal medya ve yemek konusu mevzubahis olduğunda canımı ziyadesiyle sıkan bir mesele de ‘abartı’ konusu. Özelikle Instagram üzerinden yapılan paylaşımlarda görüyorum bunu. Beyefendinin biri samimiyetsizce sırıtarak künefe yapıyor. Yaptığı künefeyi de bilmem kaç santim uzatarak kaliteli bir şeyler yaptığını zannediyor. Halbuki biraz bu işten anlayan insan künefe peynirinin santimetrelerce uzamasının o künefenin kalitesi ile alakası olmadığını bilir. 

Bir başka örnekte ise bir tostçu yaptığı tostun içine kalitesi şüpheli 7-8 çeşit malzeme koyarak 1 kiloya yakın bir tost yapıyor ve bunu sanki çok acayip kaliteli bir şey yapmış gibi sunuyor. Halbuki bir parça sıcak ekmeğin üzerine tereyağ sürülerek yapılan bir azık bile o üründen katbekat daha iyidir çoğu zaman. Bu örnekleri çoğaltmak maalesef mümkündür. Çünkü dedim ya, iş artık içinden çıkılamaz, geri dönülemez bir hâl almış durumda.

Ancak en azından özgün olanı, iyi olanı korumak, hak ettiği değeri vermek bizim elimizde. Hak edene hak ettiği değeri verelim ki bu yeme içme konusundaki yozlaşmaya, tüketim kültürüne bir dur diyebilelim. Tabi ki herkes işini yürütebilsin, para kazanabilsin ama bu parayı hak ederek kazansın. Yaptığı işin hakkını versin, belli etik kurallara sahip olabilsin.

Dünyada saygın bir yere sahip olan yemek kültürümüzü bu tüketim/reklam çılgınlığına kurban etmemek dileğiyle, esen kalınız.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ticari Hayat