MENÜ
Ankara
Ticari Hayat
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ÜCRETTE ADALET, GELİRDE HAKKANİYET
R Bülend KIRMACI
YAZARLAR
9 Ekim 2019 Çarşamba

ÜCRETTE ADALET, GELİRDE HAKKANİYET

Gelir dağılımında hakkaniyet bir insanlık meselesidir. Burada herkese aynı gelir verilsin diyen yok. Ancak herkese hak ettiği verilsin diyoruz. Hayatın içinde çeşitli mesleklerde yer alıyor, hizmet ve mal üretiyoruz; buraya kadar tamam, ama iş bölüşmeye gelince, işte o noktada burada ve her yerde büyük adaletsizlikler yaşıyoruz… Elbette altının bakırdan, ipeğin yünlüden, motorun sabandan, uçağın arabadan farkı olacak; elbette yıllarca dirsek çürüten, en güzel yıllarını kitaplara vererek yetişen uzmanların, vasıfsız iş gücünden bir farkı olacak; ama sonuçta hepimiz insanız ve geçinmek için “aramızda dağlar kadar fark” olmayacak. Olmamalıdır. Çünkü eninde sonunda bir hayatı paylaşıyor, nihayet, vakti gelince “geldiğimiz gibi” çıplak ve beş kuruşsuz gidiyoruz. Oysa, bugün burada ve her yerde hayatın olanakları açısından insanlar arasında uçurumlar var. Bir yanda infial uyandıran bir yoksulluk diğer yanda tiksindirici bir servet yığınağı var.

Bütün bunlar insanın doğasına aykırıdır. İnançlarla bağdaşmaz. Kurallarla yaşamak zorunda olduğumuz gerçeğine karşılık bu derecede gelir ve geçim farkı, hukuk devleti ilkesiyle de açıklanamaz. Kaldı ki, gelir ve geçim koşulları ve yaşamın nimetlerinden yararlanma açısından yaşanılagelen adaletsizlik en çok çocukları etkiliyor, asgari koşulları bile sağlamayan ortam nedeniyle aileler parçalanıyor. Evet, insan olarak derdimiz budur! Tabii gerçek bir “insansak, derdimiz budur! Farklılıklar olsa da herkesin sağlık, eğitim, ulaştırma hizmetlerinden ve örneğin yıllık tatil olanaklarından asgari düzeyde ve belli bir kalitede yararlanması gerekir. Öte yandan yalnız çalışanların değil, işsizlerin de hayatını belli bir vasatta idame edecekleri ve elbette emeklilikte insanca bir yaşamın garantilendiği koşulların sağlanması devlet ve toplum açısından bir zorunluluktur.

Gelir dağılımı her yerde adaletsiz!

İnsanca bir yaşam, “ücretlerde adalet, gelir dağılımında hakkaniyeti gerektirir. Dünya da bu arayıştadır… Ancak, bu noktadan çok uzaktır… Dünya Ekonomik Forumu çevrelerince geçenlerde 1990’lı yıllar ile 2015 yılının, gelir dağılımı adaleti (GDA) açısından karşılaştırıldığı bir rapor yayımlandı… Malum, gelir dağılımı, bilimsel bir kabulle Gini Katsayısı ile ölçülüyor… Bu katsayı ne kadar yüksekse, “gelir dağılımı da o kadar bozuktur” deniyor... İşte yayımlanan bu son rapor dünya nüfusunun %85’ini kapsayan 83 ülkeden elde edilen verilerle şekillenmiş… Gelir adaletsizliğinin en yoğun olduğu, yani Gini katsayısının en yüksek belirlendiği yerler; Latin Amerika ve Sahra-altı Afrikası ülkeleri

Ya Türkiye’miz?: Son dört yıldır resmi verilere göre de gelir adaletsizliğinin giderek tırmandığı, nüfusun yüzde 70,4’ünün borçlu olduğu Türkiye’de, TÜİK tarafından, Gini katsayısının bu yıl (2019) bir önceki yıla göre 0,003 puan artış ile 0,408 olarak tahmin edildiği bildiriliyor… Bizim nüfusumuzun çok az bir kesitinin toplam nüfusun yarısının gelirine denk bir gelire sahip olduğunu bin kerelerce yazmıştık, o nedenle, bu veriler bizi şaşırtmıyor. Fakat dünya genelinde de kimi ilginç veriler var: Eski Doğu Bloku ülkeleri kapalı rejimden serbest piyasa (!) ekonomisine geçerken gelir dağılımının giderek bozulduğu, bunun yanı sıra, dünya nüfusunun % 45’ini barındıran Çin, Hindistan, ABD ve Endonezya’da da gelir dağılımın on yıllar içinde giderek olumsuz bir tablo oluşturduğu biliniyor… O arada, Çin’i burada biraz ayırmak ve bu ülkenin belki “gelirle” değil ama “yaşam kalitesiyle” bire bir ilintili olan “sağlık alanına” vatandaşları için büyük kaynaklar ayırdığını da hatırlatmak uygun olacaktır. Çünkü zaten gelir, esasen iyi bir eğitim, etkili bir sağlık, güvenli bir ulaşım hizmeti ve yanı sıra barınma ve beslenme ile ilgili standartların sağlanması açısından gerekiyor.

Ücretler de adil değil

Gelir dağılımı adaletsizliği yalnız nakdi veya gayri nakdi gelir ve varlıkların dengesiz dağılımı açısından değil aynı zamanda mal ve hizmetlerin tüketilmesinde yetersizlik anlamında da kendini belli eden bir durumdur. Ülkeler, ücret, vergi ve sosyal harcamalar kalemlerinde özensiz davranırlarsa ve bu tablo bir de hayata başlangıç açısından mirasla veya borçla “hayata katılan” insanların, ailelerin üzerine binerse, belli bir onarımın ve durumu düzelten  programın uygulanması da bir o kadar güçleşmektedir. Gerçekten Oxfam’ın 2018 yılına dayalı araştırmasına göre, dünyanın en zengin %1’lik kesimi 2016 yılından 2017 yılına kadar geçen zamanda dünya nüfusunun elde ettiği toplam gelirin beşte dördünü elde etmiş görünmektedir.

Bu ortamda örneğin Nijerya çocuklarına yeterli kaynakları ayıramamakta, Singapur onca zengin bütçesine karşın vergi adaletini gündemine almamaktadır. Dikkat edelim lütfen her iki durum da dolaylı olarak gelir dağılımını etkilemekte, herhangi bir ülkede bu boşluğun maaş ve ücretlerdeki tedrici artışlarla telafisi giderek güçleşmektedir. Kaldı ki ücretler konusunda da dünya son derecede adaletsizdir. Bizde olduğu gibi bir kere, kadınlar erkeklere oranla aynı çalışma süreleri açısından çoklukla daha az maaş/ücret elde edebilmektedir. Dahası dünya genelinde en yüksek ücret alan % 10’luk çalışanlar dilimi maaş ve ücretlerin % 25.5’ini alırken, en düşük ücret alan %10’luk çalışanlar dilimi maaş ve ücretlerin % 29.1’ini almaktadır. Ülkemizde de maaş ve ücretlerde her kesimin içine sinen bir durum maalesef ve kesinlikle yoktur.

Yaşam kalitesine etkisi

Tekrar edelim: Gelir dağılımı adaletsizliği mal ve hizmet kalitesinde hizmetlere erişimde yetersizlikle beliren bir durumdur. Buna bir de servet dağılımındaki eşitsizliği eklediniz mi ortaya yoksulluğun resmi çıkmaktadır. Aslında ücret, vergi, sosyal haklara ilgili müdahale alanı ve ajandası bulunmayan ve sonuç olarak geliri adilleştirmeyen bir ortam(yönetim), tarım, enerji, istihdam alanlarında da kamu refleksinin dumura uğradığı genel ortamla tamamlanmaktadır. Bu da ailelerin, bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Tarımda çok değil on yıl öncesinde kendine yeten yedi ülkeden biriyken bugün saptan samana net ithalatçı olduk…

Türkiye’miz, yeni, alternatif, doğal enerji kaynaklarını yeterince geliştiremezken, Avrupa’nın 39 ülkesi arasında enerjide dışarıdan ithalata en bağımlı beşinci ülkedir... Bu olgular, yetersiz geliri olan vatandaşın sofrasının giderek daha pahalı kurulması, aylık elektrik, gaz faturasının daha da artması sonucunu doğurmaktadır. Yanı sıra nüfus artış hızını ememeyen istihdam özellikle “genç işsizliği” ve “okumuş gençlerin” üretim dışı kalması açısından çok sıkıntılı bir manzarayı oluşturmaktadır. Öyleyse ihtiyacımız olan üretken kamu yatırımları, etkili tasarruf, adil bir vergi sistemi ve hakça bir ücretlendirme politikasının eşliğinde, ulusal kaynaklarımıza sahip çıkmak; enerjide, tarımda, istihdamda vatandaşlarımızı gönendirecek ve güvendirecek önlemleri almaktır.

Her yerde insanca yaşamak

Nihayet şunları vurgulayabiliriz: Gelir dağılımı adaleti söz konusu olduğunda atılacak her iyi adım veya atılmayan her olumlu adımda gerileyen veya ilerleyen dünyadır; insanlıktır. Bir yerlerde kahredici yoksulluk varsa orada suç, yasa-dışılık, emek sömürüsü, cinsiyet istismarı, çocuk işçiliği daha yaygın hale gelmektedir. O yoksulluk vahalarından terör üremekte, dünya fakir için de yoksul için de daha güvensiz bir yer haline gelmektedir… Bir başka açıdan bakılınca da, bir yerde “aşırı” gelir ve servet birikimi varsa, oralarda, dünyanın geri kalanı, hatta kendi yoksulları için empati kuracak siyasileri bulup iş başına getirmek zordur; sistem, “para” üzerine kurulmakta, “güç” paraya endeksli olarak dağıtılmaktadır… Tıpkı ülkeler arasında olduğu gibi, ülkelerin içinde bölgeler, bölgeler açısından semtler arasında da kabul-edilemez bir gelir dağılımı ve servet yığınağı içinde yaşamaktayız

İnfial uyandıran bir yoksulluk ve tiksindirici bir servet yumağı altında, yaşamdan bir damla mutluluk aldığımızı sanarak ve çoğunlukla da aldanarak hayatlarımızı yaşamaktayız… Bu durum insana da doğaya da, insanlık değerlerine de aykırıdır. Yapılması gereken burada ve her yerde insanca ve hakça bir düzeni kurmak için, eğitim, sağlık, ulaştırma hizmetlerinin kalitesini bir vasatta belirleyen, ücret ve gelirlerde hakkaniyeti, vergi ve harçlarda adaleti gözeten, yurttaşlara iş bulan, insanca bir emekliliği sağlayan, o arada doğal kaynakları bulunduğu ülke coğrafyasının halkı başta tüm insanlık için adil değerlendiren, dünyadaki borçluluğu bir defalık olsun yarı yarıya indiren ve Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Güvenlik Konseyini eşit temsil ile işlevselleştiren bir düzenin kurulmasıdır… Evet, şarkıda dendiği gibi “doğarken ağladı insan ve bu son olmalıdır!”

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ticari Hayat