MENÜ
Ankara 11°
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
TÜRKİYE’NİN ASIL MESELELERİ
R.Bülend KIRMACI
YAZARLAR
9 Haziran 2021 Çarşamba

TÜRKİYE’NİN ASIL MESELELERİ

Türkiye’de ekranlar halktan kopuk. Seçimleri tv’ler kazanmıyor. Tencerede ne varsa, sandıktan o çıkacak. Vatandaş ekmek derdinde; her gece evde ocağın kaynaması gerek. Devletin işlerinin de her gün görülmesi gerek. Bütün bunlar çok yalın gerçeklerdir.

Bu gerçekler ışığında, öncelikle ve gün yitirmeden siyaset, “diline” özen göstermeye ve yasaları ve hakkı üstün tutarak, her meselede akılcılığı sergilemeye ihtiyaç vardır… Unutmayalım ki, karmaşa ortamlarında, Türkiye’nin politik (faiz) riskini yükseltmeye, döviz kuru üzerinden manipülasyonlar sergilemeye ve daha başlamadan turizmi baltalamaya teşne çevreler olabilir... Dış siyaset mecrasında ve iktisadi alanda esaslı uğraşılar içindeyiz. Türkiye, harakiri yapamaz!

İLK 500 SANAYİ ŞİRKETİ ve FAALİYET-DIŞI KÂRLILIK

Geçenlerde sanayide ilk 500 kuruluş listesi yayınlandı. Buraya kadar tamam ama devam! Listeyi inceleyince, petro-kimya dahil konvansiyonel şirketlerin yeterli hacimlerde olmadığı anlaşılıyor. Sanayi kuruluşlarımız açısından, enflasyondan arındırıldığında “kârlılık” da pek parlak sayılmaz. Bundan da ötede; “Faaliyet Dışı Kârlar” olumsuz bir gizli öznedir ve yanı sıra artan kur baskısıyla sanayimiz ağırlaşan borçluluk içindedir. Bu bağlamda devam edersek ve bankalar sistemini sanayi performansından ayrı düşünemeyeceğimizi anımsarsak; sanayi-banka, üretici-banka ilişikleri ekseninde ülkemizde doğal olmayan bir başka olgu daha netleşiyor: Türkiye’de bankalar müşterilerine oranla “aşırı kâr” sağlamaktalar. Bu olgu borçlanmaya, kredi kullanmaya, tevsi yatırımlarına da yansımaktadır.

TASARRUFTA DÖVİZ AĞIRLIĞI

Öte yandan, denge bir kez bozulduğunda bu kez yurttaşlara kadar yansımaktadır. Tasarruf mevduat ağırlığı dövizden yanadır… Buna karşı gereken önlemler yeterli değildir. Son olarak, 500’lük listeye de bakarak ve daha genel düşünerek; sanayi dağılım sıkletinde yurt genelinde bölgesel dengesizlikler olduğu söylenebilir... Türkiye’nin gündemi bu tabloyu incelemek ve somut önerilerde bulunmak olmalıdır. Asıl olarak planlamaya ve yeni üretim süreçlerini okumaya ihtiyacımız vardır… 

Türkiye’de dövizin etkinliğini, dövizle borçlanmanın başat unsur olmasını dizginlemek ve bu döngüyü kırmak zorundayız… Hem de salt bireyler ve aileler, küçük yatırımcılar için değil, sanayinin, büyük yatırımcıların, yönetimde karar süreçlerinin tümü için, bu anlamda zihinsel ve kurumsal yenilemeyi sağlamalıyız…

İHRACAT, FİNANSAL MALİYETLER ve BORÇLULUK

Unutmayalım ki, ihracatın maliyetini azaltmadan finansal maliyetleri dizginlemek zordur. Hane-halklarının borçlanmasını azaltmadan da takipteki alacakları dizginlemek zordur. Bugün piyasada, Ticari krediden fazla bireysel kredi talebi vardır; bu, doğal değildir! Bankalar, kârlılıkta, imalat sanayine fark atmakta buna karşılık alacaklarının tahsilatını adeta “satmaktadırlar”! Bir zihniyet devrimine gereksinmemiz vardır: Borsayla kalkınma olmaz, sıcak paradan yatırım doğmaz! Türkiye siyaset gevezeliklerini değil, bu olguyu baş tacı etmelidir.

ZİHNİYET DEVRİMİ: TASARRUF, YATIRIM, ÜRETİM!

Bu zihniyet devrimi kamuda tasarruflar, üretken yatırımlarla, toplumda çağdaş eğitimle olanaklı olacaktır. Tasarruf anlayışı beraberinde bütçe önceliklerine sirayet eden disiplini de getirecektir. Bütçe açıklarını zam, eksik istihdam, üretimden ve yatırımdan kaçış ve dolaylı vergiler ile kapatmanın çıkmaz sokak olduğu kavranılacaktır. Buna karşılık, işi yanlış yerden tutan sadece kamu bürokrasisi olmamakta, örneğin bu arada bazı belediyelerin emlak vergilerini piyasa ve salgında dayanışma durumuna çok aykırı şekilde artırdıkları gözlenmektedir. Hükümet, belediyelerin emlak vergileri artış oranına bir anlamda narh (tavan) getirmelidir. Türkiye üretim ekonomisini gündeminin baş sırasına yerleştirmelidir…

ÖZELLEŞTİRMEYE, YABANCILAŞTIRMAYA SON!

Yılların özelleştirme politikalarının yarattığı olumsuzluklara bir dur denmelidir. Bu olumsuzluklar işsizlik, kayıt-dışılık, yabancılaştırma, yasa-dışılık olarak topluma geri dönmektedir. Bu bağlamda geçenlerde basına yansıyan bir haber umut verici bir gelişmedir. Buna göre, 15 şeker fabrikamızın özelleştirilmesine yargı fren olmuştur. Bu yaklaşım hakçadır, hakkaniyete uygundur. Bu anlayışı sahiplenmeliyiz. Değil özelleştirme, kamucu yatırımlarla, fiyatlar genel düzeyini dengeleme ve istihdam sağlama olanaklarımızı genişletmeliyiz. İşte Türkiye’nin gündeminde bu gerçeklik olmalıdır…

İLLE DE İSTİHDAM!

Evet Türkiye istihdam sağlamalıdır. Ancak önelcikle de mevcut iş gücünü korumalıdır. İş gücünün korunması hem sosyal hem de ekonomik haklarının esirgenmesiyle olanaklı olur. Ekonomik haklar, toplu iş sözleşmesi görüşmeleriyle değerlendirilir. Ancak, içinde bulunduğumuz karmaşa ortamında, “Toplu Pazarlıklar” da sorunlu alana doğru evrilebilir… Devletten başlayan tasarruf yerine devleti saran popülizm, gerçek ücretlerde yıllara sari erozyon, ister istemez toplu iş görüşmelerini “açık artırma” kıvamına taşıyabilir. Sosyal transferlerin sosyal devlete galabe çaldığı bir ortamda dengeli bir müzakare sürecini tutturmak güçleşir. Emeğin haklarını korumak, çağdaş çalışma ortamında barışı sağlamak ve adil bir ücret sistemi kurmak, devletin birinci derecede sorumluluk alanındadır. Türkiye haklarıyla, kazanımlarıyla, gelecekten beklentileriyle “emek” açısından geri gidemez! Türkiye işte buna özen göstermelidir.

SANAYİ TOPLUMU OLMALIYIZ

Nihayet, yakın, orta vadede yurt genelinde sanayileşme ve sanayi toplumuna erişmek, daha uzun vadede dünya genelinde, insancıl toplum düzeni arayışı üzerinden insancıl sosyal dünya düzenini tesis etmek, temel uğraş alanlarımız olmak gerek. Gündem bu olmalıdır. Bu olgulara katkı yapılması, zamanın, kaynakların ve kurumların en etkili şekilde değerlenmesine bağlıdır.

KÜRSELLEŞMEYE KARŞI HALK SEKTÖRÜ

Küreselleşmeye karşı “kitleselleşme”, kapitalizme karşı “halk sektörü” esastır. Parasal sermaye kadar sosyal sermayenin de değerlendiği bir sistem, ancak ulus-devlet çatısı altında olanaklıdır. Öte yandan bölge merkezli dış siyaset ve yükselen ekonomilerle azami yarar saikiyle ticari iş birliği esas olmalıdır.

 İşte Türkiye’yi Türkiye’den düşünen herkes için asıl gündem bunlar olmalıdır…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Ticari Hayat